Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Medine Ruhunun Aşamaları

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın): çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarptırırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Mekke’den Medine’ye gidenler iklimin nasıl değiştiğini görüp şaşarlar. Sert kayalıklar, çetin şartlar geride kalmış, her yanı bahçeler, tarlalar, hurmalıklar kaplamıştır. Asude iklimin içinde yüzen bahçeleri, vadileri, bereketli toprakları çevreleyen dağlar da ayrı bir güzellik. Kuyu suları bol olan beldede yeryüzünün en tatlı suları bulunur. Muhammed Hamidullah, Aynuz Zerkaa’da içtiği suyun lezzetini hiçbir yerde alamadığını söyler. Taif şehrinin vadilerine kadar uzanıp giden yağmur yataklarındaki sular Medine’yi geçip Kızıldeniz’e dökülür. Dünyada hurmanın en güzeli ve çeşitlisi burada.  

İslam’ı kabul eden Medineliler başlarına gelenleri işittikçe Mekke’deki kardeşlerini şehirlerine davet ediyorlardı. Çoğu yüzünü bile görmemişti Peygamber’in, elçilerin adalete insanlığa imana dair getirdiği haberlerle derinden etkilenmişlerdi. İslam’dan önce Medine’nin Arap halkı iki kardeşin soyundan gelmelerine rağmen derin ayrılıklara düşmüşler, Evs ve Hazreç kabileleri olarak yıldırıcı, kahredici iç savaşta birbirlerini öldürmüşlerdi. Yahudiler desen Benu Kaynuka, Benu Nadir, Benu Kurayza olmak üzere üç farklı kabile halinde bu Arap kabilelerinin tebaası olarak yaşıyorlardı. Bunun dışında da farklı etnisiteler vardı ve Mekke’deki nüfuzlu insanların bir araya gelip oluşturduğu keskin bir iktidar henüz var olmamıştı. Tam Hazreçli Abdullah bin Ubey ortamı yatıştırmış krallığını ilan edecekken, hatta Yahudi bir kuyumcuya krallık tacını bile sipariş vermişken Hicret’in vuku bulması siyasi ortamı tamamen değiştirdi. Krallıkla birlikte bir süre sonra yine üstünlük iddialarının  çatışmaların başlaması kaçınılmazdı. Seyyid Hüseyin Nasr’ın dediği gibi “la ilahe illalah”ı temsil eden Mekke’den artık “Muhammed Rasûlullah” şehri olan Medine’ye geçiliyor, burada kötülüklerden arınmış bir toplumun inşası için başlatılan büyük devrime tanık oluyordu insanlık. Yönetici elitler, ayrıcalıklı sınıflar üstünlük iddiaları ile yüzleşme zamanıydı.

Peygamberimiz Medine’ye giriş yaparken krallık teşebbüsünün akim kalmasıyla keder ve hüzün içinde olan Ubey’in evinde misafir olarak onu onurlandırmak, teselli etmek istedi. Gönlünü almak için azami çaba gösteriyordu fakat o öfkeliydi, bahçesinde yerinden kalkmadan ‘seni davet edenlerin yanına git, onların evinde misafir ol’ diyerek ziyareti reddetti.

Bu olayın ardından bütün kabileler O’nu misafir etmek istedi ama o devesinin üzerindeydi,  bırakın deve serbestçe yürüsün dedi dostlarına. O bizi Allah’ın razı olduğu bir mahalle kadar götürecektir. Bir müddet yol aldıktan sonra bir yere çöken deveyi kaldırmak için bir iki teşebbüste bulunduysa da devenin kararlılığı çok açıktı. En yakın ev olan Ebu Eyyub el Ensari’nin evine konuk oldu ki İstanbul’un fethi için ahir ömründe sefere çıkan bu sahabe Eyüp Sultan’da metfun olup milyonlarca insan tarafından ziyaret edilmekte. Devenin seçtiği yer hasadı yapılan hurmaların kurutulduğu bir mahaldi ve iki yetim kardeşe aitti. Onların da sevinçle rıza göstermesiyle burası parası Hz. Ebû Bekir tarafından ödenmek suretiyle satın alındı ve Ulu Cami’nin (Mescid-i Nebevi) inşaatı başladı. Bir yanına Peygamberimiz’in evi bir yanına da gündüz ilim tahsil edilen gece yersizlerin kalabileceği Suffe odası yapıldı. Hakikatle buluşulan, kardeş olunan, omuz omuza namaza durulan mescit; toplayan, birleştiren, öğreten, bir merkez. Burası Medine’ye gelmeden konakladığı Kuba’da inşa edilen mescitten sonra ikinci kez taş taşıdığı, çalıştığı bir mabet, müminler için yeni diriliş alanıydı.

Suffe İslam’ın ilk üniversitesidir. Yaşamda önceliğin ilimle hakikatle buluşmaya verilmesinin, bunun en büyük zenginlik olduğunun idrak edildiği yer. Suffe ehlinin yaşam biçimi özel olarak ele alınmayı hak ediyor.  

Medine, Mekke’nin sert ikliminden gelenlere göre rutubetli ve alışılması zor bir yer. Yerlerinden yurtlarından, evlerinden mülklerinden ve birçok akrabalarından kopmanın, sahip oldukları her şeyle birlikte doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda kalmanın hüznünü, hicret etmeyenlerin, mülteci olmayanların anlaması ne kadar da zor.

Vücut dirençleri düşmüş, salgın hastalıklar baş göstermişti. Peygamberimiz sahabelerin sağlıkları hakkında haber almaya çalışınca ateşi yükselen yatağa düşen Ebû Bekir’den bir şiir geldi, ölüme ayağındaki ayakkabılardan daha yakın olduğunu söylüyordu. Peygamberimiz de ona bir şiir yolladı: Ben ölmeden evvel ölümü tattım. Bunun nice manaları var kim bilir. Mekke’deki müttefik kabileden gelen bir adam şehrin kışa girerken büründüğü güzellikleri anlatmaya başlayınca nasıl da hüzünlenmiş, özlemi yüzüne yansımıştı. Onun gibi herkes hasret içindeydi.  

Sıla hasretinin dinmesi için kalplere yeni bir sürur lazım. Medine’ye gelişin beşinci ayında Ensar ve Muhacir ailelerin ileri gelenlerini toplayan Peygamberimiz yeni duruma karşılıklı intibak için fikirler ileri sürdü. Yeni şehir kurulurken ona ruhunu özünü verecek düşünceler vardı aklında. Peygamberimiz’in önerisiyle Medineli her ailenin başkanı muhacir bir aileyi yanına alacak, öyle bir “ahdî kardeşlik” tesis edilecek ki birbirlerine mallarında varis bile olacaklar. Kimileri kendiliğinden birbirlerini bulup eşleşiyor kimileri de kura çekilerek belirleniyordu.  

Rekabete, sahip olmaya, ele geçirmeye odaklanmış insan ruhu yeni toplulukta vermenin hazzını yaşıyordu. Medineliler arazilerinin yarısını kardeşlerine vermeyi teklif ederken muhacirler bunu kabul etmiyor, bedelle kiralamayı teklif ediyorlardı. Bahreyn eyaletinden gelen hisseleri Peygamberimiz Ensar’a tahsis etmek isteyince, “Hayır! Kardeşlerimize de hisse verilmesi lazım” diyen diğerkâm insanlar.  

Hz. Ömer’in tecrübesi de büyüleyici. Ahdedilmiş kardeşiyle zamanı da paylaşmışlardı, biri bahçede hurma hasadı işine bakarken öteki Peygamber’in yanında ilim öğreniyor, sonra kardeşine işittiklerini anlatıyor, ertesi gün yer değişiyorlardı. Herkes tutunup yerleştikten ve yuvasını daim kıldıktan sonra kan akrabalığı dışındakilerin birbirine mirasçı olma halini kaldırdı Peygamberimiz. Bu uygulamalar insan fıtratıyla uyumlu olmaya ne kadar özen gösterildiğinin delilleri. Olağan şartlarda insan ancak kan bağı olan yakınlarına bırakmak istiyor kazanımlarını demek.   

Neredeyse hiçbir kabilenin servetlerini büyütmedeki rekabet uğruna diğeriyle anlaşamadığı, ortak bir ilke üzerinde ittifak edemediği bir kasaba görünümündeki Yesrib, nasıl oldu da sevgi, kardeşlik ve adalet çağrılarına kulak veren insanların yaşadığı Medine’ye dönüştü. Bunun özü sözü bir, söylediğini bizzat yaşayan öncünün ahlak haline getirdiği güven ortamıyla ilgisi var elbette.

Mahzumoğulları’na mensup soylu bir kadın hırsızlık yapmıştı. Hak ettiği cezanın uygulanmaması için ailesi Peygamberimiz’in çok sevdiği Usame bin Zeyd’i aracı olarak gönderdi. Buna çok sinirlenen Peygamberimiz bütün Müslümanlara hitaben “Sizden öncekilerin helak olması, fakirler hırsızlık yapınca hat uygulayıp, nüfuzlu ve zengin olanların cezadan muaf tutulmalarındandır. Vallahi Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa onun elini keserdim” buyurdu.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın): çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarptırırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 135-13) ayetlerinin gereğiydi bu.

Peygamberimiz sert topraklardan gelen tarımdan anlamayan muhacirlerle birlikte elli üç yaşından sonra tarımı bahçe işlerini öğrenmeye çalışmaya başladı. Medineliler O’nun kral gibi yaşamasını, başkanlık yapmasını umdularsa da O çalışmayı tercih etti.

Vahiy hayata geçmedikten sonra dilden dile tekrarlamanın, kitaptan kitaba aktarmanın ne manası var.

Mescidin inşası kalplerdeki birçok hastalığa şifa oldu. Zenginler inşaatta çalışmak istemiyorlar, Peygamberimiz ise onların da emeğin değerini öğrenmelerine çalışıp çabalamalarına önem veriyordu.  Hz. Ali çalışanlara moral olsun diye şiirler söylüyordu tuğlaları taşınırken. Halis munis Hz. Osman bile ilk kadın şehit Sümeyye’nin oğlu Ammar’ın onların bulunduğu yerde Hz. Ali’nin çalışmaya teşvik edici şiirlerinden söylemesine sinirlenmiş, bu durum ağırına gitmişti. Ne de olsa Peygamber’in kızı Rukiye ile evli, Kureyş’in en itibarlı adamlarından ve hatırı sayılır mülkü olan biri. Bunun üzerine Peygamberimiz ayrıcalıkların üstünlüklerin sona erdiğine dair ağır bir konuşma yaptı. Yeni şehirle birlikte doğan yeni toplumsal bireysel yapılanma ve anlayış, kalplerde akıllarda yer etmeye başlamıştı artık. Eşitlikçi, adil ilkeler teker teker belirginleşiyordu.

Yesribliler “buraya artık Medinetü’n-nebî diyelim” dediler ve zamanla sadece Medine olarak anılmaya başladı. Fazıl bir şehir olarak insanlığın önüne gelecek kuşaklara sözlü ve yazılı olarak aktarılabilen engin bir şehir yaşamı tecrübesi seriliyordu.  

Peygamberimiz, bir kavmin aileleri ve fertleri arasında mahkeme olur ve toplum tarafından hak ve adaletten uzak hüküm verilirse o kavimde muhakkak kan dökümü yaygınlaşır diye uyarıyordu İslam toplumunu. Adalete inancın kalmadığı yerde herkes kendi eliyle bunu tesis etmeye çalışacaktı ister istemez.

Ensar ve Muhacir birbirlerine sonuna kadar sahip çıkıp iyi kötü günleri paylaşmaya kararlı olsalar da Yesrib halkından olan Yahudiler ve Müslüman olmayan diğer halklar Hicret’i işe yaramayan kadın ve erkeklerin şehre doluşması olarak görmeye başlamışlardı ki bu hissiyatı anlamak lazımdı. Peygamberimiz sert topraklardan gelen tarımdan anlamayan muhacirlerle birlikte elli üç yaşından sonra tarımı bahçe işlerini öğrenmeye çalışmaya başladı. Medineliler O’nun kral gibi yaşamasını, başkanlık yapmasını umdularsa da O çalışmayı tercih etti. Kadınların da çalışmasını istiyordu. Mekke’de elini ılık sudan soğuk suya değdirmeyen kadınlar tarlalarda çalışmaya başladılar. Mekke’nin en zengin tacirlerinden Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma da çalışanlar arasındaydı. Peygamberimiz’in bir sözüyle Hz. Ömer ve Hz. Ebû Bekir mallarını yoksul Müslümanlarla eşitlenme projeleri için infak etmişlerdi.

Medine’de alışılmış toplumsal yapı sarsılıyor, yaşam standartları eşitleniyor ve veren paylaşan yeni bir zengin sınıfı oluşuyordu. Medine’nin Müslüman olmayan zenginleri kölelerin gündelik hayatta efendilerine yaklaşması karşısında panikliyordu ister istemez. Bilinen bütün değerler ve toplumsal erkler yerinden oynuyordu. Mülkün Allah’a ait oluşu, insana bir mühletle emanet edilişi, bunun da bir imtihan oluşu düşüncesi akıl ve kalbe inmeye başlamıştı. 

Müslüman olsun olmasın herkesin kalbini yatıştıracak bir arada yaşamanın ilkelerini ortaya koyacak Medine vesikasının yazılmasının zamanı gelmişti artık.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Yıldız Ramazanoğlu

1958 Ankara doğumlu. Ankara Kız Lisesi’ni ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Birçok süreli yayında denemeler ve hikâyeler yayınladı.  -KiTAPLARı- Bir Dünyanın Kadınları ( Ekin yay, 1998, İstanbul) Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü (editör) (Pınar yay, 2000, İstanbul ) Derin Siyah – Hikâye (Söylem Yay, 2002, Selis yay, 2006, İstanbul) TYB Hikâye Ödülü İkna Odası  - Roman   (Timaş Yay, 2008) İçimden Geçen Şehirler –Deneme (Selis yay, 2005, İstanbul) Kırmızı – Hikâye (Selis yay, 2006, İstanbul) Zilha Günü – Hikâye (Timaş Yay, 2008) Bağdat Fragmanı -Deneme (Timaş yay, 2008) TYB Deneme Ödülü Angelika -Hikâye (Timaş Yay. 2010) Eskader Hikâye Ödülü

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin