Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Mü'minin Her Hali Hayır Sebebidir

وَعَنْ أبي يَحْيَى صُهَيْبِ بْنِ سِنَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : «عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن : إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ » رواه مسلم .

Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân’dan (r.a) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

Peygamber Efendimiz’i hayrete düşüren şey, kulun, nâil olduğu nimetleri verene şükredince de, şer gibi görünen dertlere, sıkıntılara ve hastalıklara sabredince de sevap kazanmasıdır.

Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifi acaba nasıl bir ortamda söyledi? Hadisimizin bazı rivayetleri[1] bize bu konuda bilgi vermektedir. O gün Nebîler Sultânı Efendimiz ashâb-ı kirâmıyla birlikte oturuyordu. Birden mübarek yüzünde güller açmaya başladı. Belli ki kendisine bir müjde verilmişti. Yanındakilere:

“Bana neden tebessüm ettiğimi sormayacak mısınız?” buyurdu. Ashâb-ı Güzîn’in sorması üzerine de mü’minin bu ayrıcalıklı durumunu haber verdi.

Server-i Enbiyâ Efendimiz’in belirttiği üzere Allah Teâla mü’min kuluna büyük değer verir. Bu sebeple onun hem dünyada, hem de âhirette mutlu olmasını ister. Mü’min kulunu dünyada koruyup gözettiği gibi, ahirette de cennetiyle ve cemâliyle sevindirir.

Bunca nimetlere ve lütuflara karşılık Cenâb-ı Hak mü’min kulundan, kendini Rab olarak bilmesini ve O’na boyun eğip teslim olmasını ister.

Kul bir nimete kavuşunca, hemen o nimeti vereni hatırlamalıdır. Rabbinin kendisini her zaman gözettiğini, ikramlarıyla sevindirdiğini bilip O’na şükretmelidir. Memnuniyetini ve minnetini dua ve zikirleriyle, ibadetleriyle dile getirmelidir. Ve dünyaya, ahirete hazırlanmak için gönderildiğini hiçbir zaman unutmamalıdır.

Dünya imtihan dünyasıdır. Hayat yolu inişli yokuşludur. İniş de bir soru, yokuş da bir imtihan sorusudur. Ayağına taş değdiği, başına bir sıkıntı geldiği zaman bunların da imtihanın birer şıkkı olduğunu hatırlamalıdır. Başına gelene derin bir tevekkülle sabretmelidir. Bu acıların kendisine boş yere verilmediğini, sıkıntılara sabrettiği takdirde bu dertlerin kendisine ahiret azığı olacağını bilmelidir.

Hadis-i şerifimizde görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz’i hayrete düşüren şey, kulun nâil olduğu nimetleri verene şükredince de, şer gibi görünen dertlere, sıkıntılara ve hastalıklara sabredince de sevap kazanmasıdır.

Mü’min, başkalarına değil, sadece kendisine verilen bu güzelliği görmeli ve haline şükretmelidir. Fakir, “neden hep ben sıkıntı çekiyorum?” diye hayıflanmamalıdır. Hasta “neden dertler hep beni buluyor?” diye şikâyet etmemelidir. Çünkü bazı insanlar, her istediğine sahip olunca yolunu kaybeder. Bazı insanlar da yokluk çekince isyankâr olur. İşte bu sebeple zenginlik gibi fakirlik de bir lütuftur. Fakir yokluğa sabretmeli, zengin varlığa şükretmelidir.

Aynı şekilde hastalık da bir nimettir. Dertler ve acılar, sabreden mü’mini, hiçbir hayır ve ibadetin eriştiremediği cennetteki yüksek derecelere kavuşturur.

 


[1] Ahmed ibni Hanbel, Müsned, VI. 16, nr. 24426; Dârimî, Rikāk, 61, nr. 2780

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.