Kültür Sanat
Mimari
 

Müslümaların İlk Kıblesi: Mescid-i Aksâ

Müslümanların ilk kıblesi, en kutsal sayılan üç mescidden biri. Asil adı Aramice Beth makdeşa, İbranice Beth ha-mikdaş ve Arapça Beytülmakdis olup "mukaddes ev" demektir. İlk kurulusundan beri taşıdığı bu ad sonradan şehrin tamamını kapsamına almıştır.

Müslümanların ilk kıblesi, en kutsal sayılan üç mescidden biri. Asil adı Aramice Beth makdeşa, İbranice Beth ha-mikdaş ve Arapça Beytülmakdis olup "mukaddes ev" demektir. İlk kurulusundan beri taşıdığı bu ad sonradan şehrin tamamını kapsamına almıştır (1) . Şehir için Müslümanların benimsediği Kudüs adı da aynı kökten gelmekte ve aslında şehri değil mabedi ifade etmektedir.

İslam alimleri Kur'ân-ı Kerim'de el-Mescidü'l Aksâ adıyla anılan ve çevresinin mübarek kılındığı belirtilen yerin (2).   Beytülmakdis olduğu konusunda ittifak halindedir (3).  Arapça Aksâ "uzak" anlamındadır ve mabedin Mekke'ye uzaklığından dolayı bu ad verilmiştir (4). Museviliğe göre mabed dünya yaratılmadan önce de vardı ve gökte idi. Rab dünyayı onun gölgesinin düştüğü yerden yaratmaya başlamış, ardından o noktada Hz. Adem'i yaratmıştır (5). Bir hadise göre ise burası, Mescid-i Haram'dan sonra içinde insanların Allah'a ibadet etmeleri amacıyla yapılan en eski ikinci mabeddir (6).

Bugün Kâbe'ye çevresiyle birlikte Mescid-i Haram denildiği gibi Mescid-i Aksâ'ya da çevresiyle birlikte Harem-i Şerif denilmekte ve bununla eski Kudüs'teki kuzeyi 321, güneyi 283, doğusu 474 ve batisi 490 m. uzunlukta olan ve yer yer 30-40 m. yüksekliğe ulaşan surlarla çevrili bulunan, içinde Kubbetü's-Sahra'nın da yer aldığı kutsal mekan kastedilmektedir.

Mescid-i Aksâ'nın yerinin tesbiti ve planlanması Hz. Davud ile başlar. Ancak Allah mabedin Hz. Süleyman tarafından yapılacağını bildirir (7). Bunun üzerine Davud, oğlu Süleyman'a durumu anlatıp mabedi inşa etmesini emreder ve mabed yapımıyla ilgili bütün malzemeleri ve elemanları ona teslim eder (8).

Çok değerli eşya ile dolu olan Beytülmakdis, Hz. Süleyman'dan sonra zaman zaman istilacıların yağmalama ve yıkımlarına maruz kalmıştır (9). En büyük yıkım Babil Hükümdarı II. Buhtunnasr'ın (Nebukadnezzar) Kudüs'ü üçüncü işgali sırasında olmuş (m.ö. 586). Şehri tamamen tahrip eden Buhtunnasr, yıkılan mabedin kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmalarla diğer kıymetli eşyayı şehirden topladığı ganimetlerle ve halkın büyük bir kısmıyla beraber Babil'e götürmüştür. Bu şekilde başlayan Babil esaretinin Babil'in Persler tarafından zaptı ile (m.ö. 539) sona ermesinin ardından Kudüs'e dönen Yahudi ileri gelenlerinden Zerubbabel ve arkadaşları mabedi yeniden inşa etmiş (m.ö. 515) ve bu inşaat yirmi beş yıl kadar sürmüştür. Kısa bir süre Partlar'ın hakimiyetine giren Kudüs, m.ö. 37'de Romalıların Yahudi kralı ilan ettikleri I. Herod (Büyük Herod) tarafından yine onların yardımıyla ele geçirilince mabed genişletilerek yeniden yapılmıştır. Bu inşaat Hz. İsa'nın doğumundan yirmi yıl kadar önce başlamış ve onun zamanında da sürmüştür. Günümüzde Yahudilerin ilk Süleyman Mabedi'nin bir bölümü olduğu düşüncesiyle önünde dua ettikleri Ağlama bu mabedin çevre duvarının batıya düşen kısmının kalıntısıdır. Kur'ân'da bahsi geçen, Hz. Zekeriyya'nın ve Meryem'in ibadete çekildikleri odalar da (10) bu binada olmalıdır.

Milattan sonra 70 yılında Titus kumandasındaki Roma ordusunun işgali sırasında hemen hemen tamamen yakılan Kudüs'le birlikte mabed de yıkılmış, şehir Hadrien zamanında (117-138) yeniden imar edilirken Beytülmakdis'in yerine Jüpiter Capitolinus Tapınağı yapılmıştır. Kostantinos'un Hıristiyanlığı kabulünden sonra bu tapınağın yıkıldığı sanılmaktadır.

Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Hicret'in ardından buranın kıble oluşu on altı-on yedi ay kadar sürmüştür.

Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Hicret'in ardından buranın kıble oluşu on altı-on yedi ay kadar sürmüştür. Bu durum İslam'da Mescid-i Aksâ'ya verilen değeri göstermekte ve Kudüs'ün ele geçirilmesinden yıllar önce Rasûl-i Ekrem'in söylediği, ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescidden birinin Mescid-i Aksâ (diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî) olduğudur (11).  Bu mescidlerde kılınan namazın kişinin evinde tek başına eda edeceği namazdan elli bin kat daha çok faziletinin bulunduğu (12) yolundaki hadisler bunu pekiştirmektedir. Hz. Ömer, Kudüs'ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ'nın (Süleyman Mabedi) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahra'nın güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış (13), daha sonra da buraya bir mescid yaptırmıştır.

Yakubi'ye dayanan bir rivayette, Mescid-i Aksâ'nın ikinci defa Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından Mısır'ın yedi yıllık haracı ile inşa edildiği belirtiliyorsa da 90 - 96 (709-714) yıllarında Mısır valiliği yapan Kurre b. Serik dönemine ait Grekçe divan kayıtlarından binayı yaptıranın I. Velid olduğu anlaşılmaktadır (14). 130'da (747-48) vuku bulan deprem sırasında mescidde büyük hasar meydana gelmiş ve bina ancak Ebû Cafer el-Mansur zamanında (754-775) kapılarındaki altın ve gümüş kaplamalardan para bastırılarak tamir edilebilmiştir. 158'de de (775) yine deprem sebebiyle kısmen yıkılmış ve Mehdi - Billah tarafından yenilenmiştir.

425'te (1034) yine deprem yüzünden harap olan Mescid-i Aksâ, Halife Zahir'in emriyle yeniden yapılırcasına onarılmış, sağ ve sol taraftan dörder nef kaldırılarak bina küçültülmüştür. Haçlı istilasından sonraki Selahaddin-i Eyyubi'nin imarında bu onarım esas alınmıştır. Günümüzdeki binanın büyük bir bölümü de Zahir döneminden kalmadır.

Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü geri aldığı zaman Mescid-i Aksâ'nın eski haline getirilmesi Kubbetü's Sahra'dan daha fazla emek gerektirmiştir. Halep'te Nureddin Zengi'nin yaptırdığı minber getirilip yerine konulmuştur. 1217-1218 yıllarında Selahaddin'in yeğeni Dimaşk Emiri el-Melikü'l-Muazzam tarafından kuzey cephedeki giriş revakı inşa ettirilmiştir. Mescid-i Aksâ'nın kuzeyinde yer alan şadırvan XIX. yüzyıla aittir.

Memluk ve Osmanlı dönemlerinde birçok defa tamir edilen Mescid-i Aksâ'nın Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılan onarımıyla ilgili kitabesi XIX. yüzyılın sonlarında kaybolmuştur. Yapının 1114'te (1702-1703) Mahmud Efendi tarafından tamir edildiğini belgeleyen kitabe ise caminin batısında yer alan İslam Müzesi'nde (Cami'ul-Megaribe) saklanmaktadır. II. Mahmud'un 1233 (1817-18) tarihli onarımına ait dört kitabeden ikisi günümüzde mevcuttur. II. Abdülhamid tarafından halıları ve kandilleri yenilenen yapıda İngiliz mandası döneminde 1922'den başlayarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı onarım çalışmasını Mimar Kemaleddin Bey yönetmiştir.

21 Ağustos 1969 tarihinde fanatik bir Yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescidde Nureddin Mahmud Zengi'nin yaptırdığı nefis ahşap minber de yanmıştır. Yangından kurtarılmış olan minberin birkaç tahtası İslam Müzesinde teşhir edilmektedir.

21 Ağustos 1969 tarihinde fanatik bir Yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescidde Nureddin Mahmud Zengi'nin yaptırdığı nefis ahşap minber de yanmıştır. Yangından kurtarılmış olan minberin birkaç tahtası İslam Müzesinde teşhir edilmektedir. Yapı sonraki yıllarda aslına uygun biçimde imar edilmişse de Yahudilerle Araplar arasında halen süren çatışmalar sebebiyle zaman zaman yine saldırı ve tahriplere maruz kalmaktadır. Mescid-i Aksâ diğer mescidlerde olduğu gibi medrese hizmeti de vermiştir. Kütüphanesi Selahaddin-i Eyyubi'nin Kudüs'ü tekrar fethinin ardından daha da zenginleştirilmiştir.

1)  İA, VI, 953.

2)  el-İsra 17/1.

3)  Nevevi, III, 327.

4)  Taberî, Cami`ul-Beyan, XV, 5 vd.

5)  DiA, XVI, 127; XXVI. 326.

6)  Buharî, Enbiya, 10, 40; Müslim, Mesacid, I, 2.

7)  II. Samuel:7/1-13; I. Tarihler, 17/1-2.

8)  I. Tarihler, 22/1-16.

9)  bk. KUDÜS.

10) Al-i İmran 31/37, 39; Meryem 19/11.

11) Buharî, Fazlü`s salat fi mescidi Mekke ve`l-Medine, I, 6; Müslim, Hac, 511-5 13.

12) İbn Mâce. İkame, 198.

13) İbn Mace. Taberî, Tarih, II, 450.

14) İbn Mace. a.g.e., s. 43.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.