Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Müslüman Kimliğinin İki Temeli

 


Mâlik b. Enes’e ulaşan habere göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Size, sıkı sarıldığınız sürece sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Allah'ın kitabı ve Rasûlü'nün sünneti."(1)

İslâm'ın iki ana temeli Kitap (Kur'ân) ve Hz. Peygamber’in hayatı ve irşadı demek olan Sünnet’tir. Bu iki kaynağa ya doğrudan ya da dolaylı olarak dayanmayan, bunlardan kaynaklanmayan hiç bir görüş ve uygulama İslâmî bir nitelik taşımaz.

Vedâ Haccı ile ilgili rivâyetler arasında yer alan hadisimiz, Efendi­miz'in son tavsiyeleri cümlesinden olma özelliğine sahiptir. Zürkânî’nin şerhine esas aldığı(2) Muvatta'daki rivâyette açıkça görüldüğü gibi “vefatın­dan sonra”ki günlere yöneliktir. Bu sebeple önemle üzerinde du­rulması gerekmektedir.

Bilindiği gibi mükemmel ve son din olarak gönderilen İslâm'ın iki ana temeli Kitap (Kur'ân) ve Hz. Peygamber’in hayatı ve irşadı demek olan Sünnet’tir. Bu iki kaynağa ya doğrudan ya da dolaylı olarak dayanma­yan, bunlardan kaynaklanmayan hiç bir görüş ve uygulama İslâmî bir nitelik taşımaz. Bu sebeple geçmişte âlimler, bütün güçleri ile ve ilmî metotlarla bu iki temel kaynağı değerlendirmeye, yaşadıkları devir ve bölge şartlarına göre en uygun uygulama şeklini tespite çalışmışlardır. Görüş ve uygulamaların böylece "İslâmî bir nitelik" kazanmasını sağla­mışlardır. Ayrıca İslâm’a yabancı ne kadar gelişme ve akım varsa, onlara Kitap ve Sünnet ölçüleriyle karşı çıkarak mücadele etmiş ve toplumların İslâmî niteliklerini korumalarına yardımcı olmuşlardır.

İslâm'ın tartışılmaz ilk iki kaynağı olan Kitap ve Sünnet, hadisimize göre, Hz. Peygamber’den sonraki günlerde de kendilerine "sıkı" hatta "sımsıkı" sarılmak şartıyla, Müslümanlar için hidâyet ve mutluluk vesile­sidir. Bu, Hz. Peygamber’in bir müjdesidir. Ancak burada üzerinde du­rulması gereken kelime, "sıkı, sımsıkı yapışmak" anlamına gelen temessük veya i'tisam'dır. Biz buna "Kitap ve Sünnete dört elle sarılmak" da diyebili­riz. "Resûlünün sünneti" tabirini de Hz. Peygamber!in, "peygamberlik görevi icâbı olarak bildirdikleri" şeklinde anlamak lâzımdır.(3)

Hadis kitaplarımızda gördüğümüz, Kitap ve Sünnete sarılmak (el-i'tisam bi'l-kitap ve's-sünne) bahisleri, Kitap ve Sünnetin İslâm kimliğinin kazanılması, yaşanması ve korunması bakımından arz ettiği önemi göste­ren âyet ve hadislerle doludur. Hadisimiz, bu âyet ve hadislerin hedefini açık şekilde ortaya koymaktadır: Sapıtmamak... Yani kimliği kaybetme­mek!

"... Gerçekten size Allah'dan bir Nûr ve açık bir kitap geldi. Onunla Allah, rızasının peşinde gidenleri esenlik yollarına iletiyor ve onları kendi izniyle ka­ranlıklardan aydınlığa çıkarıp, dosdoğru bir yola iletiyor."(4) "Ve topluca Allah­'ın ipine yapışın (Kur'ana uyun), ayrılmayın."(5)"... Rabbinizden size indirile­nin en güzeline (Kur'an'a) uyun!"(6) "Bu Kur'an, insanlara (kâfi) bir tebliğ­dir."(7)

"Peygamberin çağırmasını, herhangi birinizin diğerini çağırısı ile bir tut­mayın (Onun davetine icabet gerekir)."(8)

İmam Mâlik'e bir adam gelerek bir sual sordu. İmam, "Resûlullah buyurdu ki..." diye cevap vermeye başladı. Adam, "senin görüşün nedir?" diye imamın re'yini öğrenmek istedi. Bunun üzerine İmam Mâlik; "Allah'ın Rasûlünün emrine aykırı dav­rananlar, başlarına bir bela gelmesinden, yahut acıklı bir azaba uğramaktan çekinsinler!"(9) meâlindeki âyeti okudu. Böylece asıl dinlenecek sözün ve öğrenilecek görüşün Hz. Peygamber’in sözü ve görüşü olduğunu vur­guladı.

"Kim Resûl'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur..."(10) "Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi is­teklerine göre seçme ve görme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlüne karşı ge­lirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."(11)"Andolsun sizin için Allah'ın Resû­lünde (uyulacak) güzel bir hayat örneği vardır."(12)

İslâm kimliği ve kişiliği açısından Kitap ve Sünnet’in önem ve fonk­siyonunu dile getiren bu âyetler ve bir o kadar da hadis birlikte değer­lendirildiği zaman, Müslümanım diyenlerin de ince ve yakın plandan tahlile tabi tutulmaları halinde, bu iki temel kaynağa ne ölçüde bağlı ve tabi oldukları yani İslâmî kimliklerinin kalitesi ortaya çıkacaktır. Bu noktada herhalde şu hadisi herkesin ölçü alması gerekecektir: "Hiç biriniz gönlü (arzuları) benim tebliğ ettiğim gerçeklere uymadıkça (kâmil) mü'min olamaz."(13)

İslâmî kimlik ve kişiliğe sahip nesiller yetiştirme iddiasında olan kurum ve kuruluşlar, Kitap ve Sünnet temeline son derece dikkat etmek yükümlülüğü ve sorumluluğu altındadırlar. Müslümanları Müslümanlara karşı şartlandırıcı ve İslâm’ı kendi anlayışları içine hapsedici davranış ve telkinlerden kesinlikle uzak kalmalıdırlar.

Kitap ve Sünnet’e "sımsıkı" sarılmak ve Hz. Peygamber’in getirdikle­rine gönülden tabi olmak için öncelikle bu temellerin tanınması ve bilin­mesi gerekmektedir. Bu sebeple hadisimiz, Kitap ve Sünnet'i öğrenme teşvikini en güçlü şekilde dile getirmiş olmaktadır. Kitap ve Sünnet'in öğrenilmesi, onların mes'ele edinilmesine bağlıdır. Bu da âyet ve hadisler üzerinde durup düşünmeğe ve geçmişteki âlimlerin yorumları ve anla­yışlarını öğrenip değerlendirmekle mümkündür. Müslümanın, anlamak için âyet ve hadisler üzerinde kafa yorması, zaman ayırması, bunun için ihtiyaç duyacağı bilgileri edinmesi kadar güzel ve isabetli bir davranış olabilir mi?Daima başıbozuk ve serbest bir yaşayışı hoş gören his ve heveslerin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in tebliğ ettiği İslâmî esaslara tabi kılınması, günümüzün çok karmaşık ve bunalımlı gidişi içinde, geçmiş­tekinden daha da önemli ve ciddî bir görevdir. Bugün Müslümanların önemli bir kesiminin, duyguların ve İslâm dışı unsurların, propagandala­rın yozlaştırdığı bir anlayış ve yaşayışa gönül verdikleri inkar kabul etmez acı bir gerçektir. Her hâl ve şartta Kitap ve Sünnet’e bağlı olması gereken Müslümanları his ve heveslerinin uydusu görmek, İslâmî kimlik ve kişilik noktasından, toplumda büyük bir hastalığın varlığına işarettir. Hemen hemen herkes kendi his ve heveslerine göre Müslüman olmaya özeniyor. Konuları fertler "bana göre", topluluklar "bize göre" diye yorumluyor, "İslâm'a göre müslüman olma" görevini ihmal ettiğinin far­kına bile varmıyorlar. Oysa his ve heveslere göre Müslüman olmak değil, Kitap ve Sünnete göre müslüman olmakla görevli bulunuyoruz. "...Heveslerine uyandan daha sapık kim vardır?"(14) "Kim rabbinin azametinden korkup nefsini, heveslerin sevkettiği kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer hiç şüphesiz cennettir."(15)

Son zamanlarda gündeme gelen "bilginin İslâmileştirilmesi" teşeb­büsleri, bana Müslüman kafa ve gönüllerin, hatta İslâmî ilimlerin İslâmileştirilmesi gereğini yani Kitap ve Sünnet temellerine dayandırıl­mışlığının araştırılması lüzumunu düşündürmüştür. Kitap ve sünnete sımsıkı sarılmak kuru bir iddia ile olmaz. Bilgi, mümarese ve güçlü bir irade ister. Çevre şartlarının üstüne çıkmak ister. Bütün bunlar da İslâmî kişiliğimizi temel kaynaklarına şuurlu bir şekilde dayandırmakla ve bu­nun için sürekli gayret göstermekle mümkün olur.

"Allah'a kul olma" temel vasfı ve görevi ile diğer insanlardan farklı ve ayrıcalıklı (mümtaz) bir konuma sahip olan Müslüman, hiç bir gerekçe ile Kitap ve Sünnet'ten uzaklaşma hakkına sahip değildir. Çünkü onun hi­dâyet üzerine devamı ve iki cihan mutluluğu bu iki asl'a, bu Peygamber miraslarına sımsıkı sarılmasına bağlıdır. Bu gerçek, Son Peygamber Mu­hammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'in yukarıdaki beyanı ile sâbit­tir.

Ayrıca şuna da işaret etmek lâzımdır ki, kimlik ve kişilik bunalımına düşmüş, İslâmî vasıftan uzaklaşmış görünen fert ve toplumlar, Kitap ve Sünnet'e gereği gibi sarılmamanın sonucunu yaşamaktadırlar.

Unutulmamalıdır ki din, bizzat yaşamak, müesseselerini kurup ya­şatmak, eğitim ve öğretimini yapmak ve yaptırmakla korunabilir. Bu üçlü vecibe, Kitap ve Sünnet ölçüleri içinde gerçekleştirilebildiği ölçüde İslâmî kimlik ve kişilik korunmuş, gelecek nesillere de örnek olunmuş olacaktır. Aksi halde iddia ne olursa olsun, Kitap ve Sünnet’i esas alma­manın, gereğince yaşamamanın tabiî ve fakat olumsuz sonucu ile karşı­laşmak kaçınılmaz olacaktır.

İslâmî kimlik ve kişiliğe sahip nesiller yetiştirme iddiasında olan ku­rum ve kuruluşlar, Kitap ve Sünnet temeline son derece dikkat etmek yükümlülüğü ve sorumluluğu altındadırlar. Müslümanları Müslümanlara karşı şartlandırıcı ve İslâm’ı kendi anlayışları içine hapse­dici davranış ve telkinlerden kesinlikle uzak kalmalıdırlar. Biz, İslâm’ı kendimize uydurmakla değil, İslâm'a uymak, Kitap ve Sünnet'in göster­diği doğru yoldan gitmekle görevliyiz.

İslâm'a ya da Kitap ve Sünnet'e alternatif (karşı tez) olarak ileri sü­rülen ve sürülecek olan hiç bir düşünce ve doktrin bu iki temele sımsıkı sarılmakla yükümlü olan Müslümanlar için kimlik unsuru olarak düşünülemez. Aksi halde kimlik ve kişilik aşınması ve kaybı kaçınılmaz olur.(16)

 

Dipnotlar:

(1)   Muvatta, Kader 3; Hâkim, el-Müstedrek, 1, 93; İbn Abdilberr, el-Cami, II, 134, 221; ayrıca bk. Ebû Davud, Menâsik 56; İbn Mâce, Menâsik 84; Ahmet b. Hanbel, Müsned, III. 26

(2)   bk. Şerhu’l-Muvatta, V, 236

(3)   Aliyyu'l-Kârî, Mirkâtü'l-mefâtîh, l, 210; el-Bâcî, el-Muntekâ, VII, 203

(4)  el-Maide (5), 15-16

(5)   Ali imran (3), 103

(6)   ez-Zümer (39), 55

(7)   İbrahim (14), 52

(8)   en-Nûr (24), 63

(9)   en-Nûr (24), 63; olay için bk. el-Beğâvî, Şerhu's-sünne, l, 191

(10) en-Nisa (4), 80

(11)el-Ahzâb (33), 36

(12) el-Ahzâb (33), 21

(13) bk. et-Tebrîzî, Mişkâtu'l-Mesâbîh, l, 66

(14) el-Kasas (28), 50

(15) en-Nâziât (79), 40-41

(16) Kimlik konusunun detaylı tetkiki için bk. Çakan, Müslüman Kimliği, İstanbul, 2002

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin