Sahabe
Sahabiler
 

Müslüman Olan Yahudi Âlimi Sahâbî Abdullah b. Selâm


Peygamber Efendimiz onun hakkında şöyle buyurur: “Cennetlik birini görmek isteyen, Abdullah bin Selâm’a baksın.”
Ebû Yûsuf adıyla da meşhur olan Abdullah b. Selâm (ra) Medine’de Benî Nadîr ve Benî Kureyza ile birlikte yerleşik bulunan Yahudi kabilelerinden Benî Kaynuka soyuna mensuptur. Kaynaklarda onun ailesinin Hz. Yûsuf neslinden geldiğine dair rivayetler bulunur. Müslüman olmadan önce Medine’deki Yahudi âlimlerinin önde gelenlerinden kabul ediliyordu. O, Tevrat ve bu kitabın tefsiri mahiyetinde olan Talmud’u yine bir din bilgini olan babasından okumuştu. Abdullah b. Selâm (ra)’ın ne zaman Müslüman olduğuna dair kaynaklarda farklı bilgiler mevcuttur. Buna göre onun, daha hicret gerçekleşmeden İslâm’a dahil olduğu bilgisinin yanında, hicretin 8. yılında (M. 629–630) Müslüman olduğu şeklinde rivayetlere de sahibiz. Ancak en meşhur rivayete göre, Abdullah b. Selâm (ra), Hz. Peygamber’in hicret yolculuğunun hemen ardından O'nun yanına gelmiş, kendisine yönelttiği bazı sorulara tatmin edici cevaplar aldıktan sonra, bu soruların ancak bir peygamber tarafından bilinebileceğini söyleyerek Müslüman olduğunu açıklamıştır. Bu şekilde Medine’de Yahudilerden İslâm’a ilk giren Abdullah b. Selâm (ra) olmuştur.
 
Asıl adı Husayn iken, Allah Rasûlü (sav) bu ismi Abdullah olarak değiştirmiştir. Kendisi İslâm’a girişini şu şekilde anlatır: "Rasûlullah’ın peygamberliğini daha Mekke döneminde iken duyduğum zaman çok sevinmiştim. Çünkü O'nun ismini, sıfatlarını ve geleceği zamanı kendi kaynaklarımızdan biliyordum. Fakat buna rağmen sükût ettim. Bu konudaki kanaatlerimi kimseyle paylaşmadım. Daha sonra Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret edeceğine dair duyumlar aldım. Nihayet bu kutlu yolculuğunu tamamlayıp Kûba’ya ulaştığını duydum. Haberi alınca yüksek sesle tekbir getirdim. Bu esnada yanımda bulunan halam Hâlide bint Hâris kızgın bir şekilde, “Kaybolası! Yemin ederim ki sen Mûsâ b. İmran’ın geldiğini duysaydın, bu kadar sevinmezdin” diyerek bana tepki gösterdi. Ben de, “Ey halacığım, yemin ederim ki o Mûsâ b. İmran’ın kardeşidir. Mûsâ’nın gönderildiği hakikat ile o da gönderilmiştir” cevabını verdim. Halam bu defa daha yumuşak bir tavırla, “Ey kardeşimin oğlu, bizim kıyamete yakın geleceğini tekrarlayıp durduğumuz peygamber bu mu yoksa?” diye sorunca, ben de “evet” dedim."
 
Abdullah b. Selâm (ra)’ın Müslüman olması, Medine’deki Yahudileri çok kızdırdı. Zira din bilginleri olarak kendisinden kesinlikle böyle bir davranış beklemiyorlardı. Bu sebeple daha önce kendisini büyük ve rehber tanırlarken, İslâm’a girdiğini duyunca hakkında tam aksini söylemeye başladılar. Nitekim Allah Rasûlü (sav), Abdullah b. Selâm (ra)’ın gıyabında Yahudilerden onu nasıl tanıdıklarını sorar. Bu esnada onlar Abdullah (ra)’ın Müslüman olduğunu bilmiyorlardı. Dindaşları soru üzerine onun hakkında çok övücü şeyler söylediler. Bu konuşmanın hemen ardından Abdullah b. Selâm (ra) Allah Rasûlü (sav)’nün evinde gizlendiği yerden çıkar ve şöyle seslenir: “Ey Yahudi topluluğu, Allah’tan korkun. Size gelen bu hakikati kabul edin. Yemin ederim ki bu zatın Allah’ın peygamberi olduğunu siz de bilirsiniz. Zira elinizdeki Tevrat’ta hem ismini ve hem de vasıflarını bulursunuz. Ben şehâdet ederim ki o Allah’ın Rasûlü'dür. O'na iman ettim. O'nu tasdik ettim ve onu tanıdım.” Kendisinden hiç beklemedikleri bu sözleri duyan Yahudiler, bu defa daha önce söylediklerinin tam aksine olarak Abdullah b. Selâm (ra)’ı itham etmeye, onun ne kadar kötü bir insan olduğunu söylemeye başladılar. Abdullah b. Selâm (ra) bunun üzerine Hz. Peygamber’e dönerek, “Ya Rasûlallah, Yahudi milletinin yalancı, iftiracı, zalim ve gaddar bir millet olduğunu ben sana söylemedim mi?” der. Yahudi soydaşlarının tüm iftiralarına rağmen Abdullah b. Selâm (ra)’ın gerçek manada iman ettiğine ve faziletine Kur’ân-ı Kerîm’in şu ayet-i kerimesinin şehâdet ettiği hususunda müfessirler hemfikirdirler: “İnkâr edenlere de ki: Eğer Kur’an-ı Kerim Allah tarafından gönderilmiş olup da siz inanmayıp inkâr ettiyseniz ve İsrailoğulları’ndan bir şâhit Kur’ân-ı Kerîm’in benzerine, Tevrat’a göre bu da Allah kelâmıdır diye şehadet edip inandı da siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız? Şüphesiz Allah, zalim milleti doğru yola eriştirmez.” (Ahkâf, 10)Tefsir âlimlerine göre, bu ayetteki İsrailoğulları’ndan bir şâhit olarak bahsedilen kimse Abdullah bin Selâm (ra)’dır. Çünkü o, kendi milletine: “Hz. Mûsâ’ya inen Tevrat’ı Allah kelâmı olarak kabul edip de Hz. Muhammed’i ve ona inen Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr etmek zulümdür” diyerek eski dindaşlarını uyarmış, kendisi Müslüman olmuştur.
Tefsir âlimlerine göre, bu ayetteki İsrailoğulları’ndan bir şâhit olarak bahsedilen kimse Abdullah bin Selâm (ra)’dır. Çünkü o, kendi milletine: “Hz. Mûsâ’ya inen Tevrat’ı Allah kelâmı olarak kabul edip de Hz. Muhammed’i ve ona inen Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr etmek zulümdür” diyerek eski dindaşlarını uyarmış, kendisi Müslüman olmuştur.
Abdullah b. Selâm (ra) Müslüman olduktan sonra yakın ailesini de İslâm’a girmeye davet etti. Nitekim onun girişimleri sonucunda başlangıçta kendisine tepki gösteren halası da dahil olmak üzere bütün ev halkı Müslümanlığı seçtiler. Abdullah (ra) İslâm’a girdikten sonra Hz. Peygamber ile birlikte gerçekleşen sivil ve askerî faaliyetlerde yer aldı. Uhud Savaşı’nın ardından Yahudi kabilesi Benî Nadir’in muhasarasında bulundu. Hendek Savaşı’ndan sonra cezalandırılan Benî Kureyza Yahudi kabilesinden geride kalan esir kadın ve çocukların muhafazası görevi, Allah Rasûlü (sav) tarafından ona verildi. Abdullah b. Selâm (ra) Hz. Peygamber’in vefatından sonraki hadiselerde de aktif bir şekilde yer aldı. Hz. Ömer (ra)’in halifeliği döneminde gerçekleşen Kudüs fethine iştirak etti. Ayrıca miladi 642 yılında Sâsânîler ile Müslümanların en önemli hesaplaşmalarından biri olan Nihâvend Savaşı’nda bulundu. Halife Hz. Osman (ra)’ın evini muhasara altına alan Kûfe, Basra ve Mısırlı isyancıların faaliyetlerine engel olmaya çalıştı. Şayet Hz. Osman öldürülürse, kıyamete kadar savaşların Müslümanlar arasında devam edeceği uyarısında bulundu. Ardından, “Tarihte öldürülen her peygamber için yetmiş bin asker öldürülmüştür. Öldürülen her halife için de on beş bin kişi öldürülmüştür. Gelin bu işten vazgeçin! Yoksa âhirette bunun cezasını çok şiddetli olarak çekeceksiniz! Ayrıca Hz. Osman’ın üzerinizde çok hakkı vardır” sözleriyle isyancılara nasihat etti. Ancak gerek onun ve diğer Müslüman önderlerin tüm girişimleri halifenin katledilmesini engelleyemedi.
 
Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra o, yeni halifeye karşı siyasî faaliyet başlatan gruplardan herhangi birine dahil olmamış, kendisini gelişen hadiselerin uzağında tutmaya gayret göstermiştir. Hatta muhaliflerle mücadele etmek için Medine’den ayrılarak Kûfe’ye gitmek isteyen halife Hz. Ali’ye, Medine’yi terk etmesinin doğru olmayacağı, eğer buradan giderse bir daha geri dönemeyeceği uyarısında bulunmuştur. Ancak Hz. Ali onun tavsiyesini dinlemeyip başkenti Medine’den Kûfe’ye taşımıştır. Hz. Ali’nin halifeliği döneminde gerçekleşen ve bütün Müslümanların gönüllerinde derin yaralar açan Cemel ve Sıffin savaşlarına katılmayan, daha sonraki süreçte de sade bir hayat yaşamayı tercih eden Abdullah b. Selâm (ra), Emevî asrında Muaviye b. Ebû Süfyan’ın halifeliğinin başlangıç döneminde (Hicretin 43. yılı/ M. 663) Medine’de vefat etti ve buraya defnedildi.
 
Hz. Peygamber’in cennetle müjdelediği Müslümanlardan olan Abdullah Selâm (ra), ashab tarafından da bir âlim olarak büyük saygı görmüş; Müslüman olmadan önce Yahudilerin bilginlerinden sayılırken, İslâm’a dahil olduktan sonra ise Müslüman âlimlerin öncülerinden kabul edilmiştir. Bilhassa peygamberler tarihi, kâinat ve insanın yaratılışı gibi rivayetlerin büyük bir kısmı onun kanalıyla İslâm kültürüne dâhil olmuştur. Abdullah (ra)’ın ilimdeki fazilet ve değerine ilk Müslümanlardan Muaz b. Cebel (ra) şehadet eder. Zira onun talebesi Zeyd b. Umeyre (ra) şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Hz. Muaz ölüm döşeğinde iken bize şöyle vasiyette bulunmuştu: “İlim ve iman yerindedir. Onları arayan bulur. İlmi dört kişiden öğreniniz: Ebu’d-Derdâ, Selmân-ı Fârisî, Abdullah b. Mes’ûd ve Abdullah b. Selâm. Zira ben Rasûlullah (sav)’ın onun hakkında şöyle buyurduğunu duymuştum: ‘Abdullah b. Selâm cennette 10’un onuncusudur.” Abdullah b. Selâm (ra) aynı zamanda bir hadis ravisidir. Başta oğulları Muhammed ile Yûsuf olmak üzere Ebû Hureyre (ra), Enes b. Mâlik (r.a.), Atab. Yesâr (r.a.) kendisinden rivayette bulunmuşlardır. Başta İmam Buhârî olmak üzere hadis âlimleri ondan pek çok hadis nakletmişlerdir. Peygamber Efendimiz onun hakkında şöyle buyurur: “Cennetlik birini görmek isteyen, Abdullah bin Selâm’a baksın.”
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.