Sonpeygamber.info
Bir Hadis Bir Yorum
 

Ölüm Diriliği

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : وَلاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدُكُمُ الْمَوْتَ إِمَّا مُحْسِنًا فَلَعَلَّهُ أَنْ يَزْدَادَ خَيْرًا ، وَإِمَّا مُسِيئًا فَلَعَلَّهُ أَنْ يَسْتَعْتِبَ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

"İçinizden hiç kimse ölümü temenni etmesin. Zira kişi iyi biri ise, yaşadıkça iyiliğinin artması; günahkâr biri ise, tevbe edip günahlarından arınması umu­lur.” [1]


"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir adam gidip bir kabrin üzerine kapanarak, "keşke bu mezarda ben olsaydım" demedikçe dünya yok olmaz. Aslında ona bu sözü söyleten din değil, belâdır."

Kaçınılmaz son

"Amel" bakımından kimin daha güzel davranacağını denemek için hayatı ihsan eden yüce yaratıcı, bu ihsanını ilahî bir fermanla tamamla­mıştır: "Her canlı ölümü tadacaktır." [2] Allah'tan başka herkes ve her şey için bu kaçınılmaz sondur: “(Yer) üzerinde bulunan her şey yok olacaktır, sa­dece Celal ve İkram sahibi Rabbin bakî kalacaktır." [3]

Böylesine kesinlik içindeki ölümün bir başka kesin niteliği de ne­rede, ne zaman ve nasıl tahakkuk edeceğinin bilinememesidir. "Hiç kimse nerede öleceğini bilmez." [Lokman (31), 34] Bilinen tek şey eceli gelenin öleceğidir. "Allah'ın izni olmadan hiç bir kişi ölemez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır." [Al-i İmran (3), 145] Ecel tamamsa, tehiri asla mümkün değildir. Önce gelmesi zaten düşünülemez. Ne bir saniye önce, ne bir saniye sonra. Daima ve herkes için tam zamanında... "Ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri geçerler" [en-NahI (16), 61]. Aynı ka­ide milletler ve ümmetler için de aynı şekilde geçerlidir: "Her ümmetin bir vadesi vardır. Vadeleri gelince (onlar) ne bir an geri kalırlar ne de öne geçerler" [el-A'raf (7), 34]. Halkımız, bilinmezlikler içindeki bu ölüm kesinliğini "Ölüm gelmiş cihâne, baş ağrısı bahane" sözüyle ifadelendirir. Takdir olunanın asla değişmeyeceği gerçeğini de "Allah'tan geldik Allah'a dönece­ğiz" [el-Bakara (2), 156] teslimiyeti ile karşılar.

Doğumla başlayan ölüm koşusunun devam süresine biz hayat veya ömür diyoruz. Bu koşuyu Hz. Ali ne güzel dile getirmiştir: "Dünya arka­sını dönmüş, yel gibi esip gitmekte, ahiret de aynı hızla karşıdan gel­mekte..." [4]

Temenni

Temenni, mümkün olsun muhal olsun geleceğe dair bir şeyin ger­çekleşmesini dilemektir. Ölümü temenni etmek de zamanından önce onun gelivermesini istemek, hayat koşusunu yarıda kesmek demektir. Bu temenninin fikr-i sabit haline gelmesi, Allah korusun, onu bizzat ger­çekleştirmeye kalkışmakla yani intiharla sonuçlanır. Bu bir anlamda ya­şama sevincini yitirmek ve kendi kendine bir son tayin etmeye kalkmak­tır. Büyük cinayettir, haramdır. İşte hadisimizin mesajı da burada dev­reye girmektedir: Yaşamak, iyinin iyiliğinin artmasına, kötünün kötülükten vazgeçip arınmasına vesile olabilir...

Geleceği mutlak olan ölümü, temenni ve davet etmektense, kişiyi o temenniye sevk eden sebepleri göğüslemek ve onların izalesine çalışarak yegâne yaratıcının tanıdığı yaşama hakkını sonuna kadar kullanmak, yani ölüm diriliğine sahip çıkmak elbette daha iyidir.

Olumlu bakmak

Hadisimizin olumluluk çizgisine bir iyice dikkat edilmelidir. İyinin iyiliğinin artması, kötünün kötülükten arınması. Pek tabiî olarak Hz. Pey­gamber, bunun tersinin de olabileceğini, yani iyinin kötü yollara düşebi­leceğini; kötünün daha kötü olabileceği ihtimalini de biliyordu. Ama o, olumlu ve güzel gelişmeleri hatırlatarak hayatı, yaşamayı sevdirmek istemiş, inananları diri kalmaya çağırmayı tercih etmiştir. Çünkü canlılık, dirilik ancak bu olumlulukla sağlanabilir. "Kıyamet kopuyorken bile, imkân bulabilenin elindeki fidanı dikivermesini" tavsiye etmesi de Hz. Peygamber­'in hayata ne kadar müspet baktığını, fayda ve faydalıyı en son ana kadar ayakta tutmak istediğini gösteren bir başka delildir. Müslümanın da aynı hizmet bilinci ve diriliği içinde olması, kendisinden bekleneni verebil­mesi bakımından zaruridir.

Peygamber gerçekçiliği

Hayatın "Allah'a kulluk" çizgisinde devamını prensipleştirme gay­retlerine ve yaşama sevincinin sonuna kadar korunmasını tavsiye etme­sine rağmen, yine de ölümü temenni ettirecek, "ölüm daha güzel" dedir­tecek durumların olabileceğini göz önüne alan sevgili Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

"Hiç biriniz uğradığı bir belâ veya musibetten dolayı sakın ölümü temenni etmesin. Eğer mutlaka temenni etmek zorunda kalırsa, o zaman şöyle desin: "Allah'ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat; ölmek hayırlı olduğu an da beni öldür!" [5]

Bu, hayatı ve ölümü "hayırlılık" kaydı ile Allah’ın takdirine havale ederek herhangi bir çılgınlığa düşmeden "kulluk çizgisi"ni koruma gay­ret ve teslimiyeti içinde olmak tavsiyesidir. Ölüm diriliği de bu tavsiyede tam anlamıyla şekillenmektedir.

Kıyametin kopacağına, yani kâinatta mevcud bu ilahî düzenin alt üst olacağına inanan Müslüman, hiç bir durum için "değişmez" "düzeltilemez" kanaati taşıyamaz. Görüntü ne kadar olumlu olursa olsun, bo­zulma; ne kadar olumsuz olursa olsun, daima düzelme ihtimalinin bulunduğu unutulmamalıdır. Önemli olan, kulun kendisine düşeni yapmaya çalışmasıdır. Netice daima Allah'a aittir.

Öyle Günler Olur ki...

Kişiler ve toplumlar için zaman zaman ölümü temenni ettirecek haller ve gelişmeler olabilir. Çok değişik sebeplere dayalı olarak herkes zaman zaman böylesi hallere düşebilir. Nitekim ilk Müslümanlardan Habbab b. Eret bile "Eğer Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bizi ölümü temenni etmekten nehyetmemiş olsaydı, muhakkak ben (şu hastalık ızdırabından dolayı) ölümü temenni ederdim" [6] demiştir. Bir hadis-i şerif, ölümü temenni ettire­cek sıkıntıların kişileri mezarlar üzerinde dövünmeye götürecek kadar ağır olabileceği günlerin geleceğini de haber vermektedir:

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir adam gidip bir kabrin üzerine kapanarak, "keşke bu mezarda ben olsaydım" demedikçe dünya yok olmaz. Aslında ona bu sözü söyleten din değil, belâdır." [7]

Başka birçok hadiste de kıyamet öncesinde öldürenin niçin öldür­düğünü, öldürülenin niçin öldürüldüğünü bilemeyeceği yoğun ve yay­gın katil olaylarının yaşanacağı ve bu sosyal çalkantılar (anarşi) içinde insanların ölmüş olmayı temenni edecekleri anlatılmaktadır.

Yaşama sevinci

İşte bütün bu ve benzeri olumsuz gelişmeler içinde dahi Müslümanın hak ve doğru bildiği yolda iyiliğinin artma ihtimalini göz önünde tutarak yaşaması, yaşama sevincini yitirmemesi Allah Resûl (sav)’ü­nün isteğidir. Zira ölüm, nasıl olsa gelecektir. Davetiye çıkarmaya gerek yoktur. Ne zaman geleceği de bilinmediğine göre, iyilik ve hayırlı işleri geciktirmemeye, arttırmaya, çevreye faydalı olmaya, günahkârların da düzelebileceği ümidiyle hizmete devam edilmelidir. Ölüm diriliği budur, bunu gerektirir. Meçhuldeki hareket ve bereket böyle tecelli eder. Şartla­rın olumsuzluğuna bakıp ye'se kapılmamak, Müslümanın imanındaki gerçek diriliktir. Kıyametin kopacağına, yani kâinatta mevcud bu ilahî düzenin alt üst olacağına inanan Müslüman, hiç bir durum için "değişmez" "düzeltilemez" kanaati taşıyamaz. Görüntü ne kadar olumlu olursa olsun, bo­zulma; ne kadar olumsuz olursa olsun, daima düzelme ihtimalinin bulunduğu unutulmamalıdır. Önemli olan, kulun kendisine düşeni yapmaya çalışmasıdır. Netice daima Allah'a aittir.

Bu sebeple "ölüm diriliği" derken, "bir gül bahçesine girercesine" ölüme gidenlerin "Allah yolunda öldürülenlerin diriliği"ni değil, ölüm ve kıyamete inanmanın mümine verdiği dürüst ve aktif yaşama azmini ya da günün ifadesiyle yaşama sevincini ifadelendirmek istedik. Hadisimi­zin işaret ettiği olumlu yaklaşım içinde.

 


1. Buharî, Temennî 5; Merdâ 19; Tirmizî, Zühd 59; Nesaî, Cenaiz 1; Dârimî, Rikak 45; Muvatta, Cenaiz 16; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 263, 309, 514; VI, 339

2. Al-i İmran (3), 185; el-Enbiya (21), 35, el-Ankebut (29), 57

3. er-Rahman, (55), 26-27

4. Bk. Tecrid Tercemesi, XII, 361

5. Buharî, Merdâ 19

6. Buharî, Merdâ 19

7. Müslim, Fiten 54

 

Yorumlar

 
kadir koç
kadir koç23.12.2014

Allah razı olsun emek verip yarar sağlattiranlardan .

23.12.2014

 

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin