Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Ömer ve İki Fatıma



“…Ömer’in kabalığı ince bir kabuktan ibaretti. O kabuğun arkasında incelik, şefkat ve hoşgörü gizliydi”

İnandığı doğru söz konusu olduğunda eş dost veya akraba hatırı dinlemeyen Ömer, akrabalık ilişkilerinin toplumsal eleştiride önemli bir geride durma veya kayırma sebebi olduğu bir toplumda aykırı bir kişilik olarak da öne çıkıyor.Hazreti Ömer, Müslüman olmadan önce de öfkeli mizacıyla tanınan seçkin bir Kureyşlidir. Konumu, sözü muteber sayılıyor ki Peygamberimiz (A.s.) en darda kaldığı dönemlerde Allah’tan, onun için hidayet diliyor, İslam’ın tebliğinde onun desteğinin değerini önemseyerek. Bu açıdan bakıldığında, Ömer’in öfkeli olmasından ileri gelen hatalı kararları ve yanılgıları bir kenara bırakıldığı takdirde sağlam bir karaktere sahip olduğu anlaşılıyor.

Ömer öfkesi, döneminin meselelerine çözüm arama çabası içine giren kişide tezahür eden, çatışkıların, çözümsüz görünen çelişkilerin zorlaştırdığı bir anlama/çözme çabası olarak görünüyor bana. Statükonun içindeyken bile dışında olmayı mümkün kılan bir aykırılığın, farklı duruşa özgü gerginliğin, belki aynı nedenle hissedilen anlaşılmama düşüncesinin öfkesidir bu.

Daha Müslümanların Habeşistan’a hicreti sırasında Ömer’in içinde bir tartışma başlattığı anlaşılıyor. Amir bin Rabia’nın eşi anlatıyor: “Biz Habeşistan’a göç ederken Amir bazı ihtiyaçlar için gitmişti. O sırada Ömer –müşrik iken- çıkageldi. Gelip başıma dikildi. Kendisisnden çok çekiyorduk. “Gididyor musunuz ey Ümmü Abdullah?” diye sordu. “Evet vallahi” dedim. “Allah’ın mülkü olan yeryüzünde bir yer bulacağız. Çünkü siz bize işkence ettiniz, zulmettiniz. Allah bize bir kurtuluş yolu açıncaya kadar buralardan ayrılacağız."

Bunun üzerine Ömer, “Allah yardımcınız olsun”, dedi. "Kendisinde bir hüzün ve yumuşama gördüm.”

Daha sonra Ümmü Abdullah eve gelen eşi Amir’e Ömer’deki değişimi anlatarak, onun Müslüman olabileceğini düşündüğünü söylediğinde, Amir bin Rabia, “Hattab’ın eşeği Müslüman olmadıkça, o Müslüman olmaz” diyecektir.

Statükonun içindeyken bile dışında olmayı mümkün kılan bir aykırılığın, farklı duruşa özgü gerginliğin, belki aynı nedenle hissedilen anlaşılmama düşüncesinin öfkesidir Ömer öfkesi...

Hikaye biliniyor; Ömer’den önce kızkardeşi Fatıma Müslüman olmuş, büyük tepki göstereceğini bildiği için de bu önemli kararı ağabeyinden gizlemiştir. Bunu öğrenen Ömer’in gösterdiği şiddetli tepki, kızkardeşini başının yarılmasına sebep olacak şekilde dövmeye götürecek kadar şiddetliydi. Bu tepki Ömer’in kendi içinde sezinlediği hakikate karşı koyamayacağına, köktenci bir karar almasının gerektiğine dair güçlü bir sezgiyle ilişkili olmalıydı. Kızkardeşin yaraladığını fark ettiğinde içinde yükselttiği setler de yıkıldı süratle ve Ömer Müslüman olmak için ilk adımını attı.Bu rivayetleri aktaran Muhammed Gazali ise, “…Ömer’in kabalığı ince bir kabuktan ibaretti. O kabuğun arkasında incelik, şefkat ve hoşgörü gizliydi”, diye yazıyor.

Ömer’in öfkesinden nasibini alan ikinci Fatıma ise, Peygamberimizin kızı olmuştur.

Fatıma’nın da en az Ömer kadar güçlü bir karaktere sahip olduğunu söylemek mümkün görünüyor bana. Babasının sağlığı boyunca, Tevhid dininin bulunduğu toplumda yayılması konusunda aktif bir rol oynadı, peygamberimizin sevgili kızı. Fakat babasının vefatından sonra ortaya çıkan yeni siyasal yapılanmaya kendine göre gerekçeler ileri sürerek muhalefet etti. Durumu, başlangıçtaki ilkeler (olaylar) açısından anlamaya çalıştığı söylenebilir. Eşi Ali siyasetin iktidar ilişkilerinde kazandığı içeriklere daha gerçekçi yaklaştığı için, Fatıma’ya göre daha dikkatlidir attığı adımlar, sarfedeceği kelimeler konusunda. Fatıma ise içinden nasıl geliyorsa, öyle konuşmuş ve davranmıştır. Eşi de ona, “Sus da evinde otur”, dememiş olmalı.


Mizaç olarak bana göründüğü kadarıyla Ömer, büyük pişmanlık duymuş olmalı, Fatıma’ya yaşattıkları konusunda.

Şii kaynakların Hz. Ali’nin ikinci evlilik girişimini görmezden gelmesine benzer bir şekilde, Sünni kaynaklarda da Fedek Bağları konusunda bir geçiştirme eğilimi çıkıyor karşımıza. Aslında her iki hadise de Müslüman toplumun Asr-ı Saadet dönemindeki biçimlenişinde, Fatıma’nın şahsında müslüman bir kadın kişiliğini tanıma konusunda bize çarpıcı ayrıntılar sunuyor.Hz. Ebubekir’in hilafeti sırasında yaşandı “Fedek” krizi. Her iki taraf da tezleriniKur’an ve hadise dayandırıyorlardı. Şia’ya göre Fatıma, babasının kendisine bağışladığı “Fedek Bağları”nın, peygamberlerin miras bırakmayacağı gerekçesiyle kendisinden alınmasını kabullenememiştir.  Fatıma açısından ise Fedek herhangi bir mülk değil, yoksullara, muhtaçlara yardımda bulunmasını sağlayan bir kaynaktır.

Konu sapmaya ve tevile çok müsait. Aradan geçen yüzyılların ardından adaletli bir yargıda bulunmak için de kılı kırk yarmak gerekiyor. Şia kaynaklarına göre Ömer,  Fedek olayı konusunda Fatıma’nın direncini kırmak amacıyla evine gittiği Fatıma’ya çok sert davranır ve (muhtemelen kızkardeşiyle çatışmasında yaşananlara benzer şekilde istemeyerek de olsa), onun yaralanmasına sebep olur. Adaleti sağlamak isterken belki de sonraki yıllarda kendisine çok azap verecek bir yanlışlığa yol açar, Ömer’in öfkesi.

Osman Sarı’nın,

“…Ömer öfkesi çarpar kalbimde

Beton yapılara kul olanlara…” diye andığı, Akif’in şiirlerinde adaletle bir biçim, anlam kazanmaya çalışan öfkedir bu.

Tarihi hakikat tam olarak bize yansıyan rivayetlerde anlatıldığı gibiyse, mizaç olarak bana göründüğü kadarıyla Ömer, büyük pişmanlık duymuş olmalı, Fatıma’ya yaşattıkları konusunda.

 

Yorumlar

 
atalay35
atalay3501.05.2012

bana islamda öfkenin gerekli olduğuna, yerli bir tutum olduğuna sert mizacın islamın gerekleri arasında olduğuna dair tek bir kanıt getirin ozaman evet bu öfke Allah rızasını isteyen öfkedir diyebilelim. açın gözlerinizi de görün peygamber (s.a.a.) kızına yapılan zulmü.

01.05.2012

 

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin