Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Peygamber Çözümdür

O'nun doğumuyla beşerin kafasındaki, gönlündeki, hayatındaki dü­ğümler çözülmüş, problemler yeni bir yoruma kavuşmuş, insanlar önle­rini görür olmuştur. Dünya yeni bir anlayış, uygulama ve dünya görüşü kazanmıştır. Böylece insanlığın inanç ve hayat ufuklarını karartan şirk ve inançsızlık karanlığı, sabah güneşinin doğmasıyla ufuktan çekilen gece karanlığına eş, çekilip gitmiştir.

عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ فَقُلْتُ أَخْبِرِينِي عَنْ خُلُقِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ : كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ

Sa’d İbni Hişâm'dan rivâyet edildiğine göre şöyle dedi:

Ben Âişe radıyallahu anhâ'ya;

“Bana Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in ahlâkını (yaşayışını) anlatır mısın?” dedim.

Âişe ;

"Peygamberin ahlâkı (yaşayışı), Kur‘ân'dan ibâretti" cevabını verdi. [1]

 

Hz. Peygamber’in ümmet için ifade ettiği manayı öncelikle ayet-i kerîmelerden takip edelim:

Büyük nimet, büyük lutuf

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü'minlere, büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler." [2]

İçimizden bir Resül

"Andolsun size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı pek şefkatli, pek merhametlidir." [3]

Mü'min, hem de ilk mü'min

"Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti." [4]

"(Resûlüm!) De ki: şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim." [5]

Âlemlere rahmet

"(Resûlüm) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." [6]

Hz. Peygamber de bir hadisinde bu durumu şöyle vurgular:

"Ben la'netçi olarak değil, rahmet olarak gönderildim." [7]

Allah'ın yoluna çağırır

"Şüphesiz ki sen dosdoğru bir yolu göstermektesin. Göktekilerin ve yerde­kilerin sahibi olan Allah'ın yolunu..." [8]

Üstün ahlâklı

"Ve elbette sen yüce bir ahlâk üzeresin." [9]

Yazımıza konu olarak seçtiği­miz Hz. Âişe vâlidemizin "Onun ahlâkı ve yaşayışı Kur'an'dan ibaretti" tespitini burada hatırlarsak, ayetteki "yüce ahlak"ın Kur'ân ahlâkı, Hz. Peygamber'in hayatının, Kur'ân'ın yaşanmış şekli olduğunu anlarız.

En güzel örnek

“Andolsun ki, Rasûlullah'ta, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuş­mayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır." [10]

Bu ayetten anlaşıldığına göre Hz. Peygamber, her alanda, evrensel planda pratik örnektir. Güzel ahlâk ve temiz hayat kurallarını kendi ya­şayışıyla ortaya koymak, örneklendirmek onun asıl görevidir. Onun bu durumu, hiç kuşkusuz Allah'ın hoşnutluğu peşinde olan mü'minler içindir. Kendi nefsinin esiri olmuş insanlar ondan istifade edemez.

Hz. Peygamber'in hayatı ve sünneti incelenirken bu husus dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Ölçü

“(Resûlüm) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." [11]


Hz. Peygamber'in hayatı Kur'ân olunca, yaşayışını onun yaşayışına uydurmaya çalışmak da Kur'ân'ı yaşamaya çalışmak demek olacaktır.

Çözüm

Onun doğumuyla beşerin kafasındaki, gönlündeki, hayatındaki dü­ğümler çözülmüş, problemler yeni bir yoruma kavuşmuş, insanlar önle­rini görür olmuştur. Dünya yeni bir anlayış, uygulama ve dünya görüşü kazanmıştır. Böylece insanlığın inanç ve hayat ufuklarını karartan şirk ve inançsızlık karanlığı, sabah güneşinin doğmasıyla ufuktan çekilen gece karanlığına eş, çekilip gitmiştir. Çünkü Hz. Âişe vâlidemizin de dile getirdiği gibi Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kur’ân-ı Kerîm ile amel etmiş, onun ahkâm ve âdâbını yaşamıştır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm­'in ve dolayısıyla Hz. Peygamber'in çözüm olduğunu şöyle duyurmuş­tur:

"Biz bu kitabı sana, ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden topluma da hidâyet ve rahmet olsun diye indirdik."[12]

"Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, -Allah'a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız-, onu Allah'a ve Resül'e götürün. Bu hem daha hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir."[13]

Hayatında Hz. Peygamber'in kendisi, vefatından sonra getirip tebliğ ettiği Kitap ve yaşayışıyla ortaya koyduğu o Kitab'ın yorumu demek olan Sünnet’i başvuru kaynağıydı. Yazının başına aldığımız Hz. Âişe vâli­demizin "Onun ahlâkı, yaşayışı Kur'ândan ibâretti" sözü de bir yandan Ki­tap-Sünnet birlikteliğini ortaya koyarken bir yandan da Hz. Peygam­ber'in, ümmet için pratik bir çözüm olduğunu belirlemektedir.

Anlaşılmaktadır ki, İslam'ı Sünnet'teki yorumuyla gücümüz ölçü­sünde yaşamak, Hz. Peygamber'in önderliğinden ve ortaya koyduğu çözümlerden yararlanmak ve dolayısıyla iyi Müslüman olmak demektir. Bunun için de;

Hz. Peygamber'i sevmek,

Sünnet-i seniyye'yi bilmek ve yaşamak gerekir.

Unutulmamalıdır ki, sevgisiz ve bilgisiz ne kulluk yapılabilir ne de ümmet olmak mümkündür.

O halde mes'ele, İslâm'ı ciddiye almak, Sünnet'i de İslâm'ı kavrama ve yaşama biçimi ve kılavuzu olarak mes'ele edinmek ve sevmekten geçmektedir. Nitekim Hz. Peygamber kendi konumunu, "benim durumum..." diye baş­layan kutlu sözleriyle ve değişik teşbih ve temsillerle bütün açıklığıyla bize anlatmaya çalışmıştır. Meselâ bir hadisinde o şöyle buyurur:

"Benim ve Allah'ın benimle gönderdiğinin durumu; milletine gelip ‘ey milletim, ben (üzerinize gelmekte olan düşman) ordusunu gözlerimle gördüm. Ben apaçık bir uyarıcıyım. Başınızın çaresine bakın, kurtulmanın çare­sini arayın’ diyen bir adamın durumuna benzer. Kavminden bir grup ona ina­nıp itaat eder ve akşamdan yola düşer ağır ağır yürür gider. Bir başka grup ise ona inanmayıp yalanlayarak yerlerinde kalırlar. Düşman ordusu sabaha karşı onlara baskın verir, onları helak eder, köklerini kazır. İşte bana itaat edip getirdi­ğime tâbî olanlarla, bana isyan edip getirdiğim hakkı yalanlayanların durumu budur."[14]

Bir başka hadisinde de Hz. Peygamber, “Ben sizi kuşağınızdan yaka­lamış, ateşe düşmemeniz için gayret ediyorum, siz ise elimden kurtulup kendi­nizi ateşe atmaya çalışıyorsunuz"[15] diye durumu açıklar.

Bu ve benzeri hadislerin ortaya koyduğu gerçek, Rasûlullah (sav)'a uy­manın kurtuluş; uymamanın, onun getirdiğine yüz çevirmenin helak sebebi olduğudur.

İslam'ı bütün kurum ve kurallarıyla bir sistem bütünlüğü ve uyumu içinde hayata geçirmek için çalışmak, Hz. Peygamber'in 23 yıl kesintisiz sürdürdüğü asıl SÜNNET'idir. Bu gerçek bizi, "İslâm'a hizmet sünnettir" neticesine götürmektedir.

Hz. Peygamber'in hayatı Kur'ân olunca, yaşayışını onun yaşayışına uydurmaya çalışmak da Kur'ân'ı yaşamaya çalışmak demek olacaktır. O halde Sünnet, Kur'ân'ı yaşamanın prensibi, uygulaması ve adıdır. Hz. Mu­hammed (sav)'e ümmet olmak en büyük devlet; ona hizmet en büyük şereftir. Sünnet'i yaşamak İslâm izzetine sahip çıkmaktır. Sünnetle amelin terkedilmesi, dinin önemsenmemesi demektir. Pek tabiî olarak sonu felâ­kettir.


Sünnet dışında bir arayış, hevâ ve heveslere prim vermek, kulluk etmek anlamına gelir. Sünnet'e uymakla da Hz. Peygamber'in davetine icabet edilmiş olur.

Hz. Peygamber'i şu ya da bu yönlere çekmek isteyenlere karşı Allah Teâlâ, Rasûlü (sav)’ne şöyle demesini emretmiştir:

"De ki: Ben sizin arzularınıza uymam. Aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olamam." [16]

Onun yaşayışını (Sünnet'i) şu veya bu gerekçelerle dışlamaya çalışan düşünce, telkin ve tavsiyelere verilecek cevap da herhalde aynıdır:

"De ki: Ben sizin arzularınıza uymam. Aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olamam."

Sünnet dışında bir arayış, hevâ ve heveslere prim vermek, kulluk etmek anlamına gelir. Sünnet'e uymakla da Hz. Peygamber'in davetine icabet edilmiş olur. Sünnet'e uymamak ise, onun davetine olumlu cevap vermemek demektir. Bunun anlamı, bir ayet-i kerîmede şöyle açıklan­mıştır:

"Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allahtan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Elbette Allah zalim toplumu doğru yola iletmez." [17]

Sünnet, İslam'ın evrensel çapta yorumu; İslâmî yapılanmanın model ve metodolojisidir. Bu yorum, bu model ve metodolojiden istifade ede­bildiğimiz ölçüde, Müslümanlığımızın farkına varmış ve ondan yarar­lanmış olacağız. Çünkü gerçek çözüm, Hz. Peygamberdir, onun temiz yaşayışı yani sünnet-i seniyyesidir.

 


Dipnotlar:

1. Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 163. Aynı mânadaki diğer rivâyetler için bk. Müslim, Müsâfirin 39; Ebû Davud, Tatavvu' 26; Nesâî, Kıyâmu'l-leyl 2; Dârimî, Salat 165; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 54, 91, 188, 216

2. Âl-i İmrân (3), 164

3. et-Tevbe (9), 128

4. el–Bakara (2), 285

5. el-En‘âm (6), 162-163

6. el–Enbiyâ (21), 107

7. Müslim, Birr 87

8. ez-Zuhruf(43),52-53

9. el-Kâlem (68), 4

10. el–Ahzab (33), 21

11. Âl-i İmrân (3), 31

12. en-Nahl (16), 64

13. en-Nisa (4), 59

14. Buhâri, Rikak 26, İ'tisam 2; Müslim, Fedâil 16

15. Buhârî, Enbiya 40

16. el-En’am (6), 56

17. el-Kasas (28), 50

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin