Sonpeygamber.info
Ramazan Günlüğü
 

Peygamber Mesleği: Yanlışa Seyirci Kalmamak

"Kimse kimsenin hayatına karışmasın... Herkes birbirinin tercihine saygı duysun... Benim hayatım, benim kararım... Tüm hayat tarzlarına hoşgörüyle bakalım!"

Yukarıdaki cümlelerin benzerlerini o kadar çok duyduk ki bir noktadan sonra kimse doğruluğunu sorgulamaz oldu.

Her çeşidiyle günahların insanlık tarihi kadar eski olduğunu biliyoruz. Yani her toplumda günah işleyenler, yanlış yollara girenler olacaktır. Günahın reklamını yapmadıkça, bir başkasını günaha kışkırtmadıkça, günaha meşruiyet kazandırmaya çalışmadıkça herkes günah işlemekte hürdür. İsra 17/15: "Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz." Günahın saygı görüp, günaha günah demenin kınandığı bir dünya ise insan toplumlarının intiharı demektir. En azından Kur'ân'a göre bu böyledir: "Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır." (Enfal 8/25)

Allah bizden inanan insanların birbirlerinin velisi olmasını ister. Bir başkasına veli olmanın da onu iyiliklere teşvik, kötülüklerden ise sakındırmakla olacağını belirtir (Tevbe 9/71). Hac Suresi'nin 40 ve 41. ayetlerinde ise yeryüzünde iş başına gelen müminlerin izleyeceği hatt-ı hareket anlatılır: "Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allahtır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allaha aittir."

Bazıları doğuştan gelen eğilimler nedeniyle insanların bazı günahlarda mazur olduğunu söylüyorlar. Oysa her çeşidiyle şiddet eğilimi de büyük ölçüde doğuştandır ve hoş görülemez. Cinsel saldırganlıklar, sahip olma dürtüsü vs. pek çok azgınlığın doğuştan getirdiğimiz bir potansiyeli olduğunu biliyoruz ve hiçbirini hoş görmüyoruz. Eğer böyle bir eğilimimiz varsa bunu kendimiz için bir kulluk imtihanı olarak algılıyor ve nefis mücadelesine girişiyoruz.

Netice olarak günahkârla bir derdimiz yoktur. Ona dua eder, hidayet diler, yardım eder, iyiliğini isteriz. Onu hoş görmeyiz. Çünkü günah olan bir amelin işlenmesini hoş görmek itikadi açıdan bir çelişkidir. Hoş görmesek de varlığını kabul eder, haklarını teslim ederiz. Asıl derdimiz ise günahın kendisiyledir. Günahın yayılmasına, meşrulaşmasına razı olmayız. Günaha zemin hazırlanmasına, genç insanların teşvik edilmesine razı olamayız. Bütün Peygamberlerin toplumlarıyla mücadeleleri bu minval üzere olmuştur. Yanlışı hatırlatmak, hataya işaret etmek ve sessiz kalmamak bir peygamber mesleğidir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.