Kültür Sanat
Tarih
 

Sakal-ı Şeriflerin Gerçek Anlamı ve Bir Teklif

 

 

Aykırı görüşler serdedenler varsa da- İslami kimliğin inşasına katkı sağlayıcı yönüyle, bilinçle sakal bırakmanın sürekli sevap sağlayıcı bir erdem olduğu şüphesizdir. Ancak kesilen/kısaltılan saç kıllarının kendinden veya dinden kaynaklanan bir kutsiyeti yoktur.

Böyle iken İslam dünyasında camilerde/mescitlerde var olan veya var olduğu kabul edilen Allah’ın Rasûlü’ne ait kılların dinî merasimle ziyaretini nasıl değerlendireceğiz?

İnsanların sevdiklerine ait olup kendilerine intikal eden eşyaya değer verdikleri ve onları muhafazaya çalıştıkları, toplumların ise müzelere yerleştirip teşhir ederek ziyarete açtıkları bilinen bir gerçektir.

Veda haclarında abdest alırken organlarına temas eden suları avuçlayarak yüzleri gözlerine süren ve bunu sevgilerini izhar etmek için yaptıklarını söyleyen sahabilere, sevgilerini doğru konuşarak, çevrelerindeki insanlara ikram ederek ve kendilerine bırakılan emanetleri koruyarak göstermelerini emreden Hz. Peygamber’in dilinde, sevgi açıklamanın yolu olarak onaylanmamışsa da kutsallık vermeksizin ona ait kılların veya vücuduna temas etmiş eşyanın hatıra olarak korunması güzel bulunabilir.

Biz burada  Şerif  olarak  nitelenen  onun  saç/sakal  kıllarının  kıl  olmanın ötesinde anlamı olup olmayacağını irdeleyeceğiz.

 

Hz. Peygamber’in insan-peygamber olarak yaşadığı, güvenilir tarihî delillerle belgelidir. -Salât ve selam üzerine olsun- Peygamberliği kıyamet gününe kadar geçerli olduğuna göre onun hayatının, günümüzde de orijinalitesini koruyan Kur’ân yanı sıra maddî bir argümanla da kanıtlanması gerekmez miydi?

A-Sevgili Peygamberimiz’in Veda haclarında hac görevi olarak saçlarını kestirdiğini, kesilen saçlarının bir kısmını çevresinde bekleşen sahabilere hatıra olarak dağıttığı ve kalan diğer kısmını da Ebû Talha El-Ensari’ye verdiğini biliyoruz. Eğer gerçekliği varsa günümüz İslam dünyası camilerinde ziyaret edilen kılların dağıtılan bu saçlar olduğu inancındayız.

Kesilen saçlarını bekleşenlere dağıtması, onun zirveleşen tevazuu ile örtüştürülemeyeceği gibi, eşyanın takdis edilmesini onaylamayan İslami kurallarla da bağdaştırılamaz. Acaba dağıtımın makul bir sebebi olabilir miydi?

B-Hz. Peygamber’in insan-peygamber olarak yaşadığı, güvenilir tarihî delillerle belgelidir. -Salât ve selam üzerine olsun- Peygamberliği kıyamet gününe kadar geçerli  olduğuna  göre  onun  hayatının,  günümüzde  de  orijinalitesini  koruyan Kur’ân yanı sıra maddî bir argümanla da kanıtlanması gerekmez miydi?

Kabul edilebilir iddialar olmasa da Hz. Musa ve İsa’nın bile tarihte yaşamış kişiler olmadıkları ileri sürülüyor. Bu iddianın Hz. Muhammed için de ileri sürülmesini engelleyecek maddi delillerin varlığı onu yüceltici olmaz mı?

C-Bilim ve teknolojinin geliştiği devrimizde saç/sakal kılları kişinin varlığı yanı sıra DNA’sını da belgelemektedir. Nasıl öldüğü veya öldürebildiğini açıklayabilmektedir.

Eğer İslam dünyasının değişik bölgelerinde asırlardan beri Hz. Peygamber’e aidiyeti kabul edilerek ziyaret edilen sakal-ı şerifler, onun dağıttığı bilinen kıllardan ise, birbirlerine uzak coğrafi mekânlardan alınacak örneklerin birbirlerinin aynılığı, bir diğer anlatımla aynı kişiye aidiyetinin tespit olunması, Hz. Peygamber’in yaşamış bir kişilik olduğu, başta zamanımız olmak üzere kıyamet gününe kadar her devirde kanıtlanmış, yalnızca ona ait bir mucize açığa çıkarılmış olur.

Bizim imanlı, ilgili ve yetkili kişilere çağrımız, değinilen bilimsel atılıma öncülük ederek bu mucizeye yol açmaları, sürdürülen sakal-ı şerif kutlamalarını layık olduğu zemine oturtmalarıdır.

Sonpeygamber.info
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.