Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Salât ü Selâm

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : أَوْلَى النَّاسِ بِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرُهُمْ عَلَىَّ صَلاَةً  .

Abdullah ibni Mes'ud radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde Müslümanların bana en yakın olanları, benim üzerime en çok salâvat getirenlerdir." [1]
'Allahümme salli alâ Muhammed' demek; şanını yüceltmek, davetini hâkim ve şeriatını ebedî kılmak suretiyle dünyada; ümmetine şefaatçi kılmak ve ecrini kat kat vermek suretiyle ahirette Muhammed'i ulu kıl" anlamına gelmektedir.[3] Tekrim ve ta'zim anlamı ile salât, Hz. Peygam­ber’e hastır.

Dilimizde "salât ü selam okumak" veya "salavat getirmek"  diye ifade edilen olay, Sevgili Peygamberimizin güzel adı anıldığı zaman, ona olan saygımızı dile getirmek için söylediğimiz cümlelerden ibarettir. Bunu en kısa şekliyle "sallallahu aleyhi ve sellem" veya "Allahümme salli alâ Muham­med" diye ifade ederiz. Şimdi olayı, konuya ait rivayetlerden takip ede­lim:

Ka'b b. Ucre radıyallahu anh diyor ki, bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza gelmişlerdi. Biz kendisine;

"Ey Allah'ın Resûlü, sana nasıl selam vereceğimizi (tahiyyat dua­sından) öğrenmiş bulunuyoruz. Ancak sana nasıl salât (dua) edeceğiz?" dedik. Bunun üzerine:

"Şöyle deyiniz!" buyurdu: "Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed Kemâ salleyte alâ Îbrahime ve alâ âl-i İbrahim. İnneke hamîdun mecîd. Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed kemâ bârekte alâ İbrahîme ve alâ âl-i İbrahime inneke hâmîdun mecîd." [2]

Biz bu dualara "salli-bârik duaları" diyoruz. Namazlarda tahiyyat du­asından sonra okuyoruz.

Bu soru-cevap olayı, Ahzab Sûresi'nin 56. ayetinde Müslümanlardan istenen salât ü selam görevi ile ilgilidir. O ayette yüce Mevlâ şöyle bu­yurmaktadır:

"Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey müminler, siz de ona salavât getirin ve ona selam verin, esenlik dileyin!"

Peygambere özel

'Allahümme salli alâ Muhammed' demek; şanını yüceltmek, davetini hâkim ve şeriatını ebedî kılmak suretiyle dünyada; ümmetine şefaatçi kılmak ve ecrini kat kat vermek suretiyle ahirette Muhammed'i ulu kıl" anlamına gelmektedir.[3] Tekrim ve ta'zim anlamı ile salât, Hz. Peygam­ber’e hastır. Dua ve bereket manasıyla salât, Hz. Peygamber’den başka­ları hakkında da kullanılabilir. Nitekim bizzat Hz. Peygamber bir hadis­lerinde "Allahümme salli alâ Ebî Evfâ" [4] diye dua buyurmuştur. Hatta bu konuda da; "Hz. Peygamber kendisine has olan bir hususta başkasını tercih etmiştir. Ondan başkasının böyle bir şey yapması (yani Allahümme salli alâ fülân" diye herhangi bir kişiye dua etmesi) caiz ol­maz" denilmiştir.[5]

Müjdeler - uyarılar

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üzerine getirilecek salât ü selam ile ilgili bazı müjdeler ve uyarılar bulunmaktadır. Bunlardan bir kaç ta­nesini hatırlayalım:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim benim üzerime salavât getirirse, Allah o kimseye on misli (mağfiret ile) mukabele eder." [6]

"En faziletli gününüz Cum'a'dır. O günde benim üzerime çok salavât geti­rin. Zira sizin salât ve selamlarınız bana ulaştırılır." [7]

"Kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Üzerime salâvât getirin. Nerede olur­sanız olunuz salât ü selamlarınız bana ulaşır." [8]

"Asıl cimri, ben yanında anıldığım halde üzerime salâvât getirmeyendir." [9]


Ümmetin Hz. Peygamber’le münasebetlerinde gözetmesi gerekli çizgi, Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm'in muhtelif ayetlerinde, değişik vesilelerle net bir şekilde ve hassasiyetle belirlenmiştir.

Kabul şartı

Fadâle İbn Ubeyd radıyallahu anh'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün namazdan sonra Allah'a hamd ve Peygamber’e salavat getirmeden, "Allah’ım beni bağışla" diye dua etmeye başlayan bir adamın sesini duydu. Bunun üzerine "acele etti" buyurdu, sonra adamı yanma çağırdı ve şu ikazda bulundu:

"Herhangi biriniz dua etmek istediği zaman önce Allah Teâlâ’ya hamd ü sena ederek başlasın. Sonra Nebî'ye salâvât getirsin. Daha sonra da dilediği gibi dua etsin, isteyeceğini istesin." [10]

Kıvam ölçüsü

Her topluluğun ve toplumun başıyla ilişkilerinde bazı özel ahlâkî ve edebî kaidelerin bulunması pek tabiî ve hatta belki de zarurîdir. Pey­gamber-ümmet ilişkilerinde de aynı durum söz konusudur. Bu bir ayrı­calık olmaktan çok, münasebetlerdeki seviye, ihlas ve disiplin açısından üzerinde durulacak bir husustur.

Allah Teâlâ’nın örnek kulu ve son Râsûlü Hz. Muhammed (sav)’e karşı biz Müslümanların elbette en olgun, en medeni ve en içten davranışlarda bulunmamız gereklidir. Ümmet yapısı herhalde bu noktadan başlamak suretiyle belli bir kıvama ve kaliteye ulaşacaktır. Çünkü ümmetin pey­gamberle olan münasebetleri, Allah Teâlâ, insanlar ve tabiat ile ilişkile­rini şekillendirir. Bu açıdan bakıldığı zaman ümmetin ilk nesli ashâb-ı kirâmın tavır ve davranışlarını ve erişilmez edep ve faziletlerini anlamak, belli ölçüde kolaylaşmaktadır. Onların hayatı insan haysiyetine ve İslâm izzetine yakışır davranışlarla bezenmiştir. Bu güzel sonuç, hiç şüp­hesiz, Muhammedî terbiyenin ürünüdür.

Ümmetin Hz. Peygamber’le münasebetlerinde gözetmesi gerekli çizgi, Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm'in muhtelif ayetlerinde, değişik vesilelerle net bir şekilde ve hassasiyetle belirlenmiştir. Özellikle Hucurât sûresi, bu açıdan fevkalâde önem arz etmektedir. İlk iki ayetin meali şöy­ledir:

"Ey müminler, Allah'ın ve Rasûlü'nün huzurunda (sözde ve işte) öne geçmeyin, Allah'tan sakının."

"Ey müminler, seslerinizi Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltme­yin. Birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın ki siz farkına varmadan amel­leriniz boşa gidiverir." [11]

Hz. Peygamber’e salât ü selâm getirmek, işte bu ilişkiler çizgisinde önemli bir ahlâkî noktadır. Bu görev de bize, yukarıda mealini sundu­ğumuz Ahzab Sûresi 56. ayetiyle verilmiştir.

En büyük şeref

Hz. Peygambere salavât getirmek, Allah Teâlâ ve melekler ile aynı işte bir­leşmek demektir. Bu da kul için son derece heyecan verici bir birlikteliktir. Üm­met için en büyük şereftir. Zira yüce rabbimiz "Allah ve melekleri Peygambere salât ederler; ey müminler siz de ona salâvât getirin, tam bir teslimiyetle selam verin" buyurmaktadır. İşte bu büyük şeref ve en az on misli ile mukabele görmek şansından kendisini mahrum edecek gafil ya da lakayt Müslü­manları da Sevgili Peygamberimiz fevkalâde etkili bir şekilde uyarmak­tadır: "Ben yanında anıldığım halde, üzerime salât ü selam getirmeyen kişinin burnu yere sürtülsün!" [12]

Öyle sanıyoruz ki, bu açıklamalardan sonra, başta zikrettiğimiz hadis-i şerifte yer alan Hz. Peygamber'e "en yakın olma" bahtiyarlığı, büyük ölçüde açıklık kazanmış olmaktadır. Böylesi bir bah­tiyarlığa can kurban...

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed.

 


Dipnotlar:

1. Tirmizi, Vitr 21

2. Tirmizi, Vitr 20; Tefsiru sûre (33), 23, Ayrıca bk. Buhârî, Enbiya 10, Tefsiru Sûre (33), 10; Müslim, Salât 65, 66; İbn Mâce, İkame 25; Nesaî, Sehv 49-54; Muvatta, Sefer 67.

3. İbnu'l-Esir en-Nihâye, III, 50. Buhârî, Daavat 32, Ebû Davud, Zekât 7

4. Nesaî, Zekât 13; İbn Mâce, Zekât

5. İbnu'l-Esir, en-Nihâye, III, 50; Mubârekfûrî, Tuhfetu'l-ahvezi, II, 604

6. Müslim, Salât 70

7. Ebû Davud, Salat 201; Vitr 26; Nesaî, Cum'a 5

8. Ebû Davud, Menâsik 94; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 397

9. Tirmizi, Daavat, 100; Ahmed b. Hanbel, Müsned, l, 201

10. Tirmizi, Daavat 64; Ebû Davud, Vitr 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 18

11. el-Hucurât (49), 1-2

12. Tirmizi, Daavat 100; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 254; Bazı kitap ve yazılarda görülen (s.a) veya (s.a.v) şeklindeki kısaltmalârın, sallallahu aleyhi ve sellem diye okunması, görevin yerine getirilmesi açısından ihmal edilmemelidir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin