Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Sevgide Mümin Farkı

عن أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

 Enes İbni Mâlik (ra)'ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Canım, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki kul, kendisi için sevip istediğini, din kardeşi için de sevip istemedikçe tam iman etmiş sayılmaz."(1)

Sizden biriniz" diye ve yeminsiz olarak da rivayet edilmiş olan hadisimiz, bize göre fevkalade önemli bir hususu, bir özelliği dikkatlerimize sunmaktadır: Sevgide mümin farkı.

Her şeyden önce iman, sevgi ürünüdür.. Yani inanmak, sevmek demektir. Kulluk (ibadet) ise sevgiye dayalı imanın tezahürüdür, dışa vurumudur. Bir hadis-i şerifte belirtildiği gibi imanın tadına, Allah ve Rasûlü’nü her şeyden fazla sevmekle erilir.

Sevgide mümin farkını ayet-i kerime "İman edenlerin Allah'a karşı sevgisi her şeyden kuvvetlidir" şeklinde tespit etmektedir. Bu tür bir üstünlüğün ve farkın şuurunda olan müminler, karşılarında Allah'ın sevgisini bulacaklardır. Nitekim bir başka ayette "Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever" buyrulmaktadır.

Allah Teâlâ, iman ile sevgi arasındaki ilişkiyi bir ayette şöyle açıklar:

"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları ortakları tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. İman edenlerin Allah'a karşı sevgileri ise her şeyden daha kuvvetlidir."(2)

Bu ayet, doğrusuyla yanlışıyla her türlü iman ve kulluk hareketlerinin temelinde mutlaka sevgi unsurunun yattığını tespit ve ilan etmektedir. Yanlışa ve bâtıla şartlanmış olanların bu şartlanmışlıklarının kökeninde tanrı sevgisine benzer bir sevginin etkili olduğunu açıklamaktadır. Ayrıca ve büyük bir açıklıkla mümin ve Müslümanların kalbindeki Allah sevgisinin her türlü sevgiden çok daha köklü ve güçlü olduğunu da belirtmektedir.

Ayet-i kerimede açıklanan bu köklü Allah sevgisidir ki Müslümanı her hareket ve yönelişinde, tevhid çizgisinde bulunma dikkat ve titizliğine kavuşturur. Ona, gönlüne hâkim olma duygu ve sorumluluğunu telkin ve sevgide mümin farkını koruma şuurunu temin eder.

Farklar

Sevgide mümin farkını ayet-i kerime "İman edenlerin Allah'a karşı sevgisi her şeyden kuvvetlidir" şeklinde tespit etmektedir. Bu tür bir üstünlüğün ve farkın şuurunda olan müminler, karşılarında Allah'ın sevgisini bulacaklardır. Nitekim bir başka ayette "Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever"(3) buyrulmaktadır.

Sevgiye dayalı bir iman ve ibadet hayatının, kulu ilahi sevgiye kavuşturacağı açıktır. Bu ise kulluk içinde sultanlık demektir. Zira sonu Allah’ın hoşnutluğudur. "Allah onlardan razı, onlar da Allah'tan razı..."(4)

Öte yandan bir takım insanların Allah'ı bırakıp bazı varlıkları tapınmaya değer bulması, onları "Allah sevgisi"ne eş bir sevgiye layık görmesi tam manasıyla bir sapıklıktır. Hatta sapıklıkların en kötüsü ve en tehlikelisidir. Zira sevgi sapıklığı, tüm sapıklıkların anasıdır. Gönlünü ağyara kaptırmış bir kimseden hayır gelmez.

Tarih boyu kendilerine tapınılan ruhlar, putlar, ay, güneş, yıldızlar, hayvan ve insanlar hep sevgi sapıklarının tatmin vasıtaları olagelmişlerdir. Hidayet rehberi peygamberler de bu gönlü çalınmış insanları uyarmak, onları gerçek sevgi ve sevgiliye kavuşturmak için mücadele vermişlerdir. Peygamberlerin verdiği tevhid mücadelesi bir anlamda da sevgide tevhid'i yakalama ya da bir başka deyişle sevgide arınma mücadelesidir.

O halde mümin, Allah'a karşı olan sevgisini Hz. Peygamber'i izlemek, O'na uymak ve O'nun öğrettiği şekilde yaşamakla ispat edecektir. Müminin Peygamber'e tabi olması, onun en belirgin imanî özelliğidir. Müminin Hz. Peygamber'e ve onun sünnetine karşı tavır alması düşünülemez.

Sevgide mü'min farkı, her şeyden önce Peygamber'e uymak, onun sünnetini yaşamaktır. Bir başka ifade ile Sünnet'i sevgiye rehber kılmaktır. Nitekim Allah Teâlâ bir ayette bu hususu pek açık bir şekilde ifade buyurmuştur:

"De ki eğer Allah'ı gerçekten seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve bağışlasın."(5)

O halde mümin, Allah'a karşı olan sevgisini Hz. Peygamber'i izlemek, O'na uymak ve O'nun öğrettiği şekilde yaşamakla ispat edecektir. Müminin Peygamber'e tabi olması, onun en belirgin imanî özelliğidir. Müminin Hz. Peygamber'e ve onun sünnetine karşı tavır alması düşünülemez. Zira o şu ilahi ikazın farkındadır:

"De ki babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde etmiş olduğunuz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberi’nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin.”(6)

Sevgide mümin farkı, hadisimizde açıkça dile getirilmiş olduğu gibi, kendi öz nefsi için sevip istediğini mümin kardeşleri için de aynı şekilde arzu edip istemektir. Din kardeşini kendi öz nefsine denk tutmaktır. Sevgiyi ümmet çapında bir çerçeveye kavuşturmaktır.

Hadisçi Taberânî'nin el-Mu'ce-mu'l-evsat'ta naklettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber ile bir Müslüman arasında şu konuşma geçmektedir:

“-Cenneti seviyor musun?

- Evet.

“-O halde nefsin için sevdiğini, din kardeşin için de sev!”(7)

Sevgide mümin farkı, sevgi körü ve sağırı olmamaktır. Sevgili Peygamberimiz bu noktaya bir hadis-i şeriflerinde "Sevgin seni kör ve sağır eder" buyurarak işaret etmiştir. Denetimsiz bırakılan sevgi, gerçekten insanı, sevdiklerinin hatalarına ve kızdıklarının doğrularına karşı kör ve sağır eder.

İslam ahlakının en özlü tarifi olan. Allah emirlerine saygı ve bağlılık, yaratıklarına şefkat (et-ta'zim li emrillah ve'ş-şefekatü alâ halkıllah) ilkesi de tamamen engin bir Allah sevgisinin sonucu olmaktadır. Zira Peygam­ber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde "Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş sayılmazsınız" buyurmaktadır.(8) Yani ta'zim de şefkat de sevgi kaynaklıdır. Allah emirlerine saygısızlık, yaratıklara şefkat ve merhametsizlik ise temeldeki sevgisizliğin alametidir. Bir başka ifade ile zulüm ve haksızlık, sevgisizliğin ya da sevgi sapıklığının ürünüdür.

Sevgide mümin farkı, sevgi körü ve sağırı olmamaktır. Sevgili Peygamberimiz bu noktaya bir hadis-i şeriflerinde "Sevgin seni kör ve sağır eder"(9) buyurarak işaret etmiştir. Denetimsiz bırakılan sevgi, gerçekten insanı, sevdiklerinin hatalarına ve kızdıklarının doğrularına karşı kör ve sağır eder. Bu da her zaman gerçekten yana, haktan yana olmakla yükümlü bulunan mümini, imanına ters düşen istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakır. O halde sevgide mümin farkı, gönlüne ve duygularına hâkim olmak demektir. Nitekim yine sevgili Peygamberimiz "Dostunu ölçülü sev, zira günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına ölçülü kız, unutma ki günün birinde dostun olabilir"(10) buyurmuş, sosyal ve beşeri gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.

Sevgide mümin farkı, sevgi ve kine, "Allah için" kaydını değişmez gerekçe kılmaktır. Zira Peygamber Efendimiz, "Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için kin tutmaktır”(11) buyurmuş, bir başka hadislerinde de "İslam (ve iman ) bağlarının en güçlüsü, Allah için sevmek Allah için kin tutmaktır"(12) diye bu gerçeği pekiştirmiştir.

O halde başta dünya sevgisi olmak üzere her türlü sonlu ve geçici sevgi ve meyillerden, müminlerden başkalarına yönelik dostluk gösteri ve tavırlarından uzak kalmak sevgide mümin farkının farkına varmak ve icaplarını yerine getirmek demektir. Bu da her Müslümanın hem görevi hem de hakkıdır.

Mümini sevgisiz ya da sınırlı sevgi sahibi gibi görmek ve göstermek isteyenler, kendi yanlışlarına meşruiyet ve haklılık kazandırabilmek için müminleri istismar etmek isteyenlerdir. İmanın izzet ve özüne yakışmayan yalancı ve göstermelik sevgi ve yönelişlerden arınmak, sevgide tevhid gerçeğinin hakiki sevgisine ermek için gayret sarf etmek, dostun düşmanın birbirine karıştığı, ümmetin kendi değerlerine sahip önderler aradığı bugünlerde müminler için en mübarek cihad niteliğindedir. Gönlüne, sevgisine hâkim olan, mümin farkını koruyacak ve bu özelliğiyle birçok ciddi meselenin çözüm yolunu bulmuş olacaktır.

 

Dipnotlar

1. Müslim, İman 69,72 ; İbn Mâce, Mukaddime 10

2. el-Bakara(2), 165

3. el-Maide (5),54

4. el-Beyyine (98), 8

5. el-Bakara(2), 31

6. Heysemi, Mecmeu'z-zevaid, VIII, 186

7. et-Tevbe (9), 24

8. Müslim, İman 93, Tirmizi. Et'ime 45

9. Ebû Davud. Edep 116; Ahmed İbn Hanbel, Müsned,V, 194.VI.450

10. Tirmizi, Birr 59

11. Ebû Davud, Sünnet 2; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 146; Yorumu için bk. Bu kitap, “Kin de Kutsaldır” başlıklı 13. yazı.

12. Beyhakî, Şuabu'1-imân, 1,46

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin