Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Sözün Göğü İniyor Şehre


Kalabalıkta unutmuyordu insanı Allah. Sıradan görmüyordu kulunu. Her bir insana "Senin Rabbin" diyecek yakınlıkta sesleniyordu. Ki Rab, terbiye eden demektir. Rab, terbiye ettiğinde değer görür de öyle terbiye eder.

Halinden memnun şehir. İşler yolunda. Sorgulayan yok şehirlileri. O lacak olan bu; öyle sanıyor herkes. Olacağı kadar her şey; öyle görüyor çoğunluk. "Böyle gelmiş, böyle gider." Çeperini zorlamadan akıyor uğultular. İtirazsızlık hükmediyor her köşeye. Gri bir suskunluk bulaşmış duvarlara. Kendi içine kıvrılıyor hayat. Alışkanlığa dönüşüyor. Başka şeylere kapanıyor. Haksızlık edenler haksızlığında hak görüyor. Ezilenler haklarının ezilmek olduğunu sanıyor. Efendinin efendiliği katlanarak büyüyor. Köleler kölelik zincirine itirazsız bağlanıyor. Kabuğu kalınlaşıyor Mekke'nin. İçine doğru katlanıyor. Sağırlaşıyor dışarıdan gelecek seslere. Köreliyor taze ışıklara. Kendi karanlığına sarılıyor. Karayı ak diye görmeye alışıyor.

Şehrin kalbi susuyor. Alışkanlığa teslim oluyor vicdanlar. Şehir sustukça, güçlüler haklılıklarına bahane buluyor. Etki alanlarını küstahça genişletiyorlar. Vicdanları susturmak için, kutsala yaslanıyorlar. İktidarlarının sivrilmesi için cahilliği çoğaltıyorlar. Uyanışları en başından kırıyorlar.

Güçlerini çoğaltmak için sahte kutsallar üretiyorlar. Kâbe'nin gölgesinden emziriyorlar putları. Putların ayakucunda sıraya diziyorlar insanları. Garip ki putları otorite ilan ederken herkesten çok "Allah!" diyorlar. Allah adına dikiyorlar putları. Allah'a yakınlaşmak için Lât'ın boynuna sarılıyorlar. Seslerini Allah'a duyurmak için Uzza'nın soğuk yüzüne dönüyorlar. Allah uzatsın yardım ellerini diye Menat'ın gözlerinin içine bakıyorlar.

"Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yaratan Allah'tır elbet" diyor Mekke'nin muktedirleri. "Ama…" diyorlar sonra. Güya, şimdi ve burada değil Allah! Güya uzakta, çok uzakta. Güya tenezzül etmez bizim ince fısıltılarımıza. Güya eğilip bakmaz öyle saklı sancılarımıza. Güya vakit ayırmaz tereddütlerimizi anlamaya, gizli yaralarımızı sarmaya… Böyle biliyorlardı Allah'ı. Böyle sanılsın istiyorlardı. Bu yüzden aracılar koydular Allah ile kullar arasına. Sözüm ona Allah'a yakın olmak içindi Hubel. Kâbe'nin Rabbine ulaşmak içindi putlar. Allah adına hareket ediyorlardı bunlara yaparken. Kelimenin tam anlamıyla dindardılar.

Mekke'nin muktedirleri icat ettikleri kutsallarla hüküm sürdüler. O kutsallara yaslandıkları sürece kutsalın hatırına boyun eğilecekti kendilerine. Allah'a ulaşma yetkisini böylece ellerine aldılar. Allah adına hükmettiklerine inandırdılar. O kadar ki Kâbe'yi tavaf ederken giyilecek elbiseler de kendilerinden satın alınmak zorundaydı. Başka yerde giyilenler kirli saydılar. Kimsenin itiraz hakkı yoktu. Kutsiyetin kaynağına karar veren Mekke'nin kodamanları, temizliğin kaynağını da kendi uhdelerine aldılar. Öyle ki elbise alacak imkânı olmayan fukara Kâbe'yi çıplak olarak tavaf etmek zorunda kaldı.  

Muktedirler bir gün asıl niyetlerinin çıplak kalacağını ummuyorlardı. Büründükleri dindarlık kisvesinin bir nefhada yırtılacağını hesaba katmadılar. İşlerinin tıkırında oluşuna aldandılar. Cılız sesleri susturdukça işlerin yolunda gittiğini sandılar. Servetlerini üst üste yığdıkça, yıkılmaz olacaklarına inandılar. Kimselerin kendilerini görmemesini cürümlerinin bahanesi yaptılar. Şımardılar. Yakalarına yapışan yok diye azdılar.

Başka gözlerde güzel görünmenle şımarıp Allah'ın seni gördüğüne körelmeni de görmekte Allah. Başkalarının gözüne gireyim derken Allah'ın hoşnutluğunu gözden çıkarmanı da görmekte Allah. Başkalarının beğenilerine aldanıp Allah'ın yakınlığından uzaklaşmanı da biliyor Allah.

Hira'dan dönen Muhammed-i Emin (sav), en çok iktidar sahiplerini rahatsız etti. Zira "Oku, Rabbin adına oku" sözü vardı dilinde. "Sizin Rabbiniz" değil de "Senin Rabbin" diyordu. İlk ayetler, insan ve Rabbi arasında sıcacık samimi bir yakınlık olduğunu haber veriyordu. Kalabalıkta unutmuyordu insanı Allah. Sıradan görmüyordu kulunu. Her bir insana "Senin Rabbin" diyecek yakınlıkta sesleniyordu. Ki Rab, terbiye eden demektir. Rab, terbiye ettiğinde değer görür de öyle terbiye eder. Terbiye ettiğine değer yüklemek ister. Şefkatle eğilir, merhametle dokunur terbiye ettiğine. İnce ince işler, nezaketle biçim verir. Rab, terbiye ettiği insanın hep yakınında durur. Yanında kalır. Uzaklara terk etmez kulunu. Çokluk içinde unutmaz. Biricik bilir terbiye ettiğini. Sıraya sokmaz.

Uzak sanmalar aldanıştır. Mekkeli dindar muktedirlerin tek sermayesi bu uzaklıktır. Uzak olursa Allah, araya kendileri girebilir. Kendi putlarına rol düşebilir. Uzak sanılırsa Allah, insan kendi başına buyruk olabilir. Hevesine göre yaşayabilir. Uzak olandan saklandığını sanır insan. Uzaksa Allah, her an O'nun nazarında olduğunu unutur. Uyuklama yakıştırır, uykuya daldığını sanır Allah’ın. Bakışından bir şeyler kaçırabileceğine gizlice inanır. Gözden kaybolabileceğini sanır. Biricik olma sorumluluğunu başkalarının üzerine atar.  Görünmez olduğunu sandıkça, aldanır. Kapalı kapılara güvenir; tenhalarda savrulur. Asıl göreni görmez olur;  gözlerini görmeye açan Rabbine körleşir. Kendi görmelerini perde diye çeker üzerine. Asıl duyanı duymaz olur; kulağını seslere açan Yaratıcısına sağırlaşır. Kendi duymalarının gürültüsünde boğulur. Asıl bileni bilmez olur insan; kalbini gerçeğe açan Rahman'a bigâneleşir. Kendi bilmelerinin kuyusunda yetim kalır.

Kulunu uyandırmak ister Rabbi. Der ki: "Bilmez misin ki görmekte Allah…" "Seni de, senin gördüklerini de, seni görenleri de…"

Mekke'nin kalbine inen ve sonra her şehrin nabzına vuran Söz hatırlatır: Kalabalıkların görmesine güvenip Allah'a görünmeyi unuttuğunu da görmekte Allah. Başka gözlerde güzel görünmenle şımarıp Allah'ın seni gördüğüne körelmeni de görmekte Allah. Başkalarının gözüne gireyim derken Allah'ın hoşnutluğunu gözden çıkarmanı da görmekte Allah. Başkalarının beğenilerine aldanıp Allah'ın yakınlığından uzaklaşmanı da biliyor Allah.

Der ki Allah kendi başına buyruk yaşamanın sarhoşluğunda boğulan insana: “Secde et ve yaklaş…” Yeryüzünde açlığını çektiğin en önemli şey burada. Onaylanmayı istiyorsun ya… Hep hatırlanmayı… Hep hatırının sayılmasını. İşte secde… Bencilliğinin kuyusuna atılmış, egosunun fırtınalarından yol bulamamış sana hazır sığınak…

Secde et ki yanında bulasın Rabbini. Secde et ki göklere değsin başın. Rabbinin hoşnutluğundadır sığınağın.

Söz yakınlıktır. Yakın olanlar konuşur sadece. Konuştukça komşu olur insan Allah'a. Konuşan Allah şah damarından yakınlığını hatırlatır hece hece. Konuşması Allah'ın, sadece konuşması, eğilmesi insanlığın aklına, eşsiz bir meydan okumadır suskunluktan medet umanlara. Vahyin yeryüzüne inişi, haklıları susturarak konuşanları susturur ebediyen. Bahanelerini yok eder. Sahte dindarlık kisvelerini yırtıp atar.

Elçi'nin her hecesi şeffaf bir kılıçtır artık. Unutmaların koynunda uyuyan şehirlere. Elçileri yok sayan şehirlilere. Alışkanlıkların koyu kumaşı üzerinde.

 

Yorumlar

 
mad
mad31.01.2016

Şükur bin şükür ki bizi konusmaya, bizimle konusmaya layik goren bir yaraticimiz var.icini bize dokmesi Rabbin ayet ayet,icimiize dokulmesi anlamin, bizi mahvetmesi sozun ,hevamizin degil de vahyin konusmasi bu olsa gerek....

31.01.2016

 

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin