Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Talha b. Ubeydullah (ra): Sadakatin Yansıdığı Ayna

Hz. Peygamber, cennetteki komşularından biri olarak ilan etti onu: “Uhud günü, yeryüzünde sağımda Cebrâil'den, solumda Talhâ bin Ubeydullah'tan daha yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha bin Ubeydullah'a baksın!”

Bakıldığında sevinç duyulacak bir aynaydı Talha b. Ubeydullah (ra). Mescid-i Nebevî’nin avlusuna girdiğinde ona bakmalarını istedi Hz. Peygamber ashabından: “Kim Allah’a verdiği sözü yerine getiren birine bakarak sevinç duymak istiyorsa Talha’ya baksın!”

Talha (ra)’ya baktılar: Orta boylu, geniş omuzlu, gür saçlı, buğday benizli, güler yüzlü bir adam. Bir kitapta sevdiği cümlenin altını kırmızı kalemle çizmek gibiydi yakut yüzük takması. Olanla değil, olmayanla gurur duyuyordu belli ki. İki parmağını kaybetmişti Uhud’da.

Uhud… “Bu Talha’nın günüydü!” dedi Hz. Ebu Bekir, kızı Hz. Âişe’ye anlatırken o imtihanı. “Rasûlullah bana ve Ubeyde b. Cerrah’a “Siz ikiniz arkadaşınızla ilgilenin” buyurdu. Talha’yı kastediyordu. Hâlbuki kendisi de bitkindi. Rasûlullah (sav)’a bazı müdahalelerde bulunup Talha’ya koştuk. Geniş bir çukurun içinde bulduk onu. Vücudunda yetmiş kadar kılıç ve mızrak yarası vardı. Parmağı da kopmuştu…”

Talha (ra) yıllar sonra oğluna anlatıyordu Uhud sonrası Hz. Peygamber’in Medine’de yaptığı konuşmayı: “Rasûlullah Uhud Savaşı’ndan döndüğünde minbere çıktı, Allah’a şükrettikten sonra şu âyeti okudu: “Müminlerden öyle adamlar var ki Allah’a verdikleri sözü tuttular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi...” (Ahzâb, 23) Sahabilerden biri kalkıp, “Ey Allah’ın elçisi kimdir bunlar?” diye sorunca Hz. Peygamber bana döndü -o gün üzerimde iki parça yeşil elbise vardı- ve sonra şöyle buyurdu: “Ey soru soran kişi! Bu Talha onlardandır.”

Talha (ra) onlardandı ve Hz. Peygamber defalarca o aynaya bakmaya çağırdı Müslümanları. Bir keresinde yine yüzüne nazar etmiş ve bu kez “Allah’a verdiği sözü yerine getiren” yerine “şehit” ibaresini kullanmıştı: “Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakarak sevinç duymak isteyen, Talha bin Ubeydullah’a baksın!” Sözünü tutanların başında şehitler geliyordu çünkü. Muhammed Mustafa (sav)’ya yardım etmek üzere Allah Teâlâ’ya söz veren şehitler…

Talha’nın kılıcı pervane gibi dönüyordu nurun etrafında. Kâfirlerin örtmeye güçleri yetmiyordu ışığı. Sonunda meşhur okçuları Mâlik b. Zübeyr’in hedefine koydular nuru. Talha (ra) gördü. Ancak sakınan bir göz görebilirdi oku. Tek bir seçeneği olduğunu hissetti o an ve elini uzatarak karşıladı belayı. Parçalandı el. Koptu parmaklar. Uhud Günü Talha (ra)’ya bakıp, “Talhatu’l- Hayr / Hayırlı Talha” dedi Hz. Peygamber. Cennetteki komşularından biri olarak ilan etti onu: “Uhud günü, yeryüzünde sağımda Cebrâil'den, solumda Talhâ bin Ubeydullah'tan daha yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talha bin Ubeydullah'a baksın!”

Elinin bir bölümünü kaybetmiş olmak Talha (ra)’yı üzmüyordu. O ellerinin tamamını kazanmaya çalışıyordu eylemleriyle. Başkalarını sevindirecek şeylerdi onun üzüntüleri. Bir gün eşi onu hüzünlü görmüş, “Seni üzecek bir şey mi yaptım? Bir sorun varsa sana yardım edebilirim” diye serzenişte bulunmuştu. Bunun üzerine Talha (ra) üzüntüsünün kendisi değil, çoğalan malı yüzünden olduğunu söylemiş ve yüzünü aydınlatan bir cevap almıştı ondan: “Bunu bana bırak, paylaştırırım ben onu.” Su’da bt. Avf (r.anha)’tı bu cömert sözün sahibi. Hz. Talha’nın ancak ihtiyaç sahiplerine malından dağıtarak mutlu olabileceğini biliyor, bu mutluluğu paylaşıyordu onunla.

Kendisinden bir şey istenmeden verirdi Hz. Talha. Hz. Peygamber Uşeyre Gazvesi’nde “Talhatu’l- Feyyaz / Çok veren Talha” lakabıyla onurlandırmıştı onu. Başkalarını azalan sermayeleri huzursuz ederken onu çoğalan sermayesi huzursuz ediyordu. Avf b. Hasan’ın anlattığına göre Talha elindeki bir araziyi yedi yüz bin dirheme satmıştı. Bu para bir gece yanında kalmış, fakat o gece parayı elinde tutmanın korkusuyla uyuyamamıştı. Sabah olunca hepsini dağıttı. Cömertliği yüzünden Hz. Peygamber’den aldığı manevi taltiflerden biri de “Talhatu’l-Cûd / Cesur ve Cömert Talha” idi. Huneyn Günü’nde almıştı bu aziz ismi.

Başkalarını sevindirecek şeylerdi onun üzüntüleri. Bir gün eşi onu hüzünlü görmüş, “Seni üzecek bir şey mi yaptım? Bir sorun varsa sana yardım edebilirim” diye serzenişte bulunmuştu. Bunun üzerine Talha (ra) üzüntüsünün kendisi değil, çoğalan malı yüzünden olduğunu söylemiş ve yüzünü aydınlatan bir cevap almıştı ondan: “Bunu bana bırak, paylaştırırım ben onu.” Su’da bt. Avf (r.anha)’tı bu cömert sözün sahibi. Hz. Talha’nın ancak ihtiyaç sahiplerine malından dağıtarak mutlu olabileceğini biliyor, bu mutluluğu paylaşıyordu onunla.

Tacirdi ve ilk büyük kazancını Ahmed ismini duyduğunda elde etmişti Hz.Talha. Şam seyahatlerinin birinde Busra kasabasında bir panayıra uğramış, burada bir rahibin “Panayıra gelenlere sorun; içlerinde Mekke'den gelen var mı?” diye seslendiğini duyunca aralarında şu tarihi konuşma geçmişti:

        -  Evet, ben Mekkeliyim.

        - Ahmed zuhûr etti mi?

        - Ahmed kim?

        - Abdullah bin Abdülmuttalib'in oğlu. Orası O'nun zuhûr edeceği şehirdir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Harem-i Şerif’ten çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Olan bir şey var mı?

Talhâ (ra) Mekke'ye geldiğinde rahibin kendisine sorduğu soruyu yöneltti halka:

        - Olan bir şey var mı?

        - Evet, var. Abdullah'ın oğlu Muhammed, peygamberliğini ilan etti. Ebû Bekir de ona uydu.

Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir'in yanına gitti Talha (ra).

        - Sen Muhammed’e mi tâbi oldun?

         - Evet, tâbi oldum. Sen de hemen O'na git, huzuruna çık ve kendisine tâbi ol! Çünkü O, Hakk’a ve hakikate davet ediyor.  

Bunun üzerine Talha bin Ubeydullah (ra), rahipten işittiklerini anlattı. Sonra birlikte Rasûlullah (sav)’a gittiler ve Müslüman oldu. Rahibin sözlerini Hz. Peygamber’e anlattığında efendimiz tebessüm etti. 

İlk Müslümanlar arasına katılmıştı Talha (ra) ve imtihanlar çok geçmeden çıkmıştı karşısına. Mes’ud b. Hırâş’ın anlattıklarına kulak verelim: “Safâ ile Merve arasında dolaşırken, elleri boynuna bağlı ve kalabalık bir grup tarafından takip edilen bir delikanlı gördüm. Etrafındakilere sordum:

            - Bu genç kimdir, hangi suçu işledi de böyle bağladınız?

            - Bu Talha b. Ubeydullah'tır. Atalarının yolundan saptı.

            - Peki, şu kadın kim?

            - Annesi Sa'ba bt. Hadramî.

“Kureyş’in aslanı” lakaplı Nevfel b. Huveylid’di işkencecilerin başı ve “Beni öldürseniz de dinimden dönmem” diye karşılık veriyordu Talhâ b. Ubeydullah (ra) ona.

Baskılar ve işkenceler şiddetlenip Kâinatın Efendisi, Hz. Ebû Bekir'le, Medine-i Münevvere’ye hicret ettiği zaman, Hz. Talha da ticaret için Şam'a gitmiş, dönerken Medine'ye uğramıştı. Peygamber Efendimiz’in orada olduğunu öğrendiğinde o kadar sevindi ki Hz.Talha, kervandaki mallardan vazgeçip Medine'de kaldı ve ailesini de oraya getirterek muhacirlerden oldu.

Cemel Vakası’yla imtihan olduğunda Müslümanlar, Hz. Talha da payını aldı bu acıdan. Hz. Ali harp meydanını gezerken Hz. Talha'yı ölenler arasında gördü ve gözyaşları dökerek kucağına aldı onu. Yüzündeki toprakları sildikten sonra, “ Ey Talha! Göğün yıldızları altında seni toprağın üzerinde serili görmek bana pek ağır geldi. Keşke yirmi yıl önce ölseydim” dedi ve cenaze namazını kıldırdı.

Kızı Ayşe ölümünden yıllar sonra babası Talha (ra)’yı rüyasında gördü. “Ayşe! Kabrimin bir tarafından sızan su bana eziyet veriyor, beni buradan çıkar da başka bir yere defnet” diyordu ona. Bunun üzerine kabr-i şerifini açtılar Hz. Talha’nın. Sızan sudan dolayı bedeninin bir tarafı hafif yeşillenmiş, diğer yerleri yeni defnedilmiş gibi bozulmamıştı.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

A. Ali Ural

1959'da Samsun Ladik'te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara'da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi'nde çıktı (1982). Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları'nı kurdu. 1989'da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisi yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı. Ural'ın yayınlayıp yönettiği dergiler arasında bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir de bulunuyor (2005–2007). 2006-2012 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şube başkanlığını yapmış olan A. Ali Ural, bir dönem de Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul Uluslararası Şiir Festivali Yürütme Kurulu üyesi olan Ural, “Ejderha ve Kelebek” adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2010 Deneme Ödülü'nü aldı. Üniversitelerde “Yaratıcı Yazarlık”, “Yazılı ve Sözlü Anlatım” ve “Türk Dili” dersleri veren A. Ali Ural, 2012 yılının Şubat ayında birinci sayısı çıkan ve edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak'ın yayın yönetmenliğini yapıyor. Ural, “Gizli Buzlanma” adlı şiir kitabıyla 2013’te Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Yılın Şiir Kitabı” ödülünü aldı.   ESERLERi: ŞiiR: Körün Parmak Uçları (1998) Kuduz Aşısı (2006) Gizli Buzlanma (2013)   HiKâYE: Yangın Merdiveni (2000) Fener Bekçisinin Rüyaları (2011)   DENEME: Posta Kutusundaki Mızıka (1999) Makyaj Yapan Ölüler (2004) Resimde Görünmeyen (2006) Güneşimin Önünden Çekil (2007) Satranç Oynayan Derviş (2008) Tek Kelimelik Sözlük (2009) Ejderha ve Kelebek (2010) Bostancı Bahane (2010)   TERCüME-ARAşTıRMA: Divan / İmam Şâfiî'nin Şiirleri (2002)

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin