Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Ümidini Yitiren Şeytan

عَنْ جَابِرٍ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِىَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِى جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَلَكِنْ فِى التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ

Câbir (ra), “Rasûlullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu işittim” demiştir:

Şeytan mü'minlerin Arap Yarımadasında kendisine kulluk etmelerinden ümidini iyice kesmiştir. Fakat onları birbirlerine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır.”[1]

Hazreti Peygamber’in bu uyarısı her türlü tahrik ve kargaşanın te­melinde bir inanç problemi, bir dinî kaygı ve amaç bulunacağını, Şeytan­’ın temsil ettiği sapıklar cephesinin, tevhide ve Allah kullarına yönelik sinsi faaliyetlerinin daimî olacağını göstermekte ve açıkça “Dininizi Şey­tan (ve yandaşların)dan koruyunuz” talimatını vermektedir.

Durum

Hazreti Peygamber’in tebliğe başladığı günden beri dünya günde­minde yer almış bulunan İslam dini ve uygulamaları, gerek hac ibadeti gerekse Ortadoğu'daki dini kökenli fakat siyasî görünümlü kanlı olay­larla yeniden gündemdedir.

Anarşi, terör, savaş, kan, zulüm ve hac, tevhid merkezinin imkân ve bağlılarına yönelik olarak hep bir aradalar. Anlaşılması ve anlatılması ol­dukça zor bir durum. Dost-düşman birbirine karışmış. İnanç açısından değilse bile, sosyal ve siyasal açıdan tam bir keşmekeş. Büyük hesapların, arka planların, güç odaklarının kapışması. İslam’ı gündemden çıkarmak için tam şeytanın istediği sahne. Müşterek düşmanlarına karşı hac gibi bir ibadet vesilesi ile bile dostça bir araya gelemeyen İslam dünyası. Araları açılmış, birbirlerine düşürülmüş ortak otoriteden mahrum Müslümanlar. Tam hadisimizde işaret buyurulduğu gibi…

Peygamber uyarısı

Asırlarca önce, hicretin onuncu yılında, yine bu topraklarda zevkine doyum olmaz bir heyecan ve hareket vardı. Yüz binleri aşan mü’min hacılar eşliğinde Hz. Peygamber Veda Haccını yerine getiriyor ve bütün peygamberlerin çağrı çemberini Veda Hutbesi ile tamamlıyordu.

Peygamber Efendimiz’in o gün irad ettiği Veda Hutbesinin, açıkla­mak üzere seçtiğimiz hadis-i şerif ile ilgili bir paragrafı şöyleydi:

Ey mü'minler, gerçekten şeytan, sizin şu topraklarınızda kendisine kulluk edilmesinden ümidini ebediyen kesmiş bulunuyor. Fakat o, önemsiz saydığınız iş ve davranışlarınızda kendisine uyulmasından memnun olacaktır. Dininizi on­dan koruyunuz![2]

Hazreti Peygamber’in bu uyarısı her türlü tahrik ve kargaşanın te­melinde bir inanç problemi, bir dinî kaygı ve amaç bulunacağını, Şeytan­’ın temsil ettiği sapıklar cephesinin, tevhide ve Allah kullarına yönelik sinsi faaliyetlerinin daimî olacağını göstermekte ve açıkça “Dininizi Şey­tan (ve yandaşların)dan koruyunuz” talimatını vermektedir.

Bütün tahriklerin, hadisimizin ifadesiyle tahrişin temelinde İs­lam'ı önleyebilmekten ümit kesmiş olmak gibi açık bir yenilginin bulun­duğunu, dolayısıyla psikolojik bir temele dayalı olan bu karşı oluşun fevkalâde inatla ve sinsice yürütüleceğini de ortaya koymaktadır. Atala­rımız ne güzel söylemişler: “Yenilen pehlivan güreşe doymaz…”

Yenilgiyi paylaşanlar

Aslında konu, Veda Haccında Mekke'ye girildiği gün veya genel bir kabule göre arefe günü Arafat'ta vakfe esnasında nazil olan bir ayette de ele alınmakta, İslam'ın iktidarını kabul zorunda kalan ve onu önlemekten ümidini kesenin sadece şeytan olmadığı şöyle haber verilmekteydi:

Kafirler bugün sizin dininizi bozmak, sizi kendi dinlerine çevirmekten ümitlerini (tamamen) kesmişlerdir. Artık onlardan endişe etmeyin, benden korkun”[3]

Bu ayetteki “kâfirler” ile Hz. Peygamber’in beyanındaki “Şeytan”ı, bir arada değerlendirdiğimiz zaman, bu iki grubun, İslam'a karşı çıkmakta, Müslümanlara tuzak hazırlamakta ve onları birbirlerine dü­şürmekte eylem birliği içinde olacakları sonucuna varmamız pek tabiî ve kolay olacaktır.

Ayrıca bu ayetin öncesinin haramlar, arkasının helaller ile ilgili ol­duğu ve “Artık onlardan değil, benden korkun” ilahî uyarısı ile hadis-i şe­rifteki Önemsemediğiniz amelleriniz, iş ve hareketlerinizde ona uyulması da şeytanı memnun edecektir nebevî beyanı birlikte düşünülürse, dini ah­kâma, haram helal sınırlarına ümmet-i Muhammed'e has değerlere ilgisiz kalmanın, onları kim ve ne adına olursa olsun hafife almanın sa­dece ve sadece İslam düşmanlarını sevindireceği ve dolayısıyla mü'minleri ilahî tehdit ve azaba muhatap kılacağı anlaşılacaktır. Bu de­mektir ki, İslam dünyasındaki olayların temelinde, tevhid yurdundaki şirk âbidelerinin kaidesinde Müslümanların umursamazlığı, gayret az­lığı, anlayış kıtlığı yatmaktadır. Önemsiz görülen “aykırı”lar, normal sayıldıkça, toplumda anormal “normal”ler elbette artacaktır.

Hazreti Peygamber'in en son tavsiyeleri arasında “Yahudî ve Hristiyanların Ceziretu'l-Arap'tan sürülmesi”nin bulunması, İslam dünya­sında yaşanacak ayrılık ve düşmanlıkların müsebbiplerini, en azından şeytanın çetelerini teşhir ve tespit anlamı taşımaktadır.

Öte yandan gerek bu ayetin, gerekse Veda Hutbesi içinde yer alan Peygamber uyarısının, Veda Haccı gibi dünyevî çapta ilk kez gerçekleşti­rilen bir muazzam ibadetin icra günlerinde nazil ve sadır olması, hac ibadetinin tam bir varlık ispatı demek olduğunu, hiç bir düşmanın artık tevhid dışı bir düşünce adına onu önleme manasında İslam aleyhinde ümide kapılma imkanı kalmadığını ilan etmektir. İmam Mâlik'e göre Cezîretu'l-Arap Mekke, Medine ve Yemen'den ibarettir. Babacığım niçin şeytana tapıyorsun[4] ayetinin delaletiyle de “Şeytana kulluk” putlara tapın­mak demektir. İşte bu anlamda o günden bu yana o topraklarda bir sa­pıklık yaşanmış değildir. Ancak gerek günümüzdeki bilinen sınırlarıyla Ceziretu'l-Arap'ta, gerekse diğer İslam ülkelerinde Müslümanlar ara­sında olmadık meseleler çıkarılmış, fesad öncülüğü ve tahrikçiliği yapıl­mış ve yapılmaktadır. Zaten tahriş, toplumları fitne ve harblere sevk etmek, kışkırtmak, hile yapmak, katil, terör ve düşmanlık gibi kötülükleri insanlar arasında teşvik etmek anlamlarına gelmektedir.

Veda Hutbesindeki “sizin şu toprağınızda” ifadesi, hadisimizde “Cezîretu'l-Arap'ta” diye açıklık kazanmış olmakta, ya da “Cezîretu'l-Arap'ta” ifadesi, “sizin şu toprağınızda” beyanının sınırlarıyla Mekke ve civarına tahsis edilmiş olmaktadır. Sonuçta da hadisimizde, musallî mü'minlerin bir daha putlara kulluğa dönmeyecekleri, en azından şeytan ve avenesinin/yardımcılarının mü'minleri bu sonuca döndürmekten ümitlerini kesmiş oldukları belirlenmiş olmaktadır. Ancak mü'minlerin birbirlerine düşmelerinin de bu en acı akıbete yakın kötü bir son olduğu da vurgulanmış bulunmaktadır. Yaşanan da işte bu kötü sondur.

Merkez üssü

İmam Nevevî'ye göre Peygamberimizin bir mucizesi niteliğindeki hadisimizi gerek Müslim'de gerekse Ahmed b. Hanbel'de İblisin tahtı denizin üzerindedir. Oradan çetelerini Müslümanlar üzerine salar. En büyük tahribat yapan, onun katında en yüksek itibara sahiptir[5] anlamındaki hadis­ler takip etmektedir. Bu da ayrıca günümüzdeki İslam dünyasına yönelik tehdit odaklarını, süper güçlerin deniz üslerini haber verir gibidir.

Ayrıca Hazreti Peygamber'in en son tavsiyeleri arasında “Yahudî ve Hristiyanların Ceziretu'l-Arap'tan sürülmesi”nin bulunması, İslam dünya­sında yaşanacak ayrılık ve düşmanlıkların müsebbiplerini, en azından şeytanın çetelerini teşhir ve tespit anlamı taşımaktadır. Yine Hz. Pey­gamber’in en son olarak Şam taraflarına göndermek üzere hazırladığı, fakat vefatı dolayısıyla göreve çıkamayan Üsâme b. Zeyd komutasındaki orduya Filistin'den geçmesini ve orada Belka ve Darüm denen iki yeri atlarına çiğnetmesini emretmiş olması da[6] Hz. Peygamber’in ümmeti için taşıdığı endişelerin odağında Filistin ve Yahudilerin bulundu­ğunu gösteren bir başka delil olmaktadır.

Netice

Bunca Müslümanı asırlarca öncesinde olduğu gibi her yıl Arafat'ta vakfede birleştiren ruh ve iktidar belgesi hac ibadeti, Müslümanları biraz da İslam gerçeklerini, Peygamber Efendimizin tavsiyelerini yaşamakta iş birliğine zorlayabilse, yenik pehlivan şeytan ve yandaşlarının, tek kelime ile İslâm düşmanlarının sindiği, şirk balonlarının söndüğü, fikrî ve fizikî putların devrildiği görülecektir. Yani tarih tekerrür edecek, şeytan ümit­sizlik içinde dövünecek, İslam gönül gönül dünyalılara mutluluklar gö­türecektir.

 

Dipnotlar:

[1] Müslim, Münafıkîn 65; Tirmizî, birr 35; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 313, 354, 366, 384; IV, 126; V, 73.

[2] Bkz. İbn Hişam, Sîre, IV, 25.

[3] el-Maide (5), 3.

[4] Meryem (19), 44.

[5] Bkz. Müslim, Münafıkîn, 65.

[6] İbn Hişam, Sîre, IV, 291.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin