3-4-5 Temmuz 2026 tarihlerinde Sivas’ta altıncısı icra edilen Muhaddisât Buluşması, önceki yıllardan farklı olarak bu yıl bir bilgi şölenine dönüştü. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin katkılarıyla 3 gün süren sempozyumun açılışı saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Erdal Karatepe’nin Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Programın sunuculuğunu üstlenen Doç. Dr. Sema Korucu Güven, Muhaddisât buluşmalarının altıncısını Sivas’ta gerçekleştiriyor olmanın mutluluğunu dile getirdikten sonra, emeklerinden ötürü geri planda özveriyle çalışan tüm paydaşlara teşekkürlerini sundu.
2026 Muhaddisât buluşmasının sempozyuma evrilmesindeki katkısından ötürü mikrofonu ilk olarak Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Deliser aldı. Deliser, konuşmasına İslam düşüncesinin Kur’an ve Sünnet olmak üzere iki temel kaynağı olduğunu vurgulayarak başladı. Hadis ilminin, Hz. Peygamber’e atfedilen sözlerin tespit edilmesi ihtiyacından doğduğunu belirten Deliser, “İslam modernistleri” olarak tanımladığı çevrelerin hadislere karşı mesafeli duruşunu eleştirerek hadislerin hayatın her alanında somut ve yol gösterici bir çerçeve sunduğunu ifade etti. Prof. Deliser, konuşmasını sempozyumun gerçekleştirilmesinde önemli katkıları olan merkezi ve yerel bürokrasiyle tüm akademik personele teşekkürlerini ifade ederek tamamladı.
Açılış programı kapsamında söz alan Sivas İl Müftüsü Hasan Limon, Sivas’ın tarih boyunca önemli bir “dârülhadis” merkezi olduğunu hatırlatarak hadis ilminin yalnızca akademik çalışmaların konusu değil, aynı zamanda hayatı inşa eden ahlaki bir rehber olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kadın hadis akademisyenlerinin nebevî mirası günümüz insanına aktarmadaki rolüne de dikkat çeken Limon, bu alanda yapılan ilmi çalışmaların önemini vurguladı.
Protokol konuşmalarının ardından sempozyumun açılış dersini Prof. Dr. Cemal Ağırman verdi. Ağırman, Ebû Dâvûd’un “Risâle-i Ebî Dâvûd ilâ Ehli Mekke” adlı metni çerçevesinde hadis metodolojisini ele aldı. Risalenin mahiyeti ve hadis usulü açısından önemine değinen Ağırman, Ebû Dâvûd’un hadis seçme kriterleri ile mürsel, salih ve garîb hadis kavramlarına ilişkin değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Ayrıca hadis ile fıkıh arasındaki ilişkiye dikkat çeken Ağırman, bir âlimi doğru anlayabilmek için onun kullandığı terminolojiyi iyi bilmenin önemini vurguladı.
Sempozyumun ilk oturumu, Uluslararası Hadis Çalışmaları başlığıyla Dr. Fatma Yüksel Çamur’un başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumun ilk tebliği “Malezya’da Günümüz Hadis Çalışmaları” başlığıyla Dr. Sevdenur Kaya’nındı. Kaya’nın mazeretinden ötürü katılamadığı programda, tebliğ metnini Dr. Elif Erdem sundu. Sunumda Türkiye ile Ürdün’deki akademik yaklaşımlar karşılaştırılırken, Ürdün’de klasik hadis metodolojisi, ricâl ve illet çalışmalarının öne çıktığını; Türkiye’de ise hadislerin tarihsel gelişimi ile sosyo-kültürel bağlamını merkeze alan araştırmaların daha yaygın olduğunu ifade edildi. Malezya örneğine de değinen tebliğci, Malezya’nın dijitalleşme ve kurumsallaşma konusunda çok ileri olduğunu (devlet destekli projeler, dijital platformlar vd.) ancak özgün bir metodolojik ekol geliştiremediğini ifade etti. Malezya akademisini, Batı ile Arap dünyası arasında bir “ara temas alanı” (tercüme ve uyarlama merkezi) olarak tanımlayan Kaya, Malezya’da hadisin devletin “ahlaki vatandaşlık” politikasının bir parçası olarak kullanıldığını belirtti. Bunun yanı sıra Malezya’daki hadis çalışmalarının dijitalleşme ve kurumsallaşma açısından önemli bir seviyeye ulaştığını, ancak özgün bir metodolojik ekol oluşturma konusunda henüz istenilen noktada olmadığı ifade edildi.
Oturumun ikinci tebliği “Ürdün’de Son Dönem Hadis Çalışmaları” başlığıyla Dr. Ayşe Sağlam tarafından yapıldı. Sağlam, 2016-2026 yıllarında Ürdün’de hadis ilimleri, müellif-eser bazlı, konulu hadis, anlam yorum tenkit bazlı, hadis-fıkıh, hadis-tefsir, hadis-Şia, oryantalizm ve bölgesel çalışmalar gibi konularda yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinden söz etti. Doktora tezlerinin yüksek lisans tezlerine nazaran daha spesifik konulardan oluşan müstakil çalışmalar olmakla beraber daha derin ve tenkit-teori ağırlıklı olduğunu vurgulayan Sağlam, anadilin Arapça olmasının, araştırmacıların klasik rical ve tabakat literatürüne doğrudan ulaşmasına olanak sağladığını belirtti. Burada yapılan tezlerin daha çok klasik metodoloji, rical, illet araştırmaları ve çağdaş eleştirilere cevap üretmeye (müdafi yaklaşım) odaklandığını ifade etti. Türkiye ve Ürdün’de hadis alanında yapılan çalışmaları mukayese eden Sağlam, Türkiye’deki çalışmaların hadisleri sadece teknik bir problem olarak değil, tarihsel gelişim, sosyo-kültürel bağlam ve entelektüel arka plan ile bütüncül bir perspektifle (kuş bakışı) ele aldığını söyledi. Ayşe Sağlam, Türkiye’nin güçlü bir tenkit geleneğine sahip olduğunu ifade ederek tebliğini tamamladı. Müzakerecilerin her iki tebliğciye yönelttiği soru ve önerilerin ardından sempozyumun ilk oturumu sona erdi.
Sempozyumun ikinci oturumu Klasik Hadis Araştırmaları başlığıyla Dr. Ayşe Gültekin başkanlığında gerçekleşti. İkinci oturumun ilk tebliği “Hadislerin Sahâbeden Tâbiûna İntikalinde Şehirlerin Etkileşimi: Hz. Aişe’nin Birikiminin Kûfe’ye İntikali” başlığıyla Dr. Zehra Akman tarafından yapıldı. Akman, Hz. Âişe’nin ilmi mirasının Kûfe ekolü ve Hanefî mezhebi üzerindeki etkisini ele alarak Kûfe’nin sahabe döneminden itibaren önemli bir ilim merkezi hâline geldiğine dikkat çekti. Sunumda, Hz. Âişe’den rivayette bulunan Kûfeli tâbiîn âlimlerinin hadis ve fıkıh geleneğinin oluşumundaki rolleri değerlendirildi. Ayrıca Hz. Âişe rivayetlerinin Hanefi kaynaklarındaki yeri incelenerek ibadet, hac ve sosyal hayata ilişkin birçok fıkhi meselede bu rivayetlerin belirleyici olduğu ifade edildi. Sunumda, Hanefi mezhebinin yalnızca Kûfe merkezli bir birikimden değil, Medine’den intikal eden ilmi mirastan da önemli ölçüde beslendiği vurgulandı.
Oturumu ikinci tebliğini ise “Nesâî’nin Cerh-Ta’dil Anlayışının Eserlerine Yansıması” başlığıyla Dr. Betül Öz sundu. Öz, Nesâî’nin “Kitâbü'd-Duafâ ve'l-Metrûkîn” adlı ricâl eseri ile hadis kitapları arasındaki ilişkiyi ele alarak, Nesâî’nin zayıf kabul ettiği bazı râvilerden eserlerinde neden rivayette bulunduğu sorusunu hadis usulü çerçevesinde değerlendirdi. Bu rivayetlerin rastgele kullanılmadığını, destekleyici rivayetleri ortaya koyma, farklı rivayet yollarını bir arada gösterme, fıkhi meseleleri temellendirme ve rivayetlerin güçlü-zayıf yönlerini ortaya koyma gibi metodolojik gerekçelere dayandığını ifade etti. Ayrıca Nesâî’nin hadis tenkidinde son derece titiz bir yöntem benimsediği ve rivayet seçimlerinde sistematik bir yaklaşım izlediğini vurguladı. Müzakerelerin akabinde oturum sona erdi.
Sempozyumun ilk gün programı çerçevesinde son olarak, Prof. Dr. Fatma Kızıl’ın konuşmacı olduğu “Hatırda Kalanlar” başlıklı özel bir oturum yapıldı. Bu oturumda Prof. Dr. Fatma Kızıl, akademik kariyerine ilişkin tecrübelerini ve karşılaştığı zorluklarla mücadele sürecini katılımcılarla paylaştı. Kızıl, 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli güçlüklerle karşılaştığını ifade ederek, başlangıçta isteksiz bir şekilde tercih ettiği Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin zamanla kendisi için önemli bir akademik fırsata dönüştüğünü belirtti. Fakültenin sunduğu özgürlükçü akademik ortamın ve yabancı dil eğitimine verdiği önemin mesleki gelişimine önemli katkılar sağladığını vurgulayan Kızıl, İngilizce yeterliliği sayesinde oryantalizm alanında çalışma imkânı elde ettiğini, ayrıca İSAM bursiyeri olarak yürüttüğü çalışmaların akademik ufkunu genişlettiğini dile getirdi. Akademik kimliğinin şekillenmesinde hocalarının belirleyici bir role sahip olduğunu ifade eden Kızıl, özellikle Salih Karacabey’in ilmi birikimi, nezaketi ve akademik yaklaşımıyla kendisine örnek teşkil ettiğini; Mehmet Ali Sönmez’den ise akademik tecrübenin ve disiplinli çalışmanın önemini öğrendiğini belirtti. Akademik yaşamda derinlikli okuma, literatürün sistematik biçimde takip edilmesi ve meslektaşlar arasındaki dayanışmanın vazgeçilmez unsurlar olduğunu vurgulayan Kızıl, akademik başarının rekabetten ziyade iş birliği ve karşılıklı destek anlayışıyla sürdürülebileceğini ifade etti. Yalova Üniversitesi’ndeki görevi süresince kadın bir akademisyen olarak çeşitli güçlüklerle karşılaştığını da dile getiren Kızıl, genç akademisyenlere kişisel ve akademik gelişimlerini ihmal etmeden dayanışma kültürünü benimsemeleri yönünde tavsiyelerde bulundu.
Sempozyumun ikinci gününde ilk oturum Dr. Ayşe Nur Duman başkanlığında icra edildi. Oturumun ilk sunumunu “Yapay Zekanın Hadislerin Karşılaştırmalı Metin Tenkidine Katkısı Üzerine Bir İnceleme” başlıklı sunumuyla Dr. Ayşegül Toprak Şahin gerçekleştirdi. Ayşegül Toprak, sunumunda hadis rivayetlerinin dijital yöntemler ve bilgisayarlı dilbilim teknikleriyle karşılaştırılmasına yönelik yürüttüğü çalışmayı tanıttı. Özellikle “Edit Distance” (Düzenleme Mesafesi) ve “Cosine Similarity” (Kosinüs Benzerliği) yöntemlerinin hadis metinlerinin karşılaştırılmasında sunduğu imkânları katılımcılarla paylaşan Toprak, dijital metin analizinin rivayetler arasındaki lafzi ve anlamsal benzerlikleri sistematik biçimde tespit ederek hadis araştırmalarına önemli katkılar sağlayabileceğini ifade etti. Çalışmanın metodolojisine de değinen Toprak, farklı hadis aileleri arasından seçilen örnekler üzerinden yöntemin işleyişini ortaya koydu. Düzenleme Mesafesi yönteminin rivayetler arasında kelime düzeyindeki farklılıkları ve eklemeleri sayısal olarak belirlediğini, Kosinüs Benzerliği yönteminin ise yalnızca aynı lafızları değil, anlam bakımından yakın ifadeleri de tespit edebildiğini belirtti. Sunum kapsamında Buhârî, Müslim ve İbn Mâce gibi temel hadis kaynaklarından seçilen rivayetler karşılaştırmalı olarak incelendi. Toprak, bazı rivayetlerde yüksek oranda lafzî benzerlik tespit edilirken, bazı metinlerde yer alan ilave ifadelerin dijital yöntemlerle kolaylıkla belirlenebildiğini ifade etti. Cibrîl Hadisi örneği üzerinden yapılan analizde ise kelime sayılarındaki farklılıklara rağmen anlam benzerliğinin yüksek seviyede tespit edilmesinin, kullanılan yöntemin semantik ilişkileri de değerlendirebildiğini gösterdiğini kaydetti. Dijital yöntemlerin hadis araştırmalarına sağlayacağı katkılara da değinen Toprak, klasik yöntemlerle uzun zaman alan rivayet karşılaştırmalarının bu teknikler sayesinde kısa sürede gerçekleştirilebildiğini belirtti. Özellikle hadis ihtisarı, mana ile rivayet ve İhtilâfü’l-Hadîs gibi alanlarda dijital analizlerin araştırmacılara önemli kolaylıklar sağlayacağını ifade eden Toprak, rivayetler arasındaki farklılıkların ve bağlamsal ilişkilerin daha sistematik biçimde incelenebileceğini söyledi. Sunumun sonunda çalışmanın mevcut sınırlılıklarına da dikkat çeken Toprak, dijital analizlerin daha verimli şekilde uygulanabilmesi için araştırmacıların ortak kullanımına açık, kapsamlı bir hadis veri tabanına ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. Geliştirilen modelin yalnızca temel hadis kaynaklarıyla sınırlı kalmayıp farklı mezheplere ait hadis külliyatlarının mukayeseli incelenmesinde de kullanılabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Toprak, yapay zekâ ve bilgisayarlı dilbilim uygulamalarının hadis metinlerinin tenkidi ve karşılaştırmalı analizinde yeni araştırma imkânları sunduğunu ifade etti.
Oturumun ikinci tebliği ise “Dijital Beşeri Bilimler ve Hadis: ArcGİS Örneği” başlığıyla Dr. Reyhan Yılmazörnek tarafından yapıldı. Yılmazörnek, tebliğinde dijital beşeri bilimler ile hadis araştırmaları arasındaki ilişkiyi, coğrafi bilgi sistemleri (GIS) teknolojileri ekseninde ele aldı. Sunumda, hadis âlimlerinin biyografileri, ilmi seyahatleri ve göç rotaları gibi tarihsel verilerin ArcGIS yazılımı aracılığıyla görselleştirilmesi ve analiz edilmesinin hadis çalışmalarına sağlayacağı metodolojik katkılar üzerinde durdu. Yılmazörnek, özellikle Excel tabanlı veri entegrasyonu sayesinde karmaşık tarihsel verilerin harita ortamına aktarılabildiğini ve bu yöntemin araştırmacılar ile öğrenciler için hem verilerin yorumlanmasını kolaylaştırdığını hem de mekânsal ilişkilerin daha net biçimde ortaya konulmasına imkân sağladığını ifade etti. Sunumda, Nasrîler dönemi örnek olay incelemesi üzerinden ArcGIS uygulamalarının hadis tarihi araştırmalarındaki işlevselliği somut bir şekilde gösterildi. Ayrıca hadis tarihi çalışmalarında eş zamanlı tarih anlatısının oluşturulmasının önemine dikkat çeken Yılmazörnek, dijital haritalandırma tekniklerinin farklı zaman ve mekân verilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeye katkı sunduğu belirtti. Bu doğrultuda, dijital beşeri bilimler kapsamında geliştirilen teknolojik araçların akademik çevrelerde daha yaygın ve erişilebilir hâle getirilmesi gerektiği vurguladı. Yılmazörnek, sunumunda geleneksel hadis kaynaklarında yer alan tarihî verilerin modern yazılım ve coğrafi bilgi sistemleriyle bütünleştirilmesinin, hadis tarihinin daha sistematik, anlaşılır ve kalıcı biçimde incelenmesine önemli katkılar sağlayacağını ortaya koydu.
Sempozyum kapsamındaki üçüncü oturum, kadim gelenekte olduğu gibi ilmi müzakereleri tarihi bir mekânla buluşturmak amacıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii’nde gerçekleştirildi. Program kapsamında önce cami ziyaret edilerek yapının tarihi, mimarisi ve taşıdığı kültürel miras hakkında mihmandar eşliğinde katılımcılara bilgi verildi. Ardından Prof. Dr. Huriye Martı tarafından cami içerisinde metin okuması dersi gerçekleştirildi. Ziyaretçilerin de yoğun ilgi gösterdiği derste Prof. Martı, Peygamber sevgisinin önemine ve onun izinden gitmenin değerine değindi. 2013 yılında Âzami Hoca’dan aldığı rivayetleri sened ve metin bakımından tek tek değerlendirerek katılımcılarla paylaştı. Metinlerden çıkarılması gereken temel hususları açıklayan Martı, dersini icazet takdimiyle tamamladı.
Sempozyumun son gününün ilk oturumu, Şule Yüksel Uysal başkanlığında yapıldı. Bu oturumun ilk tebliğini “Bağdat’da Hadis Eğitim ve Öğretimi (552-656/1157-1258) başlığıyla” Hatice Barlas gerçekleştirdi. Barlas, Doç. Dr. Rahile Kızılkaya Yılmaz danışmanlığında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hazırladığı “Bağdat’ta Hadis Eğitim ve Öğretimi (552-656/1157-1258)” başlıklı lisansüstü çalışmasını tanıttı. Sunumda, çalışmanın konusu, kapsamı, metodolojisi, temel kaynakları, literatür değerlendirmesi ve araştırma süreci hakkında bilgi verdi. Barlas, araştırmanın coğrafi sınırını Abbâsî Devleti’nin başkenti Bağdat’ın doğu ve batı yakalarının oluşturduğunu belirtti. Literatürde Bağdat’taki hadis ilmine dair çalışmaların büyük ölçüde erken dönemlere yoğunlaştığını, şehrin sonraki dönemlerdeki hadis faaliyetlerini konu edinen araştırmaların ise sınırlı olduğunu ifade etti. Bu nedenle çalışmanın, Bağdat’ın son Abbâsî dönemindeki hadis eğitim ve öğretim faaliyetlerini ele almayı amaçladığını dile getirdi. Dönemin ilmî merkezinin kısmen Dımaşk’a kaymasına rağmen Bağdat’ın özellikle yeni kurulan medreseler aracılığıyla önemli bir ilim merkezi olma özelliğini sürdürdüğünü vurguladı. Araştırmanın zaman sınırının hicrî 552-656 (milâdî 1157-1258) yılları olarak belirlendiğini ifade eden Barlas, bu tercihin dönemin siyasî gelişmeleri esas alınarak yapıldığını söyledi. Başlangıç noktası olarak Sultan Sencer’in vefatının ardından Büyük Selçuklu Devleti’nin parçalanma sürecine girmesi ve Bağdat üzerindeki Selçuklu hâkimiyetinin zayıflaması esas alınırken, bitiş noktası olarak ise 656/1258 yılında gerçekleşen Moğol istilasıyla Bağdat’ın yıkılması ve Abbâsî hilafetinin sona ermesi kabul edildi. Çalışmanın temel amacının, söz konusu tarih aralığında Bağdat’taki hadis eğitim ve öğretim faaliyetlerini bütüncül bir bakış açısıyla incelemek olduğunu belirten Barlas, bu kapsamda hadis eğitiminde rol oynayan kurumların, ilmî çevrelerin ve dönemin eğitim anlayışının ortaya konulmasının hedeflendiğini ifade etti. Ayrıca araştırmanın, mevcut literatürde sınırlı şekilde ele alınan geç Abbâsî dönemindeki hadis faaliyetlerine katkı sağlamayı amaçladığını belirtti.
Oturumun ikinci tebliği “Hadisin Modern Temsilleri: Çağdaş Müslüman Düşünürlerin Hadis Anlayışları” başlığıyla Dr. Eric Rahmun tarafından yapıldı. İlk olarak neden bu konuyu çalışmak istediği hususunda konuşan Rahmun, tezin hazırlanma süreci hakkında bilgiler sundu. Sunumunda Rahmun, modern dönemde farklı disiplinlerden gelen düşünürlerin sünnet anlayışlarını konu edinen araştırmanın temel yaklaşımını ele alarak çalışmanın amacının söz konusu isimleri savunmak ya da klasik hadis ve sünnet anlayışına alternatif bir yaklaşım geliştirmek olmadığını; aksine, onların sünneti hangi entelektüel arka planlar ve metodolojik yaklaşımlar çerçevesinde yorumladıklarını analiz etmek olduğunu ifade etti. Bu kapsamda, mühendislik, felsefe, tıp ve fen bilimleri gibi farklı disiplinlerden gelen isimlerin modern İslam düşüncesinde sünnet tasavvuruna nasıl katkı sundukları değerlendirildi. Araştırmada klasik dönem ile modern dönem arasındaki yaklaşım farklılıklarına da dikkat çekildi. Geçmişte İbn Rüşd ve Fahreddin er-Râzî gibi farklı ilim dallarında yetkinlik sahibi âlimlerin sünnet üzerine değerlendirmelerde bulunduğunu hatırlatan Rahmun, bu isimlerin aynı zamanda klasik İslami ilimler geleneği içerisinde yetişmiş birer ilahiyatçı olduklarını vurguladı. Modern dönemde ise sünnet tartışmalarının, klasik ilim geleneğinin usul ve otorite yapısından ziyade modern eğitim kurumları ile çağdaş felsefî yaklaşımlar ekseninde şekillendiğini belirtti. Sunumda, araştırma kapsamında ele alınan düşünürlerin ortak özelliklerinin İslam dünyasında tanınmış olmaları ve eserlerinin farklı dillere çevrilmiş bulunması olduğu ifade edildi. Bu çerçevede Muhammed Şahrur’un mühendislik formasyonunun etkisiyle sünneti sistematik bir bakış açısıyla yeniden yorumlamaya çalıştığı, Taha Abdurrahman’ın sünneti tarihsel bir rivayet alanı olmanın ötesinde ahlak ve davranış felsefesinin temel unsurlarından biri olarak değerlendirdiği belirtildi. Abdülkerim Sürûş’un ise din ile dinî bilgi arasında yaptığı ayrım üzerinden sünneti bilgi teorisi ve otorite bağlamında ele aldığı ifade edildi. Ayrıca Tevfik Sıtkı, Cemal el-Bennâ, Hasan Hanefî ve Muhammed Âbid el-Câbirî gibi isimlerin de araştırmanın kapsamına dâhil edildiği aktarıldı. Rahmun, modern dönemde sünnet anlayışlarının yalnızca metinlerin içeriğiyle değil, bu metinleri yorumlayan kişilerin eğitim geçmişi, bilgi anlayışı ve toplum tasavvuru ile de yakından ilişkili olduğu sonucuna ulaştıklarını ifade etti. Günümüzde hadis ve sünnet tartışmalarının klasik hadis usulünün sınırlarını aşarak ahlak, otorite, bilgi ve insan tasavvuru gibi daha geniş teorik çerçeveler içerisinde ele alındığını belirten araştırmacı, bu dönüşümün modern İslam düşüncesinde sünnetin güncel konumunu anlamak açısından önemli veriler sunduğunu vurguladı. Müzakere ve soru-cevap faslının ardından Sivas Kültür Gezisi gerçekleştirildi ve akabinde kapanış oturumu için Gök Medrese’ye geçildi.
Altıncı Muhaddisât Buluşması’nın kapanış oturumu, Sivas’ın en görkemli tarihi yapılarından biri olan Gök Medrese’nin avlusunda Doç. Dr. Rahile Kızılkaya Yılmaz başkanlığında gerçekleşti. Kapanış oturumunda, Muhaddisât buluşmalarının genel değerlendirmesi yapıldı. Katılımcılar, programın ilmi niteliği, organizasyon süreci ve gelecek yıllara ilişkin önerilerini paylaşırken, buluşmaların hadis ilmi açısından taşıdığı akademik ve manevi öneme dikkat çektiler. Kapanış konuşmalarında, bu buluşmaların yalnızca kadın hadis araştırmacılarını bir araya getiren akademik bir organizasyon olmanın ötesinde, hadis ve sünnet çalışmalarına katkı sunan ilmî bir gelenek niteliği taşıdığı vurgulandı. Katılımcılar, kendilerini bu ilim geleneğinin birer halkası olarak gördüklerini ifade ederek, hadis ilminde isnad anlayışının temsil ettiği sürekliliğin akademik çalışmalar yoluyla gelecek nesillere aktarılmasının önemine işaret etti.
Kapanış oturumunda, programın organizasyonuna ilişkin de olumlu değerlendirmelerde bulunuldu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve tüm diğer paydaşların ev sahipliğinin üç gün boyunca başarılı bir şekilde yürütüldüğü belirtildi. Organizasyon ekibinin gönüllülük esasıyla yoğun bir hazırlık süreci yürüttüğü, şehirdeki kurumların ve görevlilerin programa gösterdiği ilginin katılımcılar tarafından memnuniyetle karşılandığı ifade edildi. Katılımcılar ayrıca programa kendi imkânlarıyla iştirak etmelerinin, bu buluşmaların ilmi ve manevi değerine verdikleri önemin bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Akademik kurul adına yapılan değerlendirmelerde, bu yılki programın planlanmasında farklı üniversitelerden ve farklı akademik aşamalardaki araştırmacılara yer verilmesine özen gösterildiği ifade edildi. Daha fazla akademisyenin sunum yapabilmesi amacıyla her oturumun iki tebliğ ile sınırlandırıldığı, böylece müzakere ve bilimsel tartışmalara daha geniş zaman ayrılmasının hedeflendiği belirtildi. Bununla birlikte, gelecek programlarda müzakere sürelerinin daha da artırılmasının faydalı olacağı yönünde görüşler paylaşıldı.
Kapanış oturumunda ayrıca hadis araştırmalarında dijital beşeri bilimler ve yapay zekâ destekli yöntemlerin kullanımına da değinildi. Dijital araçların araştırmacılar için önemli kolaylıklar sunduğu, ancak bu teknolojilerin nihai amaç değil, ilmi analizleri derinleştiren yardımcı yöntemler olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Gelecek dönem organizasyonlarına ilişkin öneriler arasında, lisansüstü öğrencilerine yönelik rehberlik oturumlarının düzenlenmesi, proje temelli sunumlara yer verilmesi ve farklı coğrafyalardaki hadis çalışmalarını konu edinen tematik oturumların artırılması düşüncesi öne çıktı. Ayrıca, yürütülen araştırma projelerinin sonuçlarının paylaşılacağı özel oturumların düzenlenmesinin akademik iş birliğini güçlendireceği ifade edildi.
Muhaddisât buluşmalarının yalnızca ilmi bilgi paylaşımına imkân sağlayan bir sempozyum olmadığı, aynı zamanda kadın akademisyenlerin bir araya gelerek tecrübe paylaşımında bulunduğu, meslekî dayanışmayı güçlendirdiği ve yeni araştırmalar için ortak çalışma zeminleri oluşturduğu bir platform hâline geldiği vurgulandı. Programın kurumsal yapısının güçlendirilerek gelecek yıllarda da gelişimini sürdürmesi yönündeki temennilerle sempozyum sona erdi.