Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Ailesinin gözünden Raşit Küçük

14 Mart 2023 Salı Dosyalar


22 Kasım 2022 sabahında dâr-ı bekâya irtihal eden Prof. Dr. Raşit Küçük’ü, onu en yakından tanıyanlarla, ailesiyle konuştuk. Hem ilmî hem de sosyal yönden çok bereketli bir ömür yaşayan, sünneti yalnızca diliyle değil yaşantısıyla da çevresine aktaran merhum hocamızın sevenlerine bıraktığı hatıraları eşi Nesrin Küçük ile kızları Ayşe Mertoğlu, Hatice Özyurt, Sümeyye Özyurt ve Büşra Küçük anlattı.

“Bosna’dan Afganistan’a her yerdeydi”

Nesrin Küçük: Hocanın yurt içinde, yurt dışında ulaşmadığı hiç kimse kalmamış. Bunu zaten biliyorduk ama vefatından sonra da görmüş olduk. Cenazesine pek çok kimse geldi; Bosna’dan, Üsküp’ten gelenler oldu. Hocanın hayatı çok aktifti, öğrencilik yıllarında Erbakan Hoca ile tanışıyor ve onunla uzun bir süre beraber yol yürüyorlar, sonra da Tayyip Bey ile devam ediyor ilişkileri. Bizim camiadaki birçok derneğin, vakfın, partinin içinde olmuştur. Kanal 7’nin kuruluşunda var mesela. Hoca hiç kendisini, çıkarını düşünmezdi, toplumun menfaatini düşünürdü daima. Hep hizmet için yaşadı.

Ayşe Mertoğlu: Babamın Bosna Savaşı’nda Bosna’ya çok farklı şekillerde yardımı oldu. Oraya silahların gönderiminde vs. Türki cumhuriyetlere de el altından çok yardım etti. Kırgızistan’da, Özbekistan’da camilerin yapılmasında çok büyük emekleri var. Korkut Özal’la da ilişkileri çok iyiydi; 1970’lerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aşiretler arasında ya da köyler arasında birtakım problemler, kan davaları gibi olaylarda birkaç kez Korkut Özal onu köylere arabulucu olarak gönderdi. Babam bir yandan siyasal yaşamı oldukça aktif olan, diğer yandan da bunu çok dingin biçimde yaşayan bir insandı.

Hatice Özyurt: 60’ların sonu 70’lerin başında, Afganistan’a da aynı şekilde çok büyük yardımları var. Erbakan Hoca 1969’da bağımsız aday olarak seçime gireceği zaman babam Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde son sınıf öğrencisiydi, aynı zamanda seçim bürosunun da başkanlığını yapıyordu. O kadar aktif çalışıyorlarmış ki… Köylere gidiyorlar, geziyorlar seçim için. Erbakan Hoca o zaman imza yetkisini babama vermiş mesela. Hayatı boyunca çok aktif bir insandı, her yere giderdi, vaazlara, sohbetlere…

“Yalnızca güzel şeylerden bahsederdi”

Nesrin Küçük: Bizim cumartesi-pazarımız olmazdı. Bir yere gidelim, gezelim gibi bir şey hiç yoktu. Hoca sürekli bir yerlere konuşmaya, konferansa, toplantıya giderdi. Çocuklar da iyi bilirler. Sabah kahvaltısını yapar, sonra hemen odasına çıkardı çalışmak için. İlmi ve diğer meşguliyetleri dolayısıyla aile içi sohbetlerimiz vakit sıkıntısı yüzünden çok az ama derin olurdu. Az vakitlerdi ama kaliteli vakitlerdi.

Büşra Küçük: Öğlenleri bir kahve saatimiz vardı babamla. Ablamlar evli tabi… Evde annem, babam ve ben varız. Filtre kahve içmeyi çok severdi. Ben yapardım hep ona. O vakitleri bizimle geçirmekten çok hoşlanırdı. O kahve molalarında hatıralarını anlatırdı. Hep güzel şeylerden konuşurduk. Moralimiz bozacak, üzecek şeyler konuşmazdık. Erzurum hatıralarından, talebelik yıllarından çok sık bahsederdi. Köyünden bahsetmekten çok hoşlanırdı. Çok küçük yaşta köyünden çıkmış ve annesini de yine çok küçük yaşta kaybetmiş. Oraya dair hatıralarını sık sık anlatırdı.

Nesrin Küçük: Sıkıldığı, üzüldüğü şeyleri bize hiç anlatmazdı. Hastalığını dahi sonradan öğrendik.

Hatice Özyurt: Babamın hiç kötü bir şey anlattığını hatırlamıyorum. Oturduğumuz eski evde bir kütüphanesi ve hemen rafların yanında bir koltuğu vardı. O koltuğa oturup rastgele bir kitap çeker, hadis veya şiir artık her ne ise o kitap, ondan bir şeyler okurdu bize. Şiir okumayı çok severdi. Biz de onu dinlemeyi çok severdik.  Çok güzel fıkra anlatırdı bir de. O yörenin şivesiyle anlatırdı fıkraları.

Ayşe Mertoğlu: Hafızasında çok fazla şiir vardı. Ezberinden şiir okuduğuna çok şahit oldum. Derin bir şiir bilgisi vardı. Sezai Karakoç ile de tanışıyorlardı. Sezai Bey’in tüm külliyatı vardı evde. Babam bize küçükken çok kitap getirirdi. Ömer Seyfettin, Nurettin Topçu, ansiklopediler… İlla bunları okuyun demiyordu. Getirip koyuyordu önümüze, biz mesajı alıyorduk. Sabahattin Ali’nin kitapları mesela… Babam her iki tarafı da iyi okurdu. Ben ortaokul zamanlarındaydım hatırlıyorum, babam gençliğinde aldığı Sabahattin Ali kitaplarını getirmişti bana. “Bak bunlar çok kıymetli, değerli, oku bunları” demişti ve ben ilk kez o zaman Sabahattin Ali’yi tanımıştım. Orhan Kemal, Kemal Tahir, bunları da hep okurdu. Babam farklı kesimleri okur, onları sentezleyerek bir düşünce ortaya koyardı. Televizyon izlerken de böyleydi. Tek bir kanaldan haber takibi yapmazdı, tüm kanallara, tüm yorumculara bakardı. Bizim tahammül edemediğimiz kişileri bile dikkatle dinlerdi.

Büşra Küçük: Annem bazen kızardı, yahu dinleme şu adamı diye. O da “Hanım sana kalsa herkesi Sultanahmet Meydanı’nda sallandıracaksın” der, gülüşürdük.

Nesrin Küçük: Ben sürekli tenkit ederdim, konuşan kişi sevmediğim biriyse eğer. O da bana dur bir onu da dinleyelim derdi.

Ayşe Mertoğlu: Biz bazen böyle hararetli konularda hemen parlarız, öfkeleniriz, heyecanlanırız, şöyle böyle deriz ya… Ben babamın bir kişi hakkında dahi olumlu ya da olumsuz bir şey söylediğine şahit olmadım. Kişi kötü bir insansa bile onun iyiliğine konuşurdu. Şu şöyledir, bu böyledir, o adam şöyledir gibi şeyler duymadım ondan.

“Hasta yatağında bile kitap okurdu”

Sümeyye Özyurt: Mehmet Akif’i ve Safahat’ı çok severdi. Hatta bir keresinde şöyle demişti: Birkaç kez daha okusaydım herhalde Safahat’ı ezberlerdim. Akif’in şiir tarzını, sosyal yönünü çok severdi. Bir ortamda birdenbire bir beyit okurdu, şaşırır kalırdık. Hafızasında çok fazla şiir vardı.

Nesrin Küçük: Hastayken pıhtı attığında kızım Hatice sormuştu kendisine, yahu baba pıhtı attı, sen bunları nasıl okuyorsun, nasıl hatırlıyorsun bu dizeleri demişti. Hasta yatağında dahi şiir okurdu.

Hatice Özyurt: Az önce Ayşe ablam kitaplara olan düşkünlüğünden bahsetti. 80 ihtilalinden sonra babam nezarete alınıyor. Bazı suçlamalarda bulunuyorlar ona, sen Atatürk düşmanısın vs. gibi. Babam da onlara “Atatürk’ü benim kadar iyi tanıyamazsınız! Ben onun hakkında o kadar çok kitap okudum ki.” demiş. Söylemek istediğim, babam her çeşit kitabı okurdu. Mutlaka yanında yakınında birkaç tane kitap olurdu. Birkaç kitabı aynı anda okurdu, okumak onun hayatında çok önemli bir yerdeydi. Her kesimden insanla rahat konuşabilen bir adamdı, babamı arayıp istişare eden farklı kesimlerden insanlar vardı.

Nesrin Küçük: Hastaneye çok ziyaretçimiz geldi bu süreçte. Hemen herkesle her konuda konuştu. Siyasi konularda ya da diğer konularda fikirlerini, düşüncelerini hep dile getirdi. İnanır mısınız son nefesine kadar hep neler yapılması gerektiğiyle ilgili tavsiyelerde bulundu. Bilhassa İSAM için. Yeni başkana İSAM’la ilgili çok tavsiyelerde bulundu.

Hatice Özyurt: Ziyaretine gelen hocalarımıza kitap tavsiyeleri bile yaptı vefatına yakın günlerde.

Nesrin Küçük: Helal ve harama çok dikkat ederdi. Hastanede yattığı dönemlerde, rapor aldığında kesinlikle o paraya dokunmadı, onları hep dağıttı. Talebelerini de hep kendi gibi yetiştirdi çok şükür.

“Geleneksel tıbbı iyi bilirdi”

Nesrin Küçük: Kekik yağlarını filan kullanmayı çok severdi. Özellikle kemoterapi aldığı zaman, alternatif tıpla uğraşan dostlarımızın tavsiyelerini dikkate almakla birlikte doktorlarını kıramazdı. Modern tıbba çok güveniyordu, doktoru çağırdığı anda giderdi. Ama yine de o alternatif tıbbın önerdiği bitkileri de hastaneye götürüp doktoruna gösterir, ondan neyi ne kadar kullanacağı konusunda tavsiye alırdı.

Hatice Özyurt: Biz küçükken ya da işte bizim çocuklarımızın bir yeri ağrıdığında babam mutlaka bir şeyler tavsiye ederdi. Mesela karnımız ağrıdığında göbek deliğine, ayak altına kekik yağı sürülürdü muhakkak. Toroslardan yavşan otu kaynatılırdı karın ağrısı olduğunda. Annemle babamın ikisinin de ilgisi var bu otlara. Küçüklüğümüzden beri bu otlar hep bizim hayatımızdaydı. Biz de evlendikten sonra bunu evlerimize taşıdık.

Büşra Küçük: Babamın bu ilgisinin büyükannesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Nenesi çok etkili olmuş bu konuda babama. 16 yaşındayken annesini kaybediyor, bir üvey anne eve geliyor. Nenesi zaten hayatında çok etkili babamın. Yavşan, kekik, meyan balı… Meyan balı mesela hep cebinde taşıdığı bir şeydi. Boğaz ağrılarına çok iyi geldiğinden babam onu küçük küçük keser bir gümüş kutuda taşırdı. Babamın cebinde taşıdığı üç şey vardı: meyan balı, kafur (baş ağrıları için) bir de kokusu olurdu. Kokuya da çok meraklıydı. Güzel kokuyu, özellikle fevakihi çok severdi. Onu küçük şişelere doldurur, o şişeleri cebinde taşırdı.

Ayşe Mertoğlu: Manisa’da dedemin küçük bir koku tezgâhı varmış, kokuları bir sandıkta muhafaza edermiş. O sandık babama babasından kaldı içinde şişeleriyle birlikte. O şişeleri dedem vefat ettiğinde hatıra olarak almıştı.

Sümeyye Özyurt: Babam, belki de bizim gördüğümüzde önemsemeyeceğimiz, gözümüze çarpmayacak şeyleri bulur getirirdi. Sonra da derdik ki bunlar ne kadar güzel şeylermiş.  Detayları çok önemserdi. Çok tertipli, çok düzenli biriydi. Annemin mesela babamın düzenine karışma gibi bir durumu hiç olmadı çünkü gerek yoktu öyle bir şeye. Babam o kadar düzenli bir insandı ki hiç dokundurtmazdı. Çalışma masasından kıyafetlerinin olduğu çekmecelere varıncaya kadar çok tertipli ve düzenliydi. Hatta bazen derdim yani ben kadın olduğum halde bu kadar düzenli yapamam.

Büşra Küçük: Bazen çatal kaşık çekmecesini düzenlerdi. Baktığımızda çekmeceyi babamın düzenlediğini anlardık. 

Nesrin Küçük: Kaktığında hemen pijamalarını katlar yerine koyardı. Çalışma masasını hep kendi düzenlerdi.

Hatice Özyurt: Vefatından sonra bir ara aşağı kattaki bir odada, içinde berelerinin kıyafetlerinin olduğu bir valiz vardı. Daha önce kendisi hazırlamış o valizi. Onu açtık baktık, içindekileri çıkardık kokladık falan. Sonra hepsini tekrar yerine koyduk ama babam gibi koymadık. Artık nasıl yerleştirdiyse, bir tanesi bir türlü sığmıyor hep elimizde kalıyor. Hakikaten çok düzenli ve tertipliydi.

“Fatih’i çok severdi”

Büşra Küçük: Babamla yolculuğa çıkmak çok keyifliydi. Altınoluk’u çok severdi. Orada yazlığa giderken yolda sık sık mola verirdik; şuraya girelim, şuraya da bir bakalım derdi. Konya’yı, Erzurum’u gezmek çok keyifliydi onunla. Aynı şekilde, İstanbul’da karşıya geçmek de. Her yerde hatırları olduğundan, karşıya geçtiğimiz vakitlerde hep onları anlatırdı.

Sümeyye Özyurt: Fatih’i çok seviyordu, oraya çok giderdi. Allah nasip etti oraya defnedildi. Eminönü, Cağaloğlu… Bilhassa kitapçıların olduğu yerlere gitmeyi çok severdi. Benim ortaokul dönemimde bir hastane sürecim olmuştum. Çapa’ya gidiyorduk düzenli bir şekilde. Çoğunlukla beni annem götürüyordu ama müsait olduğunda da babam götürürdü. Ben o hastaneye gitmeyi bile bekliyordum, karşıya babamla gideceğim ya… Babam çok yoğun bir adam çünkü, bana vakit ayırmış, hastaneye götürecek. Çapa’ya giderken bazen Eminönü’nden yukarıya doğru yürür, Cağaloğlu’ndaki kitapçılara uğrardık. O yürüyüş sırasında anlatırdı işte Milli Türk Talebe Birliği buradaydı, bizim İsmail Kahraman abi ile çok günlerimiz geçti, şurada şu kitapçı vardı gibi şeyler. O kadar hoşuma giderdi ki babamla karşıya geçmek. Parmakla sayılabilecek kadar azdı bu zamanlar, o yüzden çok kıymetliydi.

Ayşe Mertoğlu: İslam Dergisi çıkarıldığı zaman Fatih’te küçük bir dairedeydi yeri. Babam beni de götürürdü oraya. Kapıda ayakkabılarımızı çıkarır, içeri öyle girerdik. Orada birçok böyle amcalar falan olurdu. Ben bir köşede oturup babamları seyrederdim. Onlar sürekli çalışırlardı. Biz Erzurum’da doğduk. Orada babamı Erzurumlulardan daha çok tanırlardı. Hatta bu yüzden onu Erzurumlu zannederlerdi. Konya’ya trenle gidip gelmişliğimiz vardır babamla; oraya meşhur zatlara el öpmeye götürürdü bizi. Ailesiyle vakit geçirmekten çok hoşlanırdı ama çok yoğun çalıştığı için buna pek vakti olmuyordu. Gelirdi akşam eve, yedi yedi buçuk gibi yemeğini yerdi, biraz birlikte oturduktan sonra hemen odasına çıkardı çalışmak için. Bizi tatillere gönderirdi ama kendisi yine fakültede kalır, çalışırdı. Ama az da olsa bazı zamanlar tatil günlerimizde beş altı gün köye giderdik, o zamanlar çok güzel olurdu.

Büşra Küçük: Genelde Konya üzerinden giderdik. Konya’yı bir dolaşır öyle geçerdik köye.

Hatice Özyurt: Köye gittiğimizde akademik yönünü bir kenara bırakır, konu komşu akrabalarla sohbet muhabbet ederdi.

“Eskiye hürmeti büyüktü”

Ayşe Mertoğlu: Kadıköy’e gider gelirdi babam. Orada bir grup doktorla tanışıklığı var, onlarda ciddi antika merakı varmış. Onlara gide gele onda da bir merak oluştu. Kadıköy’e çok gider gelirdi bu yüzden.

Hatice Özyurt: Babam detaylara çok hâkimdi. Mesela ona bir halıyı gösterin, size onun tarihini, hangi yöreye ait olduğunu, desenlerini vs. detaylıca anlatırdı. Çok zevkli bir adamdı aynı zamanda.

Sümeyye Özyurt: Babamın edebiyata, tarihe, eskiye çok ilgisi vardı. Eski olan her şeye çok hürmeti vardı. Bunların her birinin yaşanmışlığı var derdi.

Büşra Küçük: Babaannem ölünce, gelen üvey anne evdeki ona ait olan her şeyi satmış, atmış. Eskiye dair hiçbir şeyi sahiplenmemiş, ona hürmet göstermemiş. O sanırım babamın içine işlemiş. Bence antikaya olan ilgisinde bu yaşadığı hadisenin etkisi var. Çok duygusal bir adamdı. Bir de bazı evlerde yaşayan kişiler vefat edince, evde eğer bir kütüphane varsa o kütüphanedeki kitapları babama okuturlardı. Eski yazıyla olanları özellikle. Osmanlıca bilgisine çok güvenirlerdi bu konuda.

Büşra Küçük: Sağlığında oturduğumuz evden geçici olarak daha küçük bir eve çıkmamız gerekince topladığı antikaların bir kısmı Kadıköy’deki antikacılara, bir kısmı da Üsküdar’dakilere dağıtıldı. Üsküdar Antikacılar Çarşısı başkanı Abdülbaki Bey sağ olsun, o işi bize bırakmadan halletmeye çalıştı. Hepsini kendi dükkanında toplayacağını söyledi ve önemli bir kısmı onun dükkanında toplandı.

“Mehmet Görmez son anlarında yanındaydı”

Nesrin Küçük: Vefatından birkaç saat önce Mehmet Görmez Hoca ile eşi gelmişti. Mehmet Hoca sanki oraya davet edilmiş gibiydi. Hoca dedi ki ben bir ineyim hocamın başında Kur’an okuyayım. Yoğun bakıma indi Mehmet Hoca, orada sesli Kur’an okudu.

Sümeyye Özyurt: Mehmet Hoca’nın gelişi çok ilginçti. O gün çok yağmur yağıyordu. Görmez Hoca ile eşi uçakla gelmişler. Yeni havalimanı hastaneye yakındı. Biraz bizimle oturdular, sonra babamın yanına indi yoğun bakıma Mehmet Hoca Kur’an okumak için. Hoca dedi ki ben Ankara’da duramadım, sanki beni buraya çağırdı hocam. Bundan birkaç saat sonra da babam vefat etti.