Diz Çöktüğüm Yeri Hatırlatan Ay

28 Şubat 2026

Yeryüzündeki koordinatlarımı yeniden bulmanın, uzak bir ülkeden eve dönüyor olmanın hissiyle geçiyor Ramazan ayları. Metropolün getirdiği hız döngüsünün kırıldığına, rutinlerimi şekillendiren odağın değiştiğine tanıklık ediyorum. Yaşadığımız modern paradigma içinde bireysel tercihlerin, sonsuz arzuların öncelendiğini görüyoruz. Adeta bir yarış halinde kendimizi geliştirmeye, görünür olmaya, imaj yaratmaya şartlanıyoruz. “Dünya diz çöktüğüm yer kadardır” diyor Cahit Zarifoğlu; sosyal medyadaki kimliklerimizle, bizi popüler kılan işlerle, maddi kazançlarımızla kapladığımız yerin genişlediğini düşünsek de günün sonunda varlığımız, Allah ile olan irtibatımızdan ibaret kalıyor. Ramazan, diz çöktüğüm yeri hatırlatmasıyla kıymetli benim için.

Gün boyunca bireysel bir tercih olarak dünyevi nimetlerden geri duruyoruz, Allah’a yönelerek ihlaslı bir ibadet için niyet alıyoruz, Allah katına sunulan ibadetlerin neşesinde ortaklaşan milyonlarca Müslümanla birlikte bir bütünün parçası oluyoruz. Peygamberimizin dediği gibi, bir bedenin uzuvlarına en çok benzediğimiz günler, ahenkli saatler çıkageliyor; görünmez bir ip, bizi diğer Müslümanlara bağlıyor.

Üsküdar’da Bağlarbaşı-Kuzguncuk, Nuhkuyusu-Selimiye, Sultantepe-Salacak rotalarını yürüyerek Üryanizade Ahmet Efendi Camii’ni, Selimiye Camii’ni, Valide-i Cedid Camii’ni kollarını açmış beni beklerken bulurum. Cami avlularına asılan kandiller, teravih için çantaya atılan seccadeler, tatlı ikramları, oruç tutmakla hak edilmiş bir kahvenin kokusu, iftar saatini beklerken dinlenen Kur’an kıraatleri ve muhabbetli iftar sofraları her zaman iyileştiricidir.

Öte yandan acıya, kötülüğe, yoksulluğa izleyici konumunda şahitlik etmenin kalbimizi katılaştırdığı zamanlardan geçiyoruz. Böyle zamanlarda, Ramazan akşamlarının kalbimizi yumuşattığını hissederim. Bendeki Ramazan neşesinin parladığı anlar, iftar sonrası akşam yürüyüşleri olur genellikle. Çeşitli rotalarla İstanbul’un akşam cümbüşüne şahitlik eder, yürüyüşümü bir caminin avlusunda yahut kalabalık bir meydanda noktalarım. Üsküdar’da Bağlarbaşı-Kuzguncuk, Nuhkuyusu-Selimiye, Sultantepe-Salacak rotalarını yürüyerek Üryanizade Ahmet Efendi Camii’ni, Selimiye Camii’ni, Valide-i Cedid Camii’ni kollarını açmış beni beklerken bulurum. Cami avlularına asılan kandiller, teravih için çantaya atılan seccadeler, tatlı ikramları, oruç tutmakla hak edilmiş bir kahvenin kokusu, iftar saatini beklerken dinlenen Kur’an kıraatleri ve muhabbetli iftar sofraları her zaman iyileştiricidir. 

Başkalarıyla ünsiyet kurmanın, ortak bir sofrada makamdan, rütbeden, kazançtan bağımsız biçimde eşitlenmenin imkânını verir Ramazan. Bu yönüyle bana, Hazreti Peygamber’in Mekke’den hicret eden muhacirler ile Medineli ensarı kardeş ilan edişini hatırlatır. İslam’ın özüne dönmeyi, şükrü, kanaati ve birlik olmayı öğrenmek için inşallah verimli bir zaman bahşeder hepimize.