Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Raşit Küçük Hocam

1 Aralık 2022 Perşembe Dosyalar


Bazı insanlar deniz feneri gibidirler; size bir şey söylemelerine gerek yoktur, karanlıklar ve dalgalar içinde kendilerine bakarak yolunuzu bulursunuz. Deniz fenerleri gibi size kimliğinizi sormaz, siz sorgulamazlar, sadece yol gösterirler. Raşit Küçük hocamız böyle biriydi. Erzurum’a, biz İmam-Hatip Okulu beşinci sınıfta iken (1970-1971) gelmişti. Kendisinden hangi sınıfta ne dersleri aldık hatırlamıyorum, hafızamın zayıflığından. Fakat gerek ders dışında bir hoca ve bir idareci olarak tavrı, gerekse ders anlatışı, tavsiye ve öğütleri, telkin ve teşvikleri hafızamda yer etmişti. Elbette hepsini saygıyla andığımız çok değerli hocalarımız vardı, fakat hiç mübalağasız, bütün tahsilim boyunca beni en çok etkileyen, hiç unutmadığım hocamın kim olduğu sorulursa, bunun cevabı Raşit Küçük’tür.

Dıştan o kadar sakin ve kendi halineymiş gibi görünüp haddi zatında son derece dışa dönük, faal başka biri var mı bilemem. Erzurum’da yöneticilerinden siyasilere, akademisyenlerden, hocalardan talebelere, esnaftan halka, dernek ve cemaatlere kadar şehrin ilgilenmediği, ilişki kurmadığı hiçbir kesimi yoktu sanırım.

Hocamızdan sadece okulda değil, Lala Paşa Camii’nde verdiği vaazlarıyla da faydalanma imkânı buluyorduk. O zamana kadar gördüğümüz, hemen hepsi yüksek tonda konuşmayı marifet sanan, çoğu zaman niçin olduğunu bilmediğimiz şekilde seslerini yükselten vaiz tiplerinden ayrı olarak hocamız her zaman olduğu gibi sakin ve alçak sesle konuşurdu. Vaaz sırasında bir şuradan bir buradan değil, bütün sohbet boyunca konu bütünlüğü ve disiplinini korumayı ondan öğrendik. Bir Kur’an düsturu olarak öğrendiklerini hayatına uygulamayı, tevazu ve vakarı, ölçülü heyecanı, dikkat ve tedbiri, disiplinli çalışmayı, zamanı değerlendirmeyi ondan öğrendik. Başka hocalarımızın sözle bize anlatmaya çalıştıklarını onun duruşundan, sükûtundan öğrenirdik. Yatılı olmayışım, dersler ve kitap okuma dışında sosyal ve siyasal faaliyet ve toplantılara uzak duruşum, kalmakta olduğumuz vakıflar yurdunun disiplin şartları gereği okul dışında hocamla fazla bir arada bulunma ve görüşme imkânım olmadı.

Dıştan o kadar sakin ve kendi halineymiş gibi görünüp haddi zatında son derece dışa dönük, faal başka biri var mı bilemem. Erzurum’da yöneticilerinden siyasilere, akademisyenlerden, hocalardan talebelere, esnaftan halka, dernek ve cemaatlere kadar şehrin ilgilenmediği, ilişki kurmadığı hiçbir kesimi yoktu sanırım. Ben lise ve üniversite tahsilimi gördüğüm Erzurum’da on bir yıl kaldım, okul ve yurt çevresi dışında tanıdıklarım belki on bir kişiyi geçmez; hocamın ise, belki biraz mübalağalı olacak, Erzurum’da tanımadığı insan sayısı belki orada kaldığı yıl kadar ya çıkar ya çıkmaz! Sadece Erzurum değil elbette, bütün Türkiye için de aynı şeyi söylemek mümkün; bütün talebeleri onunla, o da talebeleriyle münasebetini hep sürdürdü. Türkiye’de tanıdığı ve ilişkisini sürdürdüğü, dertleri ve sıkıntılarıyla ilgilendiği insan sayısının çokluğu bakımından belki de adı anılacak üç beş kişiden biridir. Telefonunda kaç isim kayıtlı, günde kaç kişiyle görüşür, tahmin edemem!

Hocam yine dış görünüşünden anlaşılanın aksine daha talebeliğinden itibaren fikir hareketleri ve siyasetin içinde oldu, görüş ve düşünceleriyle yol gösterdi. Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okuduğu yıllarda tanıştığı Milli Görüş ve daha sonra Ak Parti hareketinin içinde yer aldı, liderlerinin en yakınında bulundu. Fakat bir bağlı ve tâbi olarak değil bir yol gösterici, kılavuz ve yardımcı olarak elbette. Türkiye’de son yarım yüzyılının muhafazakâr siyasetinde belediyelerden meclise kadar bir rol alıp da onun tanımadığı, onu tanımayan kalburüstü bir kimse yoktur herhalde.

Öteden beri çeşitli hastalıklarla mücadele etmesine rağmen, yüzünün yumuşaklığı sebebiyle, kendisinden istenilen hemen hiçbir görevi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen konuşma tekliflerini reddedemedi.

Hocamın bir özelliği de tatillerini genellikle bir grup arkadaşıyla birlikte çevre il ve ilçelere yaptığı seyahatlerle değerlendirmesidir. Erzurum’da kaldığı yıllarda doğunun hemen bütün şehirlerini dolaşmıştı. Gittiği yerlerde özellikle ulema ve tasavvuf ehliyle de görüşüp tanışmaya önem verirdi.

Öteden beri çeşitli hastalıklarla mücadele etmesine rağmen, yüzünün yumuşaklığı sebebiyle, kendisinden istenilen hemen hiçbir görevi, Türkiye’nin dört bir yanından gelen konuşma tekliflerini reddedemedi. Özellikle sağlık problemleri sebebiyle, bir ev satın aldığı Altınoluk’a yerleşmeyi düşünürken Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlığına, bu görevi sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu başkanlığına, buradan yaş haddinden dolayı emekli olduktan sonra İSAM başkanlığına getirilişi hep böyle olmuştur. İSAM’da göreve başladıktan sonra, aramızdaki hukuka dayanarak, rahatsızlıkları sebebiyle artık kendisini çok yoran bu tür tekliflere kapıyı kapatması gerektiği hususunda kendisiyle zaman zaman cedelleştim! Yine de kurduğu geniş ilişkiler ağı yüzünden birçok etkinliğe iştirak zorunda kalmaya devam ediyordu. Artık gittiği yerde Allah lütuf ve keremiyle kendisine muamele buyursun, sevdikleriyle buluştursun.