Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Yalın Bir İnanç Temeli İçin ‘Tevbe’

Put, öncelikle zihinlerde oluşan bir kutsallaştırma sürecinde şekil kazanmaya başlıyor. Lat’ı, Menat’ı, buzağıyı puta dönüştüren süreç, sorgulama cesaretinden yoksun tâbilere dayandırıyor varlığını. Zihin ve hayat konforunu bozmayı talep eden soruların peşinde gitmeyi göze alamayanlar hurafelerde bir teselli, bir dayanak buluyor. Her dönem kuşkusuz kendi putlarını ve hurafelerini doğuruyor. Kavramların sürekli irdelenmesi öylesine önemli ki bu yüzden…

Mekke fethedileli dört ay geçmiş, ancak Kâbe, somut putlar devrilse de şirkten ve hurafelerden arındırılamamıştı. İslam öğretisinin kavranması ve özgün bir muaşeretin yerleşmesi için daha net ve berrak bir ibadet ortamına ihtiyaç duyuyordu Müslümanlar. Müşrikler İslam adabına aykırı bir şekilde Kâbe’ye gelip ellerinde taşlarıyla teberrükte bulunuyor, çıplak vaziyette tavaf ediyorlardı. Beri taraftan müşrikler hakkında, fitne çıkardıkları ve öldürme olaylarına teşebbüs ettiklerine dair şikâyetler ulaşıyordu Medine’ye. İslam ise putperestlere müsamahakâr yaklaşıyordu, Müslümanlar, putperest oldukları hâlde karşılıklı anlaşmalara uyan Müdlic ve Huzâ’a gibi kabilelerle iyi bir ilişki içindeydi. Bu kabileler içinde İslam’a girenler, putperest akrabalarıyla barış içinde yaşamaktaydı. Hamidullah’ın hatırlattığı gibi, Maide Suresi’nin ikinci ayetinde, iyilik ve yasaklardan sakınma hususlarında gayrimüslimlerle işbirliği içinde hareket edilmesi gerektiği bildirilir.[1] Müslüman olduktan sonra vazgeçip putperestliğe dönen veya yönelenleri de serbest bırakmıştı İslam ki nadiren rastlanıyordu böyle vakalara. İslam’ın bu yaklaşımı, Muhammed Gazali’nin de vurguladığı gibi putperestliğe saygı beslemek değil, insan aklı ve gönlü konusunda iyi niyet taşımaktı.[2] Putperestlerin bu iyi niyeti istismarında gözlenen artış üzerine, Hicri 9. yılın sonlarına doğru Peygamberimiz (sav), tevhid ile şirk arasındaki farkı vurgulamak üzere Hac sırasında sergilenen şirk adetlerinin önünü almaya karar verdi. Hz. Ebubekir’i gerçekleşecek ilk Hac için Hac Emiri olarak görevlendirip Mekke’ye gönderdi.

Tevbe Suresi’nin “Allah ve Resulünden antlaşma yaptığınız müşriklere açık bildiri” diye başlayan ilk ayetleriyle, Müslümanlarla puta tapanların bundan böyle dini, siyasi ve sosyal konularda bütünüyle birbirinden ayrılacağı bildiriliyordu.

Ebubekir (ra), 631 yılının Mart ayında Medine’den ayrıldıktan sonra Tövbe (Berae) Suresi’nin ilk ayetleri nazil oldu ve vahiyde bu ayetlerin hacılara okunması bildirildi. Peygamberimiz, surenin özellikle müşrikleri ilgilendiren hükümlerinin tebliği için Hz. Ali’yi Hz. Ebubekir’in arkasından gönderdi. İlk ayetlerinde apaçık belirtildiği gibi müşriklerle ilişkilerde yeni bir merhaleyi bildiriyordu sure: “Hacc-ı Ekber gününde, Allah ve Resûlü’nden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! Ancak Allah'a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. (Tevbe, 3-4)     

Ali (ra), Kâbe’de hacca hazırlanan İslâm tarihinin ilk hacı adaylarına ve Tevbe Suresi’nde belirtildiği üzere son defa Müslümanlarla hac yapan müşriklere şu hükümleri tebliğ etti: a) Cennete ancak İslam’a inananlar girecek; b) Bu hac mevsimi sona erdikten sonra gayrimüslimler Mescid-i Harâm’a yaklaşmayacak; c) Bundan böyle Kâbe çıplak vaziyette tavaf edilmeyecek; d) Müslümanlarla antlaşma hâlinde olanlara, belirlenen süre tamamlanıncaya kadar güvence verilecek, antlaşma içinde olmayanlara ise dört ay süre tanınacak.

Tevbe Suresi’nin “Allah ve Resulünden antlaşma yaptığınız müşriklere açık bildiri” diye başlayan ilk ayetleriyle, Müslümanlarla puta tapanların bundan böyle dini, siyasi ve sosyal konularda bütünüyle birbirinden ayrılacağı bildiriliyordu. Ancak dört ay boyunca, daha önce yapılmış antlaşma şartlarına uyan ve düşman saflarına destek vermeyen müşriklere savaş açılmayacaktı. Putperestlikten dönerek iman eden, namaz kılıp zekât veren herkes dokunulmazlığa sahip olacak, bunun yanı sıra farklı inançlardan olup da korunma talep edenlere de güvence verilecek, (bilmeyen bir topluluğa mensup olmaları nedeniyle) bu insanlar gerekirse kendi güvenli bölgelerine ulaştırılacaktı. (1-6 ayetler)

Bütün olarak okunduğunda, Tevbe Suresi’nin başlıca mesajının şirkin yıkıcılığına dikkat çekmek olduğu açık. Ne de olsa iman yalın bir inanç temeli üzerinde yükselir. Şirk ise bu yalın inancı türlü yöntem ve vasıtalarla bulandırarak hayatı ve düşünceyi olduğundan karmaşık hale getiriyor.

Surenin ikinci bölümü münafıklara ayrılmıştı. İslam’ı benimsemediği halde Müslüman görünen münafıkların Tebük Seferi sırasındaki güvenilmez tutumları hatırlatılıyor ve savaşa katılmış olsalardı bile bu kişilerin bozgunculuktan başka bir şey yapmayacağı hususu üzerinde duruluyordu.

Bütün olarak okunduğunda, Tevbe Suresi’nin başlıca mesajının şirkin yıkıcılığına dikkat çekmek olduğu açık. Ne de olsa iman yalın bir inanç temeli üzerinde yükselir. Şirk ise bu yalın inancı türlü yöntem ve vasıtalarla bulandırarak hayatı ve düşünceyi olduğundan karmaşık hale getiriyor. Karmaşık inanca ise kendi aklıyla erişemiyor kişi, türlü aracılıklara başvuruyor. Asli anlamından saptırılan kelime ve kavramlarla, yüceltme ve münezzeh kılmalarla varlığı andan ana, günden güne kuşatarak bazen çaresizliğin bazen de tembelliğin getirdiği bir umursamazlığa boğuyor şirk, kişi veya kesimleri. Sürekli bir tevil, sürekli bir süsleme ve örtbas… Buna karşılık müminler bile bile gerçeği batıla bulayarak hakkı gizlemekten uzak durmaktadırlar.

Allah, Arap’ın Arap olmayandan üstünlüğünü takvaya bağlıyor, İslam müminlere kendilerini bir tarağın dişleri gibi eşit hissettirmeyi amaçlıyor. Beri taraftan sürüp giden savaşlar, sömürü ve zulmün biriktirdiği kin ve intikam arzusu bu eşitlik değerini çeşitli gerekçelerle aşındırıp yeni ölçüler sürüyor ileriye. Kendi içinde oluşan hegemonyalar, kendiliği zenginleştiren sesleri ötekileştirmeye gitmenin mazeretlerini buluyor puslu havalarda. Ötekine veya ötekileştirene dönük adaleti ancak şirkin tevilleriyle bulanmayan duru bir bakış sağlayabilir. Kat kat aracılıkların dili, kat kat bağımlılığı tesis eden mazeretlerle gerçeğin hakkını arka plana itiyor sürekli. Bu nedenle de sık sık uyarıyor Kur’an müminleri, ataların sözüne uyup heveslere, dünyevi arzulara kapılma yanılgısı konusunda. Uyulması gereken son söz insanlara, gruplara, ideolojilere, sistemlere, patronlara değil temel ilkelere ait olmalı.

Tevbe Suresi şirk ve müşrikler konusunda sert bir dil kullanır, çünkü Mekke fethedilse bile hâlâ Hak ve Batıl birbirinden ayrılmış değildi Kâbe uzamında; doğruyla yanlış arasındaki mesafeyi muğlak kılan şirk henüz yayılma gücüne sahipti. Üstelik Müslümanlar kendi gösterdikleri hoşgörü ve anlayışın karşılığını bulamıyorlardı karşı tarafta. Müşrikler sürekli bozgunculuk ve gerçekleri tahrifle Müslümanları geri plana itmeye çalışıyorlardı kamusal alanda. Oysa özellikle “Hac günü”nde uzak yakın yerlerden akın akın cahiliye örtüsünden sıyrılma niyeti taşıyan insanlar geliyordu Mekke’ye. İslam hakkında az çok bilgisi olan kişiler için Kâbe, tevhidi bütün yalınlığıyla yaşayarak öğrenme yeriydi. İnsanlar bildiklerini sandıkları kelime ve kavramları burada yeniden öğreniyorlardı. Yerleşik hiyerarşi kuralları, öğretiler, muaşeretler, saygınlık sebebi sayılan kabuller bir kenara bırakılıyordu Harem-i Şerif’te. Hamidullah’ın vurguladığı gibi, Tevbe Suresi’nin 28. ayetiyle, Medine İslam Devleti’nin siyasal başkentiyken Mekke sonsuza dek dinî merkez olarak seçilmişti.[3]

El layıkıyla uzandığı, dil layıkıyla konuştuğunda kardeşlik halkanız da genişler. Din sahip olunup bir köşede tutulan bir paket değil, her adımda her yaşta arınmayı gerektiren bir hayat manzumesi; “Tevbe” de bunun için var.

Ne tahakküm ne hileli yol alışların talep ettiği sessizlik… Hiçbir şirk ve nifak unsuru karıştırmadan, sadece ve sadece Allah’a kulluk esasında gerçekleşecek bir dayanışma ancak doğru bir tanıma ve içtenlikle kurulur. Kula kul olmaya izin vermeyen bir öğrenme zemininin muaşereti de doğru bir tanımayla oluşur. Münafıkların sinsi bir şekilde sürdürdüğü faaliyetlerin tasvirinin hemen ardından, müminlerin faaliyetlerinin niteliklerini gösteren şu ayeti okuyoruz Tevbe Suresi’nde: “(Buna karşılık) Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velileridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (71-72)

Haram aylar konusundaki uyarı, müşriklerin yaptığı gibi bir amaca ulaşmak için gerçeği tahrif edemeyeceklerini öğretir müminlere (Ayet 34, 37). Ancak gerçeğe saygıyla yakınına düşülecek bir hedeftir hakikat. İyi, ancak iyiliğe zorlamamasıyla kendini iyi kılabilir; yüceliğin de kendini ispatlamaya ihtiyacı yoktur. “Din adamlarını” ilahlaştırmadan (Ayet 30-31) gelişebilir doğruyu bildirip yanlıştan sakındırma dili.

Kurbanı layıkıyla kesmek takdire şayan ama bakalım her türlü insanın kardeşlik temelinde bir araya geldiği Kâbe uzamından uzanıyor mu sözün insanlığa, çirkin lakap ve yakıştırmalarla yeni bir tanımanın önünü almadan… Başlıca amacı ne genişleme ne kalabalıklaşma olarak bildirmiştir İslam. El layıkıyla uzandığı, dil layıkıyla konuştuğunda kardeşlik halkanız da genişler. Din, sahip olunup bir köşede tutulan bir paket değil, her adımda her yaşta arınmayı gerektiren bir hayat manzumesi; “Tevbe” de bunun için var.


Notlar:

1- Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, sf. 453, Beyan Yayınları, 2014. 
2- Muhammed Gazali, Fıkhu’s Sîre, sf. 458, Risale Yayınları, 1987.
3- Muhammed Hamidullah, a.g.e, sf. 453.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.