Asr-ı Saadet’in ilim mirasını sonraki asırlara taşıyan sahabe nesli içerisinde, Hz. Peygamber’in duasına [1] mazhar olan Abdullah b. Abbâs’ın (ra) (ö. 68/687-88) yeri müstesnadır. Hz. Peygamber tarafından “Kur’ân’ın Tercümanı” [2] olarak vasıflandırılmasının yanı sıra “Ümmetin Bilgini” [3] ve “Ümmetin Rabbânî Âlimi” [4] gibi unvanlarla taltif edilmiştir. İbn Abbâs, ne yazık ki modern dönemde çeşitli eleştirilerin hedefi haline getirilmiştir. Bu tenkitler, genellikle onun genç yaşına rağmen çok sayıda hadis rivayet etmesi ve İsrailiyat türü bilgilerin İslam kültürüne girişindeki rolü ekseninde toplanmaktadır. Ancak söz konusu iddialar, dönemin ilmî ve tarihî bağlamı içerisinde bütüncül bir şekilde ele alındığında, tenkitlerin sübjektif okumalara dayandığı ve tarihsel gerçeklerle örtüşmediği görülmektedir.
Öncelikle, Hz. Peygamber vefat ettiğinde henüz 14-15 yaşlarında olan bir gencin, nasıl olup da binin üzerinde hadis rivayet eden “Müksirûn” sahabe arasında yer aldığı sıkça gündeme getirilmektedir. Bu durum, rivayetlerin sonradan uydurulduğuna delil sayılmak istense de sahabenin hadis alma yöntemleri incelendiğinde bu iddianın temelsiz olduğu anlaşılır. Zira İbn Abbâs’ın rivayetlerinin tamamını bizzat Hz. Peygamber’den işittiğini varsaymak hatalı bir yaklaşım olacaktır. O, rivayetlerinin büyük bir kısmını diğer sahabilerden nakletmiştir. Gençlik yıllarını Halife Hz. Ömer’in yanında ve ilim tahsil ederek geçirmesi, onun birikiminin temelini oluşturur. Bununla birlikte, İbn Abbâs’ın ilim havzasını besleyen kendi ailesidir. Rivayetlerinin önemli bir kısmı ağabeyi Fazl b. Abbâs, teyzesi ve Hz. Peygamber’in eşi Hz. Meymûne validemiz, annesi Ümmü’l-Fazl ve amcasının oğlu Hz. Ali gibi yakın akrabalarından gelmektedir. [5] Özellikle teyzesi ve annesinden öğrendiği bilgiler sayesinde, Hz. Peygamber’in ev içindeki hallerine vâkıf olmuştur. Dolayısıyla onun ilmi, dışarıdan duyulan değil, “hâne-i saâdet”in içinden elde edilen bir mirastır. Kendisine bu ilme nasıl ulaştığı sorulduğunda “soru soran bir dil ve akleden bir kalp ile” [6] cevabını vermesi, ilgili ve ilmi arayan bir talebe olduğunu göstermektedir.
İbn Abbâs’ı hadis rivayetindeki bu özel konumuyla birlikte asıl zirveye taşıyan saha tefsir ilmidir. Hz. Peygamber’in duasına mazhar olan ilmî dehası; Kur’an ayetlerinin nüzul sebeplerinden dilsel inceliklerine kadar geniş bir yelpazede tezahür etmiştir. Mekke tefsir ekolünün kurucusu olan İbn Abbâs, rivayet tefsirindeki merkezî konumunu, nasslardan hüküm çıkarma sürecinde kullandığı aklî istinbat ve dirayet merkezli çözümlemelerle tahkim etmiştir. Onun bu ilmî derinliği ve tefsirdeki kurucu rolü göz önüne alındığında, metodolojisi üzerinden yapılan “İsrailiyat” tartışmalarının mahiyeti de daha doğru bir zemine oturacaktır.
Nitekim İbn Abbâs’ın ilmî şahsiyetine yönelik bir diğer eleştiri, Yahudi kökenli Müslüman tâbiîn âlim Ka’b el-Ahbâr ile olan ilişkisidir. Bu ilişki üzerinden İbn Abbâs’ın, İsrailiyat yoluyla elde edilen bilgiyi İslam kültürüne taşıdığı iddia edilmektedir. Ancak veriler, söz konusu münasebetin boyutunun oldukça abartıldığını göstermektedir. Binden fazla hadis rivayet eden İbn Abbâs’ın, Ka’b el-Ahbâr’dan yaptığı nakillerin oldukça sınırlı sayıda olduğu ifade edilmelidir; nitekim isnadlar tarandığında bu sayının sadece altı rivayeti ihtiva ettiği görülmektedir. [7] Üstelik İbn Abbâs, Ka’b’dan duyduklarını pasif bir şekilde kabul ederek doğrudan nakletmemiş; ona “Cevap verirken emin ol, bilmiyorsan bilmiyorum de” [8] diyerek onu denetleyen bir otorite konumunda olmuştur.
Bu noktada, kaynaklarda Ka’b el-Ahbâr’ın güvenilir bir râvi olduğunun ifade edilmesi, [9] İbn Abbâs’ın ondan yaptığı sınırlı nakillerin meşruiyetini desteklemektedir. Esasen İsrailiyât türündeki rivayetlerin -temel akideye aykırı olmamak kaydıyla- nakledilmesinde dinî bir engel de görülmemektedir. Nitekim Hz. Peygamber bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Benim tarafımdan bir ayet olsun halka ulaştırınız. İsrailoğullarından da haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur. Her kim bile bile bana yalan isnad ederse, o da cehennemdeki yerine yerleşmeye hazırlansın.” [10] Dolayısıyla İbn Abbâs’ın bu ruhsat dairesinde hareket ettiği söylenebilir. Son olarak, bir sahabi olmasına rağmen tâbiûn neslinden olan Ka’b’dan nakilde bulunması, İbn Abbâs’ın kibre kapılmadığını ve ilmin peşinde olduğunu gösteren bir tevazu nişanesidir.
Netice itibarıyla Abdullah b. Abbâs; nebevî duayla yetişmiş, Hz. Ömer’in rahle-i tedrisinden geçmiş, kurduğu meclislerde dersler vererek öne çıkmış isimlerindendir. 71 yaşında Taif’te vefat ettiğinde kendisi hakkında Câbir b. Zeyd şöyle demiştir: “İnsanların en âlimi vefat etti.” [11] Sahabe neslinin bu müstesna ismine yönelik parçacı yaklaşımlar, onun çok yönlü ilmî dehası ve kurucusu olduğu tefsir geleneğinin derinliği karşısında zayıf kalmaktadır.
Dipnotlar:
1- “Allah’ım, onu dinde fakih kıl ve ona tevîli (Kur’an’ın yorumunu) öğret.” Bk. Buhârî, Vudû‘, 10; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 138; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/266, 314.
2- Tercümânü’l-Kur’ân anlamındaki bu ifade için bk. Ebû Nuaym, Ahmed b. Abdullâh el-İsfahânî, Ma‘rifetü’s-sahâbe, Riyâd: Dârü’l-Vatan, 1998, III, 1701.
3- Hıbrü’l-ümme anlamındaki bu ifade için bk. İbn Sa‘d, Muhammed b. Sa‘d, Tabakât, Kahire: Mektebetü’l-Hâncî, 2001, II, 316.
4- Rabbâniyyü hâzihi’l-ümme anlamındaki bu ifade için bk. Ebû Nuaym, Ma‘rife, III, 1700.
5- Detaylı bilgi için bk. Erkam Görücüoğlu, İbn Abbas Rivayetlerinin İntikali, (Marmara Üniversitesi SBE, Doktora Tezi, 2025), s. 75-76.
6- İbn Kesîr, İmâdüddîn İsmâîl b. Şihâbiddîn, el-Bidâye, yy.: Dârü İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1997, VIII, 329.
7- Görücüoğlu, İbn Abbas Rivayetlerinin İntikali, s. 83.
8- Belâzürî, Ebü’l-Hasen Ahmed b. Yahyâ, Ensâbü’l-eşrâf, Beyrut: Dârü’l-Fikr, 1996, IV, 53.
9- İbn Hacer, Takrîb, I, 812.
10- Buhârî, Enbiya, 50; Tirmizî, İlim, 13.
11- Belâzürî, Ensâb, IV, 72.
Not: Bu yazı, özellikle hadis, sünnet ve bu alanlarla doğrudan ilişkili diğer meselelerde Müslümanların istifade etmesi amacıyla Meridyen Derneği'nin ev sahipliğinde hayata geçirilen geniş perspektifli bir çalışmanın parçasıdır. Konu edinilen meseleler, alanlarında uzman isimlerin bir araya geldiği bir istişare grubunda tüm yönleriyle ele alındıktan sonra, her başlık müstakil olarak ilgili yazar tarafından telif edilmiştir. Çalışmaya şu isimler katkı sunmaktadır: Prof. Dr. Ahmet Yücel, Prof. Dr. Ayşe Esra Şahyar, Prof. Dr. Fatma Kızıl, Doç. Dr. Rahile Kızılkaya Yılmaz, Doç. Dr. Dilek Tekin ve Dr. Betül Yılmazörnek.