Hz. Peygamber’in sünnetini, hayatını, şahsiyetini, tebliğ faaliyetlerini, siyasî ve askerî mücadelelerini yani sîretini doğru bir şekilde öğrenmemizi sağlayan hadis kitaplarının telif edildiği süreç, her zaman bir merak konusu olmuştur. Bu konu, hadislerin günümüze güvenilir bir şekilde ulaşmadığını iddia edenlerin de üzerinde durduğu bir meseledir. Hadislerin Hz. Peygamber’den günümüze ulaşan sistematik eserlere intikali, tesadüfî veya özensiz bir derleme faaliyeti olmayıp, aksine hayli titiz ve kapsamlı bir sürecin neticesinde gerçekleşmiştir. Bu sürecin nasıl gerçekleştiğini anlamak, temel aşamaların izahıyla mümkündür.
Rivayetlerin aktarılmasında başlangıçta ezberleme esas iken, hadislerin muhafazası, Hz. Peygamber hayatta iken hem güçlü bir ezber yeteneğiyle hem de şahsi notlar tutularak devam etmiştir. Sahabe, Hz. Peygamber’in söz ve fiillerini gerek ezberleyerek gerek uygulayarak gerekse yazarak muhafaza etmiş ve bu konuda büyük bir titizlik göstermiştir. Hz. Peygamber’in hayatında ve vefatından sonra şahsi notlar şeklinde ifade edebileceğimiz “hadis sahifeleri” derlenmiştir. Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın yazdığı eṣ-Ṣaḥîfetü’ṣ-ṣâdıḳa ile Hemmâm b. Münebbih’in Ebû Hüreyre’den aktardığı eṣ-Ṣaḥîfetü’ṣ-ṣaḥîḥa bu dönemin önemli örnekleri arasında zikredilebilir. [1] Sahabe nesli, Hz. Peygamber’in vefatından sonra da bildiklerini bir emanet bilinciyle korumuşlar, kendilerinden sonraki tâbiîn nesline bu “sahifeleri” ve ezberlerinde bulunan rivayetleri aktarmışlardır. Hadis eserlerinin teşekkül safhası diyebileceğimiz bu dönemde tâbiûn nesli hem bu sahifelerde hem de ezberlenerek hafızalarda muhafaza edilen hadisleri kendi şahsî notlarıyla kaydederek bu nebevî mirası devam ettirmişlerdir.
Hz. Peygamber’in vefatından sonra İslam coğrafyasının hızla genişlemesi ve sahabenin dünyanın dört bir yanına dağılması; hadislerin farklı bölgelere yayılmasına neden olduğu gibi sözlü rivayetin kontrolünün zorlaşmasına da sebep olmuştur. Hicrî birinci asrın sonlarına gelindiğinde, İbn Şihâb ez-Zührî ve akranları gibi tabiun neslinin düzenli bir şekilde hadisleri toplamaya yönelik çabalarının olduğu görülmektedir. Daha sonra bu çabalar, hadislerin korunması ve sonraki nesillere doğru bir şekilde intikal etmesi amacıyla Emevî Halifesi Ömer b. Abdülaziz’in resmî emriyle bir sonraki aşamaya taşınmıştır. Böylece hadislerin kaybolma riskini ortadan kaldıran en hayatî faaliyet diyebileceğimiz “ezberlenen hadisleri yazarak, kaydedilen sahifeleri de çoğaltarak hadisleri bir araya getirme” işlemi olan “tedvin” gerçekleşmiştir.
Bu dönemde hadislerin kimlerden ve bilgiyi alma yöntemlerinden hangisiyle elde edildiğini gösteren isnad sistemi de gelişmiştir. Hadis ilminin en özgün yönü diye nitelendirebileceğimiz isnad, bir hadisin Hz. Peygamber’e ulaşana kadarki ravilerinin tek tek sayılmasıdır. İsnad, sadece râvi bilgisini değil, hadisin hangi yöntemle alındığını ve doğruluğunu da teyit eden önemli bir unsurdur.
Tedvîn sürecinde bir araya getirilen hadis malzemesinden nasıl istifade edileceği sorusu, hadis eserlerini derleyen alimlerin yani musanniflerin ana gündemini teşkil etmiştir. Hadis alimleri bu konuda iki temel yöntem geliştirmişlerdir. Birinci yöntem, hadisleri fıkıh sistemi esas alınarak ibadet, ahlak veya inanç gibi konularına göre ayırmaktır. Bu tür eserlere “musannef” adı verilir. Bu yöntem, özellikle bir konuda hadis arayan araştırmacılar için büyük bir imkân sağlamıştır. İkinci yöntem ise hadisleri konulardan bağımsız olarak onları rivayet eden sahabe isimlerine göre sıralamaktır. Bu tür eserlere de “müsned” denir ve buradaki amaç, bir sahabinin rivayet ettiği tüm hadisleri bir arada görmektir. Hadis eserlerinin ortaya çıkışındaki bu sistematiğe “tasnif dönemi” denir. Esasında tasnif, tedvîn ile iç içe gelişen bir sürecin adı olduğu gibi ilk sistematik hadis eserlerinin ortaya çıkışını da ifade etmektedir.
Tasnif dönemi eserleri, kendilerinden önce ya hafızada ya da tedvin edilerek bir araya getirilen hadis malzemesini hem muhafaza etmiş hem de bu rivayetlerin daha sistematik bir yapıda yeni kaynaklara aktarılmasını sağlamıştır. Tasnif döneminin ilk örnekleri hicrî ikinci yüzyılda kaleme alınmıştır. Ma’mer b. Râşid’in el-Câmi’i ve İmâm Mâlik’in el-Muvatta’ı hadislerin konularına göre düzenlenip tasnif edildiği günümüze ulaşan ilk önemli eserlerdir. Hadis tarihinde râvileri merkeze alan ilk düzenli çalışmalar da Tayâlisî ve Humeydî tarafından kaleme alınan Müsned’lerdir. Ahmed b. Hanbel de meşhur Müsned’inde Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın eṣ-Ṣaḥîfetü’ṣ-ṣâdıḳa’sı ve Hemmâm b. Münebbih’in eṣ-Ṣaḥîfetü’ṣ-ṣaḥîḥa’sı gibi daha önceki sahifeleri bir araya getirerek onların kaybolmasını engellemiştir.
Tasnif dönemini önemli kılan bir başka husus Kütüb-i Sitte diye meşhur olan ve en güvenilir hadis kitapları kabul edilen altı kitabın da bu dönemde kaleme alınmasıdır. Hadis ilminin “altın çağı” olarak kabul edilen bu dönemde Kütüb-i Sitte müellifleri, kendilerinden önceki hadis birikimini farklı kriterler belirlemek suretiyle süzgeçten geçirerek eserlerini telif etmişlerdir. Geniş rivayet malzemesi içinde Müslümanların hayatın çeşitli alanlarıyla ilgili ihtiyaç duydukları konularda bir seçki yapmak suretiyle kaleme alınan bu altı kitap, Kütüb-i Sitte diye şöhret bulmuştur. Bu altı kitap, İslam dünyasında güvenilir kaynaklar kabul edilen Buhârî ve Müslim’in Sahîh’leri ile Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin Sünen’leridir. Kütüb-i Sitte müellifleri, ilmî titizliklerini, İslâmî ilimlere dair vukûfiyetlerini, metodolojik hassasiyetlerini eserlerine mahirane yansıtmışlar ve bu eserler, ümmet nazarında Hz. Peygamber’in sünnetinin öğrenildiği temel güvenilir eserler olarak kabul görmüştür.
Kütüb-i Sitte başta olmak üzere tasnif dönemi eserlerinin büyük bir kısmı, kendilerinden önceki ister sözlü ister yazılı hadis birikiminin muhafaza edilip sonraki nesillere ve kaynaklara aktarılmasında kilit rol üstlenmişlerdir. Örneğin, Buhârî’nin el-Câmiu’s-Sahîh’inde İmam Mâlik’in rivayetlerine genişçe yer vermesi, tasnif dönemi eserlerinin yalnızca bağımsız birer derleme olmadığını, aynı zamanda erken döneme ait sözlü ve yazılı kaynaklar için güvenli birer arşiv niteliği taşıdığını da ortaya koymaktadır. Buhârî, Mâlik’in el-Muvatta’ında ortaya koyduğu hadis birikimini kendi kitabı el-Câmiu’s-Sahîh’de naklederek, aslında kendisinden önceki neslin yazılı ve sözlü mirasını hem muhafaza etmiş hem de sonraki kaynaklara geçişini sağlamıştır. Bu sebeple tasnif dönemini eserlerinin, hadis tarihinde aniden ortaya çıkan metinler olmadığını; aksine önceki nesillerin eserlerini ve ilmî mesaisini kendi bünyelerinde muhafaza eden kapsayıcı birer çalışma olduğunu söylemek mümkündür.
Kütüb-i Sitte müelliflerinin ilmî çabaları neticesinde ortaya çıkan ana çalışmalar sonrasında, hadis tarihinde rivayetleri yeniden toplama faaliyeti önemli ölçüde tamamlanmış; bunlardan sonra söz konusu kaynakların şerh edilmesi yani açıklanması ve incelenmesi süreci başlamıştır. Bu sebeple Kütüb-i Sitte’den sonraki dönemin odak noktasının, hadislerin muhafazasından ziyade, onların doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması olduğunu söylemek mümkündür.
Yukarıda ortaya çıkış süreçlerinin genel hatlarıyla verildiği bu aşamalar, bizlere hadis kitaplarının rastgele yazılmadıklarını aksine sahabenin gayretiyle başlayan, tâbiînin ilmî titizliğiyle şekillenen, tebe-i tâbiînin çabalarıyla metodolojik bir çerçeve kazanan, ilk müdevvin ve musanniflerin arayışlarıyla sistemleşen ve Kütüb-i Sitte ile zirveye ulaşan bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Her bir eserde hadisin ana unsurları olan isnad ve metinler farklı başlıklar altında ihtiyaçların gerektirdiği yeni telif türleri içerisinde muhafaza edilerek sonraki nesillere aktarılmıştır. Ezberlerden, sahifelerden derlenen ilk eserlere; Kütüb-i Sitte’den sonrasına uzanan ilmî yolculukta hadis kitaplarının telifi, kitaplar arası nakil niteliği taşıdığı gibi aynı zamanda en güvenilir sözlü ve yazılı aktarım geleneklerinin tecrübesini de sunmaktadır.
Dipnotlar:
1- Hadislerin yazıya geçirilmesi ile ilgili bk. https://www.sonpeygamber.info/guncel-hadis-meseleleri-9
Not: Bu yazı, özellikle hadis, sünnet ve bu alanlarla doğrudan ilişkili diğer meselelerde Müslümanların istifade etmesi amacıyla Meridyen Derneği'nin ev sahipliğinde hayata geçirilen geniş perspektifli bir çalışmanın parçasıdır. Konu edinilen meseleler, alanlarında uzman isimlerin bir araya geldiği bir istişare grubunda tüm yönleriyle ele alındıktan sonra, her başlık müstakil olarak ilgili yazar tarafından telif edilmiştir. Çalışmaya şu isimler katkı sunmaktadır: Prof. Dr. Ahmet Yücel, Prof. Dr. Ayşe Esra Şahyar, Prof. Dr. Fatma Kızıl, Doç. Dr. Rahile Kızılkaya Yılmaz, Doç. Dr. Dilek Tekin ve Dr. Betül Yılmazörnek.