Sonpeygamber.info
İslam
 

Hakk’a İtaat Zulme İsyanın Adı: Asiye

Her insan, yaşadığı hayatla bir hikâye yazar. Kendi hikâyesini. Yaşadıklarıyla bir yandan da kendini sürekli ve yeniden inşa eder. Hayatın sadece birkaç yıla (geçmişimize) mahkûm kalmadan yepyeni açılımlarla nasıl örülebileceğini keşfeder böylece.

Hikâyelerimizin seyrini kim olduğumuz ve neleri, hangi kriterlere göre seçtiğimiz belirler. Bu demektir ki neyi seçiyorsak oyuzdur.

İsimlerimiz ne kadar önemli olabilir ki? Nasıl yaşadığımız değil midir bizi unutulmaktan kurtaran? Siz yeter ki “merak edilesi” bir hayat yaşayın, isminiz asla kaybolmaz, unutulmaz. Tıpkı Asiye validemiz gibi. Kur’ân’da adı geçmez ama tüm müminlere örnek gösterilir bu cennet kadını. (66/11)

**

Kur’ân’ın yaklaşık üçte birini oluşturan kıssalarda sunulan mesajlar bu isimsiz(!) kahramanların somut örneklerini bolca sunar bize. Tüm yönlerimizle kendimizi bulduğumuz bu ayna hayatlarla öğreniriz kalıcı olmak, iz bırakmak için nasıl bir hayat sürmek gerektiğini. Bir kadın olarak mesela Havva olur Âdem (as)’i tamamlarız. İnsanlığın doğuşuna ortak oluruz. Şeytanın tuzağına birlikte dalar, yine büyük kurtuluş adımını birlikte atarız. Havva olmasaydı adem (yokluk) olacak bir Âdem (as) görürüz sanki. Birbirine dayanarak hayatı yaşamanın sorumluluğunu buluruz karşımızda. Bir isme can yoldaşı oluruz.

Bazen bizzat isim olur, Meryem (as) oluruz; adanmışlığın bedelinin ne kadar ağır olduğunu yüreğimizde hisseder, iffet ve metanetin bir kadına ne kadar yakıştığını öğreniriz.

Asiye (as) oluruz mesela… Bir kadını sevgi, merhamet, cesaret, feragat ve sabrın nasıl kuşatabildiğine şahit oluruz. İsmimiz firavunun karısı olarak şerrin doruğuna izafe edilse de “cennet hatunu” nasıl olunabilir sorusunun cevabı oluruz. (“Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice b. Hüveylid, Muhammed’in kızı Fatıma, Meryem b. İmran ve firavunun zevcesi Asiye b. Müzahimdir” İ.Hanbel, Müsned, 1/36)

“Tertemiz eşler”, “ezvac-ı tahirat” oluruz, ümmete “ümm”, yani anne, yani imam, yani önder olabilmenin sorumluluğunu taşırız omuzlarımızda. Artık biz başka kadınlar gibi olmadığımızın bilincindeyizdir. (Ahzab 33/32)

**

Asiye (as)’nin hikâyesi bir rüyayla başlar bir duayla biter Kur’ân’a göre. Hikâyelerin birçoğunun ama özellikle, Musa (as)’nın, Asiye (as)’nin, firavunun hikâyelerinin kesiştiği bir kavşakta, Mısır’da yaşanır her şey. Bir rüya görür firavun, kendisi için kâbus, İsrailoğulları için muştu sayılabilecek bir rüya… Varlığı ve saltanatını tehdit eden o rüyada, İsrailoğulları arasından gelecek bir çocukla uyarılmıştı firavun. Tarih boyunca iktidarı korumak, en güçlü olmak sevdasıyla işlenmemiş miydi bütün zulümler; bu defa da öyle oldu; katliama başladı firavun. Gölgesinden korkan bütün “cüce”ler gibi… Acımasızca ve vahşice… Hayata merhaba deme fırsatını dahi bulamadan kıyılıyordu körpe fidanlara.

Hz. Musa (as)’nın sandığa konulup Nil Nehri’ne bırakılması işte böyle bir demde oldu. Bir sandığın içinde bir bilinmeze doğru yolculuğa çıktı suyun çocuğu. Arkasında gözyaşlarını ve bastırılmış çığlıkları bırakarak. Evlat endişesinin pârelediği bir kadının eliyle bırakıldığı sudan yine evlat hasretinin kor düşürdüğü bir başka yüreği serinletmek üzere çıkarıldı kıyıya.

Kimsesiz, ilgi ve şefkate muhtaç olan bebeğe sahip çıkmanın, kol kanat gerip firavuna karşı kalkan olarak Musa (as)’yı kucaklamanın adı Asiye (as) oluyordu. Şimdi düşünme vakti: Onun sevgisi ve merhameti sadece bir bebeği mi kurtarmıştı? Bir kadının merhametiyle dünya dönüşebilir miydi?

Asiye (as)’nin sahnede görülmesiyle tevekkül ile başlayan yolculuğu taaccüb ve merhametle bitmiş oldu bebek Musa (as)’nın. Asiye (as) sevgiydi, şefkatti, merhametti; Allah’ın korumayı murat ettiği Musa (as) için bir limandı. Kadınların tasallutundan zindana göndererek Yusuf (as)’u koruyan Allah (Yusuf 12/34–35), Asiye (as) vasıtasıyla firavunun hışmından kurtarıyordu bebek Musa (as)’yı: “Ve elkaytü aleyke mehabbeten minni: Sana, sevilesin diye tarafımdan bir sevgi bıraktım.” (Ta-Ha 20/39)

(Yüce Allah’ın himayesi nice göründü sana ey kâri’?)   

Kimsesiz, ilgi ve şefkate muhtaç olan bebeğe sahip çıkmanın, kol kanat gerip firavuna karşı kalkan olarak Musa (as)’yı kucaklamanın adı Asiye (as) oluyordu. Şimdi düşünme vakti: Onun sevgisi ve merhameti sadece bir bebeği mi kurtarmıştı? Bir kadının merhametiyle dünya dönüşebilir miydi? Hz. Asiye (as) olmasaydı bu sorunun cevabını bulmak biraz daha zor olmayacak mıydı?

Daha sonra bebek katili firavunu Musa (as)’yı öldürmemeye ikna edişiyle sarsar bizi Asiye (as). Bu ikinci sahnede yılanı deliğinden çıkaran sihri kullanarak despotlarla konuşma siyasetini öğretir. Muhatabında henüz tamamen yok olmamış olduğu anlaşılan o hassas noktaya dokunur: “Bana da sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.” (Kasas 28/9) İşe yarar nitekim. Kaderin kendisine hazırladığı sürprizlerden habersiz, firavun razı olur, Musa (as) sarayda kalır, ama Asiye (as)’nin hatırına. Başka çocuklar için kara mahkeme olan saray, Musa (as)’ya ev olur.

“Anne” olabilmenin bir başka boyutunu görürüz ilerleyen süreçte. Biyolojik anneliğin gerçek “anne” olabilmek için tek ve yeter neden olmadığını fark ederiz.  Bir kadın olarak “zorba” bir kocaya rağmen merhamet kuşağını çıkarmamanın nice Musalar yetiştirmeye vesile olabileceğini anlar, ümit bağının güllerini devşirmeye devam ederiz. Her durum ve şartta merhamet…

**

Yıllar geçer… Zamanın koynunda Musa (as), Kelimullah olmuştur. Ya Asiye (as)? O yine Musa (as)’nın yanında. Bir farkla ki bedenen değil de ruhen bu defa. İman ettiği Musa peygambere dualarıyla destek olarak sadece. Küfrün ve zulmün en ağır kokusuyla boğulduğu sarayda bir başka âlemden en latif rayihaları alabiliyordu gizli mü’min Asiye (as). Hz. Asiye (as)’nin hayatının bu üçüncü sahnesi her şeye rağmen imanı beslemeyi öğretir bize. Gizli de olsa ibadetle duayla desteklenmeli iman. Bahanelerin ardına sığınma kolaylığından kaçmalı. Yine, yeniden öğreniyoruz ki dini yaşayamamanın bahanesi olur, sebebi değil.

**

Dedik ya seçimlerimiz kim olduğumuzu belirler diye… Ortada bir zulüm varsa ne yapmak gerekir peki? İnsan ya zulme sebep olur, ya ortak… Ya seyirci kalır ya da karşı çıkar. Mazlum da değilseniz nerede olmayı seçersiniz? İşte, Hz. Asiye (ra) de firavunun İslam’a ve Müslümanlara zulmüne seyirci kalmanın zamanla insanı dönüştürüp duyarsızlaştırabileceğini fark ederek safını belirlemişti. Bardak doluyordu, taşmak için son damlayı bekliyordu.

**

Firavunun kızlarının dadısı, mü’min olduğu aşikâr olduktan sonra işkenceyle öldürülmüş, kadın şehitler kervanına birisi daha eklenmişti. Sarayın penceresi, olan bitene şahit bir çift gözle yan yana bu zulme tanık olmuştu. Ama Asiye’nin gözleri bir şey daha gördü; muhtemeldir ki ondan başka kimsenin göremediği bir şey: meleklerin gökten inerek türlü ikramlarla bu şehit kadıncağızın ruhunu göklere çıkarmıştı. İnancı daha da perçinlendi Hz. Asiye (as)’nin. Zulme şahit olana yakışanı yapmaya karar verdi; zulme karşı çıkacaktı. Firavunsa bu defa yumuşamadı. İmanını yüzüne haykıran bu kadın, kendi hanımı da olsa, uzun yılları beraber de devirmiş olsalar, rububiyyet iddiasını en yakınına dahi kabul ettirememiş olmanın ezikliğini kendine yediremezdi.

Bazen en yakınlarımızın, desteğine en çok ihtiyaç duyduklarımızın yanımızda değil de karşımızda olduğunu fark ederiz hüzünle. Oysa bizi en çok onların anlamalarını, kabul etmelerini isteriz. Biraz ağır imtihandır, Allah’tan başkasına iltica ve itibar etmemek gerektiğini öğrenirken çok duvara toslar insan.

Asiye (as)’nin imanını firavunun yüzüne haykırışı, izlediği idam sahnesinden kaynaklanan bir duygu patlaması değildi kuşkusuz. Olan bitenler sadece süreci kolaylaştırmıştı diyelim. Hafiflemiş miydi Asiye (as)’nin yüreği bu itirafla? Belki. Ama dönüşü olmayan bir yola girdiğinin farkında, dimdik karşısındaydı firavunun. Firavunsa olan biteni bir cinnetten ibaret gibi görmeye meyyal, Asiye (as)’yi annesinin ikna etmesini bekledi. O da başaramazsa yapılacak bir şey yoktu, kaçınılmaz son malumdu.

Âh merhamet! Marazi olduğunda hedefi ıskalayan ok gibi değil midir? Anne merhametinin marazi boyutuyla karşılaşırız bu sahnede. Kızının başına gelebileceklerden korktuğu için “vazgeç” der kızına Asiye (as)’nin annesi, “vazgeç ki hayat bulasın.” Oysa kızı asıl hayat damarından beslenmektedir nice zamandan beri. Bilemez kadın, nereden bilsin imanın tadını?

Bazen en yakınlarımızın, desteğine en çok ihtiyaç duyduklarımızın yanımızda değil de karşımızda olduğunu fark ederiz hüzünle. Oysa bizi en çok onların anlamalarını, kabul etmelerini isteriz. Biraz ağır imtihandır, Allah’tan başkasına iltica ve itibar etmemek gerektiğini öğrenirken çok duvara toslar insan. Sonunda Allah’a itaatle mahlûka itaatin rakip olduğu yerde mümin için seçenek olmadığını anlar.

**

Asiye (as) kararlı, “kazık sahibi” firavun (Fecr 89/10) kararlı; Asiye (as) cesur, firavun acımasız… Asiye (as) adanmış, firavun aldanmış. Asiye (as) inandığına sadık, vefalı; firavun bir kadından ve imanından korkulu. Asiye (as) direnişte, firavun işkencede. Asiye  (as) duada, firavun korkuda.

Allah, inananlara Firavun'un karısını misal gösterir: O vakit o demişti ki: “Ya Rab! Katında benim için Cennet’te bir ev yap! (Bu suretle) beni Firavun'dan ve onun işlediklerinden kurtar.”(Tahrim, 66/11)
 

Kazıklara bağlanarak işkence edilen Asiye (as), bedenlere hâkim olunabileceğini ama ruhlara asla erişilemeyeceğini öğretir son olarak. Firavunun (ve onun gibi düşünenlerin) kafası karışık: Bir kadını mutlu edebilecek en cazip imkânlara sahipken –prestijli bir hayat, toplumsal statü, imajı yüksek bir koca, zenginlik, iktidar- derdi neydi bu kadının?

 

Yorumlar

 
Aslıhan Elgin
Aslıhan Elgin27.06.2013

elleriniz dert görmesin,rabbim bizi ia rahmetiyle cennette onlara komşu eylesin.lütfen diğer cennet hanımlarını da yazın...

27.06.2013

 

elmas gönen
elmas gönen12.04.2013

hocam çok güzel anlatmışsıniz yenilerini bekliyoruz [hz aişe hzhatice hz meryem]

12.04.2013

 

Mukaddes Güney
Mukaddes Güney04.04.2013

Etkileyici bir yazı olmuş hocam. Belli ki yüreğinle yazmışsın. Yüreğine ve kalemine sağlık..

04.04.2013

 

Cyber-Islam™
Cyber-Islam™03.04.2013

Allah razı olsun Güzel Bir yazı inşaAllah

03.04.2013

 

emine kutlu
emine kutlu03.04.2013

yüreğinize kaleminize sağlık hocam allah razolsun ı cenabı hak şefaatlerine nail eylesin etkileyici ve akıcı bir yazı rabbim oiman lezzetini hepimize taddırsın inş

03.04.2013

 

nevin meriç
nevin meriç01.04.2013

selam evet meralciğim daha sık yazmalısın. çok rahat ve akıcı bir dilin var. Allah kalemine güç sana sağlık versin ki biz bu güzel yazıları okumaya devam edelim. selam ve dua ile...

01.04.2013

 

HÜSEYİN KOÇ
HÜSEYİN KOÇ30.03.2013

RABBİM ;
BİZLERE ÜMMETE OLARAK HZ.ASİYE ANNEMİZ GİBİ KAFİRLERE KARŞI
BİRER ASİ OLMAYI YANİ BAŞKALDIRMAYI ,ONLARA DİRENMEYİ,ONLARA HAKKI HAYKIRMAYI,ONLARA BOYUN EĞMEMEYİ VE BU YOLDA ŞEHADETİ NASİP EYLESİN ....

30.03.2013

 

Rasim Yılmaz
Rasim Yılmaz30.03.2013

Allah razı olsun hocam, çağlar öncesine yolculuk yaptım.

30.03.2013

 

Ebru Ulug
Ebru Ulug29.03.2013

Hocam, hiç yazmaya kiyamadiginiz bir defteriniz ya da kullanmaya doyamadiginiz bir eşyanız oldu mu? Yazınızı hem bitmesin daha da sürsün diyerek, hem merakla bir sonraki satıra geçerek, azıcık ta demlenip tekrar okuma arzusuyla okudum. Allah sizden, sizin gibileri yetiştirenlerden razı olsun

29.03.2013

 

Aysun Özkan
Aysun Özkan29.03.2013

Meral Hanim kaleminize, yüreğinize sağlık. Çok etkileyici, ilmi ve edebi değeri yüksek bir yazı. Allah razı olsun.

29.03.2013