Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

Her İnsan Çağın Dayatmalarıyla Karşı Karşıyadır

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı ile pandemi günlerinde Müslümanların hissiyatını, Diyanet’in dini ve sosyal faaliyetlerini, kadının dini hayat içindeki yerini ve aile kurumuna dair tartışmaları konuştuk.

Ülkemizde de toplum olarak belki camilerimizde bir araya gelme imkânını kaybettik ama ailece evlerimizde, ekranlarımızın başında ve bilhassa sosyal medya mecralarında manevi duygularımızın ve dine dair arayışlarımızın ciddi anlamda arttığını görüyoruz.

Pandemi nedeniyle yaşadığımız olağanüstü günler sosyal hayatımızı olduğu kadar dini yaşamımızı da etkiledi. Kâbe’nin ziyarete kapalı oluşu, Cuma namazı ve teravih gibi ibadetlerden uzak kalmak Müslümanların hissiyatını nasıl etkiliyor?

Bu sürecin manevi anlamda birtakım sınırlandırmalara ve toplum olarak alışık olduğumuz bazı ortak ibadetleri yerine getirmede zorlanmalara sebep olduğunu biliyoruz. Cuma namazları yaklaşık 7 ila 10 milyon kişinin her hafta camilere geldiği çok kıymetli buluşma anları. Camiler, bilhassa belli bir yaşın üstündekilerin mahallede bir araya geldiği, buluştuğu, aynı safta Cenab-ı Hakk karşısında birlikte ibadetin tadını yaşadığı ve sosyalleştiği alanlar. Dolayısıyla camilerde cemaatle ibadete ara verilmesinin toplumumuza zor geldiği günler yaşıyoruz. Fakat diğer taraftan şunu biliyoruz; İslam tarihinde de böyle örnekler var. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da toplumu tehlikeye atacak durumlarda toplu ibadetlere benzer kısıtlamalar getirilmiş. Burada önemli olan insanın varlığı ve sağlığı. Ancak sağlıklı bir beden ile insan hakkıyla kulluk edebilir. Diğer yandan, maneviyatın güçlendiğini ve toplumumuzun duaya, Kur’an’a, tesbihata daha fazla yöneldiğini Diyanet İşleri Başkanlığı olarak çok yakından müşahede ediyoruz.

İnsanlar neden böyle zamanlarda Allah’a daha fazla yöneliyor?

Bu insan tabiatıyla alakalı bir durum. Allah Teâlâ, Kur’an’da insanı anlatırken başı dara düştüğü zaman Rabbine nasıl yalvarmaya başladığını, rahata erdiğinde ise nasıl kibirlenip Rabbini unuttuğunu haber verir bize. Şimdi de onu görüyoruz. Sadece Müslümanlar değil, tüm dünya insanları olarak Allah’a sayısız dilde yakarışın yaşandığı bir zamandayız. Ülkemizde de toplum olarak belki camilerimizde bir araya gelme imkânını kaybettik ama ailece evlerimizde, ekranlarımızın başında ve bilhassa sosyal medya mecralarında manevi duygularımızın ve dine dair arayışlarımızın ciddi anlamda arttığını görüyoruz. Sözgelimi Türkiye Diyanet Vakfı’nın kitap satışlarında memnun edici bir artış var. Aynı şekilde Diyanet TV’nin izlenme oranları yaklaşık sekiz kat arttı. Cenab-ı Hakk’ın Müslümanları silkelediği, belki uyardığı, belki uyandırdığı bir sürece dönüşmüş durumda yaşananlar. Onun için diyoruz ki: Hak şerleri hayreyler / Zannetme ki gayreyler / Arif ânı seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın karantina sürecinin başından beri asli vazifelerinin dışında da faaliyetleri oldu. Neler yaptı/yapıyor bu süreçte Diyanet mensupları?

Bir din görevlisi hayatın her anında ve her alanında topluma manevi destek sunmakla, dini anlamda rehberlik etmekle mükelleftir. Kadınıyla erkeğiyle, vaiziyle Kur’an kursu öğreticisiyle tüm mensuplarımızın kanunla belirlenmiş görev tanımlarında sadece görevli olduğu yerde namaz kıldırmak ya da ders anlatıp çıkmak yoktur. Çok daha kapsamlı vazifeleri vardır. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son yıllarda toplumda manevi destek çalışmalarını daha fazla üstlendiği bir döneme denk düşen pandemi süreci bu çalışmalara inanılmaz derecede ivme kazandırdı. İmamlarımız vefa sosyal destek gruplarında, valiliklerin emrinde görev yapıyorlar. Mahallenin hasta, muhtaç ve yaşlı sakinlerinin her türlü ihtiyacını karşılayacak şekilde; evden çıkma kısıtlaması olanların maaşlarını çekip kendilerine teslim etmekten tutun da bahar geldiği için ağaçlarını budamaya, bahçelerini sulamaya hatta hayvanlarını otlatmaya kadar, büyüklerimizin tüm yiyecek, içecek, temizlik ihtiyaçlarından tıbbi bakımlarını karşılamaya kadar çok kapsamlı şekilde hizmet ediyorlar.

Kadın bir Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olmak çok kıymetli bir temsil, sorumluluğu büyük ama değeri de o kadar yüce olan bir temsil. Kadının din eğitiminin, kadının ahlak ve değer eğitiminin, kadının maneviyat yolundaki ilerleyişinin desteklenmediği toplumlarda ne kadını ne çocuğu ne erkeği ne de aileyi ayakta tutmak mümkün.

Ne büyüklükte bir kadrodan bahsediyoruz?

Şu anda sahada aktif şekilde görev yapan din görevlisi sayımız 62,700. Bu süreçte sadece 112 Acil Servis telefonlarına bakan 1000’in üzerinde görevlimiz var. Bu genç din görevlisi gücü, cami ve Kur’an kursuyla kısıtlı kalmayıp toplumun her sıkıntısına destek olmakla mükellef. Diğer taraftan, Kur’an kurslarımız her yıl yaklaşık 1 milyon kadının eğitim gördüğü, sadece dini eğitim görmekle kalmayıp aynı zamanda sosyalleşme ve entelektüel seviyelerini yükseltme fırsatı buldukları, mutlu oldukları alanlar. Bu kadın kursiyerlerimiz hocalarıyla interaktif bir şekilde uzaktan eğitim programlarına devam ederek eğitimlerini sürdürüyor. Kadın ve erkek vaizlerimiz online vaazlarda cemaatleriyle düzenli bir şekilde buluşmaya devam ediyorlar. Bu son derece önemli, çünkü böyle bir dönemde aileler evdeler, insanların hayatı bir anda, umulmadık biçimde kesintiye uğradı. Aktif, telaşlı, koşturmacası bol bir hayat bir anda durağanlaşınca ve dışarda kendilerine ait meşgaleleri olan aile bireylerinin hepsi bir anda evde baş başa kalınca, doğal olarak her birinin ayrı ayrı desteğe, sosyal aktivitelerini evin içinde de olsa yürütmeye ihtiyaçları oldu. Kadınlarımızın bu ihtiyacını karşılamak adına, Kur’an kursu eğitmenlerimizin kurduğu gruplar, uzaktan eğitim fırsatı tanıyan çeşitli teknolojik vasıtaların kullanılmasıyla düzenli şekilde devam ediyor. Aynı şekilde 4-6 yaş grubu çocuklarımızın da öğretmenleriyle faaliyetlerine uzaktan eğitimle devam ettiği ve Diyanet TV ekranlarına kurs aktivitelerimizin taşındığı bir süreç yaşıyoruz. Bu bir bakıma din görevlilerinin kendilerini geliştirmeleri, toplumla ilişkilerini yeniden keşfetmeleri ve halkımızın da din görevlisiyle kaynaşıp onu yeniden tanıması, ona yeni bir misyon biçmesi gibi olumlu sonuçları beraberinde getirdi.

Göreve başladığınızda, ilk kez bir kadının bu görevde bulunmasından dolayı, camilerde kadınlara ayrılan yer, bazı erkeklerin camide kadına olumsuz bakışı, abdest alma yerlerinin fiziki yetersizliği gibi sorunların çözümüne dair bir beklenti oluştu. Bu beklentiye yönelik çalışmalarınız oldu mu?

Kadının helal-haram çizgisine riayet etmek şartıyla sosyal hayatta var oluşuyla ibadet hayatında var oluşu arasında bir fark yok. Fakat belki de kültürel geçmişimizin sonucu olarak ibadet hayatından çocuklarıyla birlikte uzaklaştırılan kadınlar, sosyal hayatta daha rahat yer bulabildikleri halde sizin de belirttiğiniz gibi camilerde, mescitlerde zorlanıyordu. Bir toplumun genel alışkanlıkları, kültürün etkileri, doğrusuyla yanlışıyla çok çabuk değiştirilebilecek şeyler değil. Hem doğruların öğrenilmesi hem de yanlışların terk edilmesi zaman gerektiriyor. Bu açıdan bakınca, bugün bilhassa çocukların camiye alışmasında son derece etkin olan annenin camide bulunmasını, diğer taraftan kadının manevi ve ilmi olarak kendisini besleyeceği bir ortamda bulunma hakkını çok daha rahat sağlayabildiğimizi söyleyebilirim. Bu konuda ciddi bir bilinçlenme var. Ama sorunlar olacaktır elbette, sorun olduğunda doğru müdahalelerle ve çok daha önemlisi öncesinde bilinçlendirmelerle cami cemaatini ve toplumumuzu bu konuda aydınlatıyoruz.

Bu faaliyetlerden bahsedebilir misiniz biraz, mevcut aksaklıları gidermek adına neler yapılıyor?

İmamlarımız kendi cemaatlerini mesela bayram namazında “yarın bayram namazı kılacağız, kadınları ve çocukları da bekliyoruz” diyerek bilgilendiriyor, hutbe ve vaazlarda “yaşayan ve toplumun her kesimini kucaklayan cami” teması işleniyor, cuma geceleri “ailece camideyiz” buluşmaları yapılıyor. Kur’an kurslarımız her yıl kursiyer kadınlarımızı ve 4-6 yaş yavrularımızı camiye götürme, onlara cami adabını öğretme, anne-çocuk birlikte camilerde programlar ve kutlamalar düzenleme şeklinde faaliyetler yapıyor. Bunların Asr-ı Saadet modelinde olduğu gibi hayatın merkezinde bir cami dokusu sağlamak adına zihniyet dönüşümünde olumlu tesirleri oluyor. Kadın bir Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olmak çok kıymetli bir temsil, sorumluluğu büyük ama değeri de o kadar yüce olan bir temsil. Kadının din eğitiminin, kadının ahlak ve değer eğitiminin, kadının maneviyat yolundaki ilerleyişinin desteklenmediği toplumlarda ne kadını ne çocuğu ne erkeği ne de aileyi ayakta tutmak mümkün. Bu yüzden, kadınları doğru dini bilgiyle donatmak, hurafeden ve bidatten korumak bizim için son derece önemli. Kadına, aileye ve çocuğa yönelik çalışmalarımızın büyük bir hızla arttığını söyleyebilirim. Gerçekten de son yıllarda Başkanlık faaliyetlerimiz arasında en çok gelişen alanlar gençlik, aile ve kadın çalışmaları oldu. Gerek kitap, dergi, televizyon ve radyo programları gibi dini yayınlarda, gerekse din hizmetleri alanında, yani cami ve irşat hizmetleri, hac ve umre hizmetleri, aile ve dini rehberlik faaliyetleri açısından baktığımızda güzel gelişmeler olduğunu söyleyebilirim.

Çözüm üretmek yerine, “ailelerimiz perişan durumdalar, aile kurumu darmadağın oldu, aile elden gidiyor” tarzı felaket tellallığı yapmayı doğru bulmuyorum. Aksine, bugünün şartlarında, bu çağın gerçekliğinde aile kurumunun hangi risk alanlarıyla karşı karşıya olduğunu çok iyi tespit edip dinî ve kültürel kaynaklarımızın desteğini alarak risk alanlarıyla mücadele etmeliyiz.

Toplumun farklı kesimlerinden aile kurumunun dağıldığına, parçalandığına dair şikâyetler yükseliyor zaman zaman. Fakat bir düşünce birliği yok ortada, herkes başka bir yönden yaklaşıyor meseleye. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, aile kurumu gerçekten zayıflıyor mu?

Ülkemiz açısından baktığımda, önceleri var olmayan pek çok yeni tehdidin aileyi, aile bütünlüğünü ve aile içindeki bireyleri ayrı ayrı zorladığını, risk alanları oluşturduğunu görüyorum. Daha önceden, sözgelimi teknoloji veya madde bağımlılığı gibi, boşanmalar gibi, şiddet vakaları gibi, istismar olayları gibi sorunların aile kurumunu tehdit etmede daha sınırlı kaldığını, çünkü toplumun aileyi daha güçlü biçimde koruduğunu biliyoruz. Şimdi aile bir parça daha korunmasız kaldı. Bunda kesinlikle içinde yaşadığımız çağın gerçekliğinin payı var. Şunu kesinlikle söylemeliyim ki bu erkeğin suçu, kadının günahı, anne-babanın sorumsuzluğu, çocukların umarsızlığı gibi farklı nedenlerle yalnızca belli bir kesime yüklenilecek bir değişim değil. Yaşadığımız çağın gerçekliği mimariyi, sanatı, edebiyatı nasıl etkiliyorsa, sosyal dokuyu da öyle etkiliyor. Bu etkilenimde aile de kendine düşen payı maalesef alıyor. Diğer taraftan, her ne kadar tehditler arttıysa da aynı derecede bilinçlenme faaliyetleri de artarak sürüyor. Toplumumuzu ailenin vazgeçilmez değeri ve önemi konusunda bilinçlendirmeye dönük çalışılmaların gerek devlet kurumları gerekse STK’lar tarafından yoğun bir şekilde sürdürüldüğünü yakından müşahede ediyoruz. Ülkemizde aile sorunlarında yükseliş elbette var, çünkü bütün dünyada var. Dünyayı kuşatan modern zihniyetin ve yaşam tarzının bireyi koruyup kollayan, destekleyip eğiten, kucaklayıp güçlendiren bir aile mefhumunu kökünden kabul etmemesi, aileye ve aile değerlerine bir çeşit savaş açması bu sorunları üretiyor. Fakat çözüm üretmek yerine, “ailelerimiz perişan durumdalar, aile kurumu darmadağın oldu, aile elden gidiyor” tarzı felaket tellallığı yapmayı doğru bulmuyorum. Aksine, bugünün şartlarında, bu çağın gerçekliğinde aile kurumunun hangi risk alanlarıyla karşı karşıya olduğunu çok iyi tespit edip dinî ve kültürel kaynaklarımızın desteğini alarak risk alanlarıyla mücadele etmeliyiz.

Şimdiye kadar bahsettiğiniz hizmetlere ek olarak aile yapısını güçlendirmeye yönelik özel çalışmalarınız da var öyleyse?

Elbette. Bu hususta öncelikle 81 ilimizde ve 332 ilçemizde toplam 413 noktada Aile ve Dinî Rehberlik Bürolarımız ile ülke genelinde aileye özel manevi destek ve dinî danışmanlık hizmeti vermekteyiz. Bu bürolarda görev yapan kadın ve erkek personelimiz kendilerine ulaşan vatandaşlarımıza dinî danışmanlık yaptıkları gibi, aynı zamanda halka açık eğitim seminerleri, paneller, konferanslar ve proje bazlı faaliyetler yürütmekte. Söz gelimi Kur’an kurslarımızda aileyi korumaya ve güçlendirmeye yönelik aile eğitimlerini düzenli olarak veriyoruz. 2019 yılında 41.875 Kur’an kursu öğreticimize hizmet içi eğitim verdikten sonra bu öğreticilerimizin vasıtasıyla 581 bin kadına aile bilinci eğitimi verdik. Farkında olmadan, “Ben böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim, nasıl bu hâle düştüm, çocuğum nasıl bu noktaya geldi” deyip de süreci hiç fark etmeden sorun yaşamış bir aileyle karşılaştığımızda canımız yanıyor. Onun için aile kurumunun önemi, vazgeçilmezliği, insanın aileye olan doğal ihtiyacı ve aileyi ayakta tutan değerler konusunda farkındalık çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Madalyonun diğer yüzünde ise ailenin başa çıkmak zorunda olduğu tehlikeler var. Bağımlılıklar, değer aşınmaları, ailede adalet ve merhamet yoksunluğu, şiddet ve istismar, hak ve sorumluluk dengesinin bozulması, boşanmalar gibi aileyi yıpratan ve dağıtan konularda bilinçlendirme çalışmaları yürütüyoruz. Bütün çalışmalarımız Kur’an ve sünnet gibi iki sağlam kaynaktan besleniyor ve daima hukuka, güzel ahlâka, inanç ve erdeme yaslanıyor. Sahada gece gündüz verilen emekleri gördüğüm için aile konusunda karamsar değilim. Elbette küresel çapta birtakım dayatmalar olacaktır. Ancak her insan kendi çağının dayatmalarıyla karşı karşıyadır ve onlarla mücadele etmekle mükelleftir. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da aileyi tehdit eden korkunç alışkanlıklar vardı. O çağın dayatmaları onlardı ama onlarla mücadele eden müminler Peygamberimizin örnekliğinde bir Asr-ı Saadet toplumu oluşturdu. Aynı şekilde bizim de bu çağın dayatmalarıyla mücadeleyi sürdürmemiz, hayata tamamen maddiyatçı, menfaatçi, egoist, hedonist bakan modern çağ insanının aileyi kaybetme tehlikesine karşı bilhassa gençlerimizi çocuklarımızı eğitmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki Peygamberimizin muhteşem örnekliği bugün de bizimle yaşıyor.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz hocam. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yaşamakta olduğumuz pandemi sürecinde ailelerimizle bir bakıma mecburi birliktelikler yaşamanın, ortak vakit geçirmenin; evin değeri, yuvanın kıymeti, annenin fedakârlığı, babanın sorumluluğu, çocuğun eğitimi kısacası ailenin vazgeçilmezliği konusunda bize ders vermekte olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyor; bu vesileyle size ve okuyucularımıza sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.