Dosyalar
Ramazan ve Bayram
 

Ramazan ve İsraf

Manevi güzelliklerle dolu olan Ramazan ayı, müminler için bir rahmet ve mağfiret mevsimidir. Bu kıymetli zaman dilimini ibadet ve iyiliklerle değerlendiren mümin ebedî mutluluğun kapısını açar. Sevgili peygamberimiz, “Ramazan ayı gelince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhârî, Savm, 5) buyurarak bu ayın önemine dikkat çekmiştir. Zira bu ayda iyi işler yapıp kötülüklerden sakınan mümine cennetin kapıları açılmakta, cehennem kapıları kapanmaktadır. Bir başka hadiste ise Allah Resûlü “Niyet ederek ve ecrini Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları affolunur” (Buhârî, Savm, 6) müjdesini vermektedir.

Ramazan ayında yapılan ibadet ve taatler, müminleri manevi kirlerden arındırır, felah bulmasına vesile olur. Bu sebeple cehennemden kurtuluşa vesile olan oruçlar sayesinde nefis terbiye olmakta ve arzular kontrol altına alınmaktadır. Nitekim Hz. peygamberin “Oruç kalkandır” (Buhârî, Savm, 2) ifadesiyle Allah Teâlâ’nın yasaklarından korunmanın bir siperi olduğunu vurgulamıştır.  Bu sebeple mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan’da israftan kaçınmak da orucun fazileti açısından önemlidir. Zira Kur’an-ı Kerim’de “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez” (Araf, 7/31) ayetiyle Yüce Allah, israfın haram olduğunu açıkça dile getirmiştir.

İslâm, kişiyi servet edinmede nasıl birtakım kurallara bağlı kılmışsa, elde edilen servetin tüketimi ya da tasarrufunda da meşru ölçüler doğrultusunda hareket edilmesini öngörmüştür.  Nitekim Kur'an-ı Kerim'de; “Allah'a ve Resûlüne iman edin. Sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için ) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır” (Hadid, 57/7) ayeti ile servetin ölçüsüzce değil meşru şekilde harcanması emredilmektedir.

Maalesef bugün bir yanda açlığın, yoksulluğun ve sefaletin pençesinde kıvranan; ekmek, su gibi en temel gıda maddelerinden mahrum milyonlarca insan hayatta kalma mücadelesi verirken, diğer yandan çılgınca bir tüketim ve israfın varlığı acı bir gerçektir. 

Bu bakımdan İslâm’da servetin harcanması teşvik edilmiş, ancak hem israfa varan harcamalar hem de cimrilik anlamına gelen harcamalar kınanmış; yüce Allah'ın her şeyi bir ölçü ve denge ile yarattığı (Kamer, 54/49) hatırlatılarak insanlardan her alanda olduğu gibi, harcamalarında da ölçülü ve dengeli olmaları istenmiştir. İsrâ suresinde de aynı ilke şöyle vurgulanmaktadır: “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsrâ, 17/29). Hz. Peygamber de cimriliğin yasak ve dinde hoş karşılanmayan bir haslet olduğunu, “İki haslet vardır ki bir müminde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlak .” (Tirmizi, Birr, 41)  hadisiyle ifade etmiştir. Nasıl ki bol nimetler içindeyken gerisi var diye düşünüp israfta bulunmak sünnete aykırı bir davranış ise cimriliğin de kötü ahlaki davranışlardan olduğu vurgulanmıştır.

İslâm inancına göre mülkün, yani bütün varlık ve imkânların asıl sahibi Allah’tır. Nur suresinde (24/33) insanın elinde bulundurduğu servet için “Allah’ın malı” ifadesi kullanılmıştır. İnsan kendisine emanet olarak verilmiş bulunan her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde elde etme ve kullanma sorumluluğunu da taşımaktadır. Maalesef bugün bir yanda açlığın, yoksulluğun ve sefaletin pençesinde kıvranan; ekmek, su gibi en temel gıda maddelerinden mahrum milyonlarca insan hayatta kalma mücadelesi verirken, öbür yanda çılgınca bir tüketim ve israfın varlığı acı bir gerçektir. Bu noktada her bir fert üzerine düşen içtimai sorumluluğu tefekkür etmek zorundadır. Yüce Allah, Kur’an’da “O gün size verilen bütün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” (Tekasür, 102/8) ayeti ile Müslümanları ilahi ikazla uyarmaktadır. Sevgili Peygamberimiz de konunun uhrevi boyutuna vurgu yaparak “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz. Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmîzî, Sıfatü'l-Kıyame, 1) hadisiyle, insanın yeryüzü serüveninde dikkat etmesi gereken öncelikli değerlere işaret etmektedir.

Diğer taraftan Allah yolunda infak ve harcama emredilirken tüketim sınırının savurganlık ve gösterişe varacak şekilde ihlal edilmesi yasaklanmaktadır: “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir” (İsra, 17/26-27). Dolayısıyla Ramazan’da iftar sofralarının gösterişe ve şölene dönüştürülmeden hazırlanması, Yüce Allah’ın ihsan ettiği sayısız nimetlerin kadrini bilerek açlığın ne demek olduğunu hatırlayarak yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine sofralarımızı açıp sosyal dayanışmaya katkı sağlamalıyız. Küçülen dünyamızda açlara yardıma koşmak her olgun ve imkânı olan müminin temel görevlerinden biridir, iman olgunluğunun alametidir. Bu itibarla Hz. Peygamber’in buyurduğu “Bir mahallede bir kişi aç kalırsa o mahalle halkı Allah’ın korumasından çıkar” anlamındaki hadis, hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır. İşte Ramazan, yardımlaşmanın, dayanışmanın, yaraları sarmanın, ihtiyaç içerisinde olanların dertleri ile dertlenmenin zirveye çıktığı bir aydır.

Günümüz iftar sofralarına bakıldığında, yapılan yiyecek ve içecek israflarının haddi hesabının olmadığını görmek hiç de zor olmasa gerektir. Bu sebeple bizlere düşen de Ramazan ayındaki iftar sofralarını israf sofralarına dönüştürmemektir.

Bu mübarek ay ile birlikte artan birlik ve beraberlik geleneği, hem yakınlaşmayı sağlıyor hem de yardımlaşma ve cömertlik duygularını canlandırıyor. Ancak kimileri bu davet işini israfa dönüştürebiliyor. Tatlı dil ve elinde olanı paylaşma hissinin yerini İsraf ve gösterişin aldığı bu sofralar ne ramazan ruhuna ne de peygamber efendimizin ahlakına uyumuyor. Hz. Peygamber, “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz” sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. Bir başka hadiste ise Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmaktadır: “Âdemoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemesi gerekli ise, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeğe, üçte birini de nefes almaya ayırsın.” (Tirmizi, Zühd, 47) Bu hadis yeme içmede israf sayılacak bir derecede fazlalığa kaçmanın insanı sürükleyeceği zarara dikkat çekmektedir. Günümüz iftar sofralarına bakıldığında, yapılan yiyecek ve içecek israflarının haddi hesabının olmadığını görmek hiç de zor olmasa gerektir. Bu sebeple bizlere düşen de Ramazan ayındaki iftar sofralarını israf sofralarına dönüştürmemektir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.