Sonpeygamber.info
İslam
 

İslam Nedir?

İslam'ı anlamak ve yaşamak Hz. Peygamber'i ve O'nun hayat pratiğini bilmeyi gerekli kıldığı gibi, O'nu anlamak ve tanımak da, ancak İslamın temel inanç esaslarını doğru kavrayabilmekle mümkün olur. Bu amaçla Sonpeygamber.info’da "İslam" başlığı altında İslam'ın temel inanç esaslarını, Din nedir?, İnsan dine neden ihtiyaç duyar?, İslam'ı diğer dinlerden ayıran özellikler nelerdir? gibi soruların eşliğinde dikkatlerinize sunuyoruz. Bu bölüm İlahiyatçı Fatma Bayram tarafından hazırlanmıştır.

İslam dini yeni bir din değil, ilk insandan bu yana yenilenerek gönderilmiş ezeli bir dindir. Kur'an'da da İslam ilk insandan bu yana gönderilen dinlerin ortak adı (ve sıfatı) olarak kullanılır. Allah'ın ezeli dininin varlığı insanlar tanısalar da, tanımasalar da bir hakikattir. Gerçeği gerçek olarak kabul etmekte direnmek nasıl insan için çıkar yol değilse ve hakikatten yararlanmak nasıl ki ancak onu tanımakla mümkün olabilirse Allah'tan gelen ilahi irşadı (rehberlik ve yönlendirmeyi) tanımaları da insanların kendi istifadelerinedir.

Tanımı

Sözlükte barış ve barış içinde olmak; teslimiyet, boyun eğme ve ihlâs; selam vermek anlamlarına gelen İslam her durumda selam ve selamet kökünden gelmektedir.

Kur'an-ı Kerim'de özel anlamda din kelimesiyle İslam kastedilmiş (Al-i İmran 3/99), İslam'la din adeta eş anlamlı iki kelime olarak kullanılmış ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin İslam olduğu ifade edilmiştir (Al-i İmran 3/85; Nisa 4/125; Maide 5/3; Şura 42/13).

"Allah katında din şüphesiz İslam'dır"(Al-i İmran 3/19; Bakara 2/193). "Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir, o ahirette de kaybedenlerdendir." (Al-i İmran 3/85) ayetleri aslı itibariyle hak din olduğu halde zamanla tahrif edilmiş dinlerin artık geçerliliğinin kalmadığını vurgulamaktadır.

Kur'an dilinde İslam Allah'a bağlılık ve boyun eğmeyi ifade eder. Allahtan başkasına ve hak dışında şeylere bağlılık O'na isyan manasına gelir. Allah'a, Allah'tan gelene ve hakka bağlılıktan doğan bu vicdan diğer bir deyişle hakperestlik olarak özetlenebilir. Böyle bir vicdan hakikate, kendi açısından ve kendini merkeze alarak değil, Allah katındaki değerine göre kıymet verir. Böylesine bir hak sevgisinin yerleştiği gönüllerde ise taassuptan eser kalmaz.

İslam kelimesi aynı zamanda barış ve selamet anlamına gelir. Bu nedenle İslam bütün mahlûkatı içine alan sevgi ve merhametin dinidir. Başkalarının hakkına saygılı olmak ve hiçbir yaratılmışa zarar vermemek gerçek mü'min olmanın şartıdır.

Özellikleri

İslam aynı zamanda insanın yaratılış özelliklerine uygun bir dindir. Çünkü insan ve İslam, aynı kaynaktan gelmektedir. İslam insan içindir. İnsanı tüm iç ve dış yönleriyle gayet iyi tanıyan yaratıcısının insan için uygun gördüğü inanç, ahlak ve yaşam kurallarından bahseden sistemin adıdır. İnsanın her iki dünyada nasıl mutlu olabileceğinin yollarını gösterir. İnsana kalsa bilemeyeceği, gayba dair gerçekleri ona gerektiği kadar açıklayan, ilahi bilgiye dayalı evrensel bir dindir.

İslam dini yeni bir din değil, ilk insandan bu yana yenilenerek gönderilmiş ezeli bir dindir. Kur'an'da da İslam ilk insandan bu yana gönderilen dinlerin ortak adı (ve sıfatı) olarak kullanılır. Allah'ın ezeli dininin varlığı insanlar tanısalar da, tanımasalar da bir hakikattir. Gerçeği gerçek olarak kabul etmekte direnmek nasıl insan için çıkar yol değilse ve hakikatten yararlanmak nasıl ki ancak onu tanımakla mümkün olabilirse Allah'tan gelen ilahi irşadı (rehberlik ve yönlendirmeyi) tanımaları da insanların kendi istifadelerinedir. Cehalet nasıl ki ilmi gerçekleri ortadan kaldırmıyor, sadece cahillerin bu gerçeklerden yararlanamamasına neden oluyorsa, aynı şekilde İslam dini de böyledir. Herkes ne derse desin Allah birdir ve her şeyin yaratıcısı ve yöneticisidir.

İslam dini Yüce Allah'ın gönderdiği en son dindir. Ondan sonra yeni bir din gelmeyecek ve hükümleri kıyamete kadar devam edecektir. Bunun en önemli delili İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in ilk nazil olduğu günden bugüne kadar bozulmadan gelmiş olması ve her çağda yaşayacak insanların Allah'ın insanlıktan muradının ne olduğunu öğrenebilme imkânına birinci elden sahip olabilmesidir. Ayrıca son peygamber Hz. Muhammed (sav)'in hayatı hiçbir tarihi şahsiyete nasip olmamış bir açıklık ve kesinlikle, bütün detaylarıyla bizlere kadar ulaşmış ve böylece bir peygamberin getirdiği kitapla birlikte o kitaba dair yorum ve uygulamaları da her devir insanın ulaşabileceği bir bilgi olarak muhafaza edilmiştir.

Bu özellikleri nedeniyle İslam evrensel bir dindir aynı zamanda. Bütün dünya milletlerine ve bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu özelliği de hükümlerinin yerel özellikler ve esasa dair olmayan detaylarla sınırlanmamış olmasına bağlıdır. İslam bütün insanlığın her zaman ve zeminde uygulayabileceği bir kolaylık dinidir. Aşırılıklar içermez. Getirdiği hüküm ve ilkeler hayatla çelişmediği gibi fazilet ve üstün ahlaka dair tavsiyeleri de hayatı terk etmeyi ve insan doğasına ters düşmeyi gerektirmez.

İnsanın Allah'ın yolunu görebilmesi, onu diğer sapkın yollardan ayırt edebilmesi ve içtenlikle ona tabi olabilmesi, her şeyden önce Yaratıcısını eşsiz, biricik tanrı olarak tanıması ve kendi üzerinde O'ndan üstün bir güç görmemesi ile mümkündür. İşte bu nedenle İslam dini tam olarak Allah'ın birliği esasına dayanır.

Dinin asli unsurlarından olan iman bir bakıma dinin Tanrı'yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutunu, ibadetler Tanrı'ya itaat boyutunu ve ahlak ise Tanrı'yı sevme (mahabbetullah) boyutunu teşkil eder. İmanın akıl ve bilgi, ibadetlerin inanç ve kanaat, ahlakın ise gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.

Genel Olarak Mahiyeti ve İçerdiği Hükümler

Âlemi yoktan var eden Allah, varlığın işleyişi ile ilgili kuralları da onların her birinin doğasına işlemiştir. Sadece insanı, doğasının mecbur ettiği yönlendirilişler yanında kendi seçimlerini de yapabilecek kabiliyette yaratmıştır. Biyolojik varlığının yönlendirmeleriyle ahlaki tercihleri arasında adil ve hakkaniyete dayalı bir yol tutabilmesi insanoğlunun ezeli ve ebedi sorunlarının başında gelir. Var oluşunun ilk gününden itibaren Allah'ın gönderdiği dinler, insanı, bedeni ile ruhunun isteklerini, birini ötekine feda etmeyecek dengeli bir yol tutarak karşılayabilmesi konusunda aşırılıklardan ve bunun sonucu olabilecek her türlü sapmadan koruyabilmek içindir.

İnsanın Allah'ın yolunu görebilmesi, onu diğer sapkın yollardan ayırt edebilmesi ve içtenlikle ona tabi olabilmesi, her şeyden önce Yaratıcısını eşsiz, biricik tanrı olarak tanıması ve kendi üzerinde O'ndan üstün bir güç görmemesi ile mümkündür. İşte bu nedenle İslam dini tam olarak Allah'ın birliği esasına dayanır. İnsanın kendi üstünde bir otorite ve sığınılacak güç olarak Allah'tan başkasını görmemesi demek olan "Tevhit" inancı İslam'ın özünü oluşturur. Bu inanç kişinin tüm benliğinde yerleşmedikçe davranışlarının (doğru bir amaç ve istikamet taşıması mümkün olamayacağından) Allah katında bir değeri yoktur. İslam'a göre din insanların icat ettiği işlerden biri olmadığı gibi peygamberlerin ilahlığı iddiası da yanlıştır. Peygamberler din koyucu değil, Allahın dinini nakil ve tebliğ eden kişilerdir.

Allah'a iman ve bunun etrafında oluşturulan inanç sistemi İslam dininin temelini oluşturur. Dinin ikinci unsuru olan ibadetler, Allah'a itaatin biçimsel göstergeleri sayılır. Allah inancının zihinlerde saklı kalması yeterli olmayıp bu inancın davranışlarla gösterilmesi gerekir (bu insan doğasının iki yönlü oluşunun zorunlu sonucudur). Bu davranışların nasıl olması gerektiğini, yani kendisine nasıl kulluk edileceğini Allah peygamberleri vasıtasıyla insanlara öğretmiş ve kendisine bu şekilde ibadet etmemizi emretmiştir. Dinin üçüncü unsuru olan ahlak, inanç ve ibadet yoluyla tesis edilmiş bulunan insan-tanrı ilişkisinin dünyevi planda her türlü tutum ve davranışa yansıması olarak değerlendirilir.

Dinin asli unsurlarından olan iman bir bakıma dinin Tanrı'yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutunu, ibadetler Tanrı'ya itaat boyutunu ve ahlak ise Tanrı'yı sevme (mahabbetullah) boyutunu teşkil eder. İmanın akıl ve bilgi, ibadetlerin inanç ve kanaat, ahlakın ise gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.

Her şeyin başında bir müminin inanması gereken hususları belirleyen hükümlere "itikadi hükümler" denir. İnançla alakalı olmayan ve insan davranışlarının hak nazarındaki kıymetini gösteren hükümlere "ameli hükümler/şeriat" ve son olarak da inançtan doğan ve yine dönüp inancı takviye eden ve Allahın emrettiği istikameti başarmayı temin eden ahlaki alışkanlıklarla ilgili hükümlere de "ahlaki hükümler" denilmiştir.

İnsanı iç dünyasından kavrayan "Allah'a karşı sorumluluk duygusu"nu ve bunun sonucu olan ilahi hükümleri kabul etmeyenler toplumsal düzeni ve huzuru temin etmek için yalnızca insanın dışından gelen güçlere dayanan bir uygulamaya sığınırlar ki bu da sonuçta insanın iç dünyasındaki hukuk ve adalet duygusunu tamamen yok eder. Bu nedenle İslami hükümler Allahın hakkı, kulların hakkı ve ikisinin bir arada bulunduğu durumlar olmak üzere sınıflandırılır.

İslami hükümlerin içinde insan aklının ve mantığının red ve iptal edebileceği hiçbir hüküm yoktur. İnsanların icad ettiği hükümlerden en büyük farkı ise insanların aynı hükümlere zaman içinde ulaşması mümkün olsa bile bu hükümlerin beşer kalbine dini hükümler kadar nüfuz etmesinin imkânsızlığıdır.

Fatiha Sûresi: İslam'ın Özü

Bu sure Kur'an-ı Kerim'in bütün amaçlarını; getirdiği hükümleri öz olarak ihtiva etmektedir.

İnsan hayatını düzene koymak ve insanı her iki dünyada iyi ve güzel olana ulaştırmak Kur'an'ın en temel hedefidir. Bu hedefe ulaşmak için öncelikle bir sistem oluşturacak olan kurallara ihtiyaç vardır.  Bu ilkelerin Allah tarafından konulduğunun bilinmesi ve sonuçta insana ilahi bir karşılık olacak olan ceza ve mükâfat vaadi içermesi kuralların uygulanmasının en önemli şartlarındandır. Fatiha suresi kulluk, sorumluluk ve akıbet bilincini özet olarak ifade eden ve günlük namazların her rekatında  (bu da ortalama günde 40 kere demektir) okunarak bu bilinci canlı tutan bir suredir.

Bütün bu özellikleriyle İslam dininin temel ilkelerinin bir özeti olan Fatiha sûresi önce rabbimiz olan Allah'a hamd ve şükür görevimizi bize hatırlatır. Hamd ve şükür insanın mazhar olduğu ve olacağı bütün nimetlerin kaynağıdır. Allaha karşı kulluk görevlerimizin ilki ve en önemlisidir. 

Sonra O'na nasıl ve hangi duygularla kulluk edilebileceğini gösterir. Kulluk (ibadet) daha evvel verilmiş nimetlerin bir sonucu olduğu gibi gelecekte verilecek olanlara da sebep teşkil eder. Bu da iyiliği sırf iyilik olduğu için yapacak derecede kemale ulaşamamış ortalama insanın dünyevi-uhrevi beklentiler için sadece Allaha yönelmesini temin edip kullara kulluktan kurtararak ona yine de bir seviye sağlar.

En son olarak da bir insanın rabbinden isteyebileceği bütün hayırları içinde toplayan bir dua ile son bulur. Dinin insanlara sağlayacağı en büyük faydanın onları Allahın nimetlerine eriştirmek olduğunu ifade ederek gösterdikleri kulluğun mükâfatlandırılacağını müjdeler.

Fatihanın meali:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

Hamd alemlerin rabbi Allah'a mahsustur.

Rahman ve Rahim...

Ödül ve ceza gününün tek hakimi...

(Rabbimiz!)Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet! Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!"

İslam Allah inancı hususunda gerek Yahudilerin gerekse Hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı'nın beşerileşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Musa ve Hz. İsa'nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.

İslam Allah inancı hususunda gerek Yahudilerin gerekse Hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı'nın beşerileşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Musa ve Hz. İsa'nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.

İslam Ve Diğer Dinler

İslam dini kendinden önce gelen bütün peygamberleri ve ilahi kitapları tasdik eder. Onların zaman içinde insanlar tarafından bozulmuş olan hususlarına işaret ederek tashih eder.

Bugün ilahi kaynağa dayalı dinler olarak kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'in temel özelliklerini ve İslam dininin diğer ikisinden farklı olduğu yönleri şu şekilde tespit etmek mümkündür:

İslam Allah inancı hususunda gerek Yahudilerin gerekse Hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı'nın beşerileşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Musa ve Hz. İsa'nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.

Meleklerin Allah'ın oğulları ve kızları olduğu iddiasını ve beşeri şekillerdeki tasvirlerini reddederek hem Yahudi ve Hıristiyanların düştükleri yanlışı göstermiş hem de Allah'ın yüceliğini vurgulamıştır.

Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar, Allah tarafından Hz. Musa ve Hz. İsa'ya verilmiş kutsal kitapları orijinal şekilleriyle muhafaza edememişlerdir. Tevrat ve İncil zaman içinde ya kaybolmuş ve yeniden yazılmış, ya da çeşitli ilave ve eksiltmelere maruz kalmıştır. Kur'an-ı Kerim ise hem vahyedildiğinde yazıya geçirilmiş olması hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza edilmesi yönüyle orijinal ve aslına uygun şekliyle günümüze kadar gelmiştir.

Yahudilik ve Hıristiyanlık sonradan tahrif edilmelerinin bir sonucu olarak peygamberlerle ilgili çeşitli iddia ve iftiralarda bulunup kendilerinden sonra gelen peygamberleri kabul etmezken İslam, hem bütün peygamberlere imanı şart koşmuş hem de onları layık oldukları güzel vasıflarla anmıştır.

Yahudilik dünya hayatına, Hıristiyanlık da dünyadan uzaklaşıp manevi hayata daha çok ağırlık verirken İslam her ikisi arasındaki dengeyi korumuştur. Madde-mana, dünya-ahiret dengeleri açısından en ölçülü ve kolayca yaşanabilir; çeşitli emir ve hükümlerde kolaylığı öngörmesi açısından en kolay olan din İslam'dır.

İslam, diğer dinlerde var olan bazı ağır dini sorumlulukları ortadan kaldırmış, insanın yaratılışına en uygun ve yaşanabilir kuralları sunmuş, böylece dini daha da ağırlaştıran ve yaşanmasını zorlaştıran din yorumcularına da önemli bir uyarıda bulunmuştur.

İslam dininin inanç, ibadet ve ahlakla ilgili temel prensiplerini öz olarak anlatması açısından Cibril hadisi olarak meşhur olan diyalog burada zikredilebilir. Bu diyalogda geçtiğine göre vahiy meleği Cibril, bir gün dini öğretmek üzere Hz. Muhammed (sav)'e gelmiş, ona iman, İslam ve ihsanın ne demek olduğunu sormuş ve bunları yine kendisi cevaplamıştır. Cibril imanı Allah'a, ahiret gününe, peygamberlere, meleklere, kitaplara ve kadere inanmak olarak; islam'ı şirk koşmaksızın sadece Allah'a ibadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve haccetmek olarak; ihsanı da Tanrı'yı görüyormuşçasına ibadet etmek olarak açıklamıştır (Buhari, "İman", 1)

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.