Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Bilgiyi Nakletmek: Hakikatle İnsan Arasında Köprü Olmak

حدثنا محمود بن غيلان حدثنا أبو داود أنبأنا شعبة عن سماك بن حرب قال سمعت عبد الرحمن بن عبد الله بن مسعود يحدث عن أبيه قال : قال سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول نضر الله امرأ سمع منا شيئا فبلغه كما سمع فرب مبلغ أوعى من سامع

Abdullah b. Mes‘ud’dan (ra) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: Bizden bir şey işitip, onu aynen işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ağartsın. Kendisine bilgi ulaştırılan nice insan vardır ki, o bilgiyi, bizzat işiten kimseden daha iyi anlar ve korur."  (Tirmizî, İlim,7)

Bilgi imanı, iman ameli besler. Son Peygamber (sav): “Allah’ım, bana öğrettiklerinden beni faydalandır. Bana fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır.” diye dua ederdi.

Bilgi insan içindir. Çünkü insan, sağlam bir kaynaktan elde ettiği doğru bilgi ile dünyayı şekillendirecek güce ve sorumluluğa sahiptir. Yerde ve gökte, gizli ve açık, geçmişte ve gelecekte bilgi namına ne varsa hepsini engin ilmiyle kuşatan Cenab-ı Hak, insanı kalemle tanıştırmış, ona bilmediklerini öğretmiştir.[1] Akıllı, öğrenmeye meraklı, öğretme yeteneğine sahip, bilgiye değer veren ve bildikçe değer kazanan bir varlık olarak insan, ömür boyunca öğrenmenin peşindedir. Hayırlı-hayırsız, uğurlu-uğursuz, önemli-önemsiz, faydalı-faydasız pek çok şey öğrenir. Sonuçta bilginin nihayeti, öğrenmenin de yaşı yoktur…

Bilgi insana emanettir. Dünya imtihanında başarılı olmak isteyen insan, yaşamak ve yeryüzünü yaşanabilir kılmak için bu emanete muhtaçtır. Bilginin iyisini seçmek, onunla iyi işler yapmak, iyiliğe hizmet etmek ve iyilerle bilgi alışverişini devam ettirmek zorundadır. Bu sayede sadece kendisi değil, aynı zamanda sevdikleri, halkı, ülkesi ve insanlık ailesi kazanacaktır.

Bilgi imanı, iman ameli besler. Son Peygamber (sav): “Allah’ım, bana öğrettiklerinden beni faydalandır. Bana fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır.” diye dua ederdi.[2] Çünkü cehalet insanı utandırır, aldatır, saptırır, hataya ve zarara açık hale getirir. İlim ise olgunluğa, huzura, mutluluğa, maddi ve manevi kazanca eriştirir. Bilhassa vahiy ile gelen bilginin zerresi bile paha biçilmezdir. O yüzden İslam’ın ilk muhatapları, “Rasûlullah’ın ashâbı sanki başlarına bir kuş konmuş gibiydiler”[3] denilecek derecede sükûnet ve ciddiyet ile Peygamberimizi dinlemişlerdir.

Bilgi insanı bir yandan özgürleştirir, bir yandan da bağlar. İlim sayesinde Rabbini tanıyan, kâinatı keşfeden, kendiyle barışan insan, yüklerinden kurtulur. Ama bir taraftan da yeni sorumluluklar üstlenir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[4] Artık bildiğini yaşamakla ve bir başkasının da yaşayabilmesi için anlatmakla mükelleftir. “İyiliğe davet edip kötülükten sakındırmak” her müminin vazgeçilmez görevidir. Bu mukaddes görevin temelinde ise “bildiği doğruyu, hakkı, hakikati yaymak” vardır. Tıpkı Allah’ın, ilim nimetini insanla paylaştığı, insanlara paylaştırdığı gibi…

Sevgili Peygamberimiz, “Sadakanın en faziletlisi bir Müslüman’ın, öğrendiklerini Müslüman kardeşine öğretmesidir” buyurur.[5] O (sav), “nebevî sözü olduğu gibi nakletmenin” ciddi bir mesele olduğunu ashabına öğretmiş; mübarek sözlerini dinleyip başkalarına aktaranları müjdelemiş; gizleyenleri ise ikaz etmiştir. Çünkü insanların anlayış ve kavrayış seviyeleri, ezberleme ve uygulama kabiliyetleri farklı farklıdır. Bir söz her insanda aynı tesiri göstermez: Birisi için sıradan ya da bilindik gelen bir malumat diğeri için hayati öneme haiz bir derman reçetesi olabilir. Hatta bir söz bir insan için hayatının her döneminde de aynı etkiyi göstermez: Çocukken duyduğu bir hadis-i şerifi ezberlemekle, o hadisi genç kızken anlamak, anne olunca yorumlamak ve yaşamak bambaşka şeylerdir.

Bilgi ve tecrübesini insanların istifadesine sunmayan, bencil ve kibirli kimse ise Rasûl-i Ekrem tarafından şöyle ikaz edilir: “Her kim, bildiği bir konuda kendisine danışılır da onu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur." Anlaşılan o ki, konuşması gerektiği yerde susan insan, konuşarak kendisini ifade etmeye en çok ihtiyaç duyduğu kıyamet gününde susturulacaktır.

İşte bu yüzden bilgiyi gizlemek vebaldir. Su gibi, ekmek gibi muhtaç oldukları bilgiyi insanlardan esirgeyen kimse, hem Bilginin Sahibine ihanet etmiş hem de insanlık karşısında suç işlemiş olur. Hakikati bildiği halde saklayan, sorumsuz ve umarsız insan tipi Kur’an-ı Kerim’de ağır ifadelerle eleştirilir.[6] Bilgi ve tecrübesini insanların istifadesine sunmayan, bencil ve kibirli kimse ise Rasûl-i Ekrem tarafından şöyle ikaz edilir: “Her kim, bildiği bir konuda kendisine danışılır da onu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”[7] Anlaşılan o ki, konuşması gerektiği yerde susan insan, konuşarak kendisini ifade etmeye en çok ihtiyaç duyduğu kıyamet gününde susturulacaktır.

“Siz hadisleri benden işitiyorsunuz. Sizden de başkaları işitecek. Onlardan da başkaları.”[8] buyuran Sevgili Peygamberimiz, sözlerinin dilden dile aktarılacağını bildiği gibi, bu aktarımı teşvik de etmiştir. Farklı bölgelerden Medine’ye gelip İslam’ı öğrenmek için bir süre yanında kalanlara “Bunları ezberleyin ve arkanızda kalanlara da öğretin.” demiştir.[9] Bu emir bizim de kulağımızda çınlamalıdır. Bilgiyi nakletmek ve hakikatle insan arasında köprü olmak, çağları aşan bir onur değil midir?

 


[1] Alâk 96/4-5.

[2] Tirmizî, Deavât 128; İbn Mâce, Sünne, 23.

[3] İbn Hanbel, IV/278.

[4] Zümer, 39/9.

[5] İbn Mâce, Sünnet, 20.

[6] Bakara, 2/140, 159-160.

[7] Tirmizî, İlim, 3; Ebû Dâvûd, İlim, 9.

[8] Ebû Dâvûd, İlim, 10; İbn Hanbel, IV/340.

[9] Buhârî, İman, 38; Müslim, İman, 26.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.