Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Bir Gülümsemeniz de Yok mu?

Hadis : 16

Ebu Musa'dan (Allah ondan razı olsun): Efendiler Efendisi şöyle demiştir:
-Her müslüman sadaka vermelidir. Denildi ki:
-Ya bulamazsa?
-Elleriyle çalışır, hem kendine bakar, sadaka verir.
-Ya (çalışmaya) gücü yetmiyorsa?
-Yardıma muhtaç olan mazlumun yardımına koşar.
-Ya (buna da) gücü yetmiyorsa?
-İyilik yahut hayır ile emreder.

Seçme Hadisler, 227                                                                          

Ne diyeyim sultanım; ak gergeflere dizili yoksulluklar birkaç satıra sığmaz ki!..

Geceydi ve yalnızdılar: Dertleri yığın yığın; ayaz lime lime, karanlık ilmek ilmekti. Gece çok ağırdı.

Çare eriştirmeye gitti atlılar, ikişer beşer, bir akşam vakti. Hasretin avlusunda uyuyan ürkek müridler misali muhtaçların gölgeliğinden özlem iklimlerine vardılar, şurda bir avuç imbat, burda bir tutam çığlık... Uçurum kokan dalgın ellerde ikiye bölünürken bir somun, rüzgar giyimli sokakların son devriyesi açlıktı. Rehin akşamlarda dil (lisan) ile deşilen dil (gönül) yaralarıydı son senfoni.

Atlar ve şarkılar birlikte vardılar sokağa. Gökyüzünde son ıslak buluta gülümserken vurulan son serçenin yorgunluğunu, bitkinliğini, umutsuzluğunu bitirmek için. Bir deniz feneri aydınlattı ilkin evlerin ve gönüllerin içini, ve esrarlı dalgalar vurdukça vurmadaydı başlarını kayalara; son sükun için.

Geceydi ve yapayalnızdılar: Dağlara alacalar, sevdalara kül düşmekteydi. Issız kahramanlıklara muhtaçtı yetimler ve gönüllerinde en derin şarkıların çaldığını duymuyordu gökdelenler, plazalar, borsalar... Zulmeti terkisinde eriten süvari ve asaleti tirkeşinde götüren  okçu adresi yitirmişti, ve ince hastalıklar süprülmeye muhtaçtı. Dumanına yasaklı ateşler yanıyordu evlerde, ve alevleri yorganlarda donuyordu. Yalnızlığında acıyı büyüterek kalabalıklaşan anneden bihaberdi kendi kalabalığında hep yalnız yaşamaya mahkum olanlar. Ve ayaz annenin iliklerine değmişti.

Geceydi ve yalnızdılar: Yaslı çarşılarda yaşlı karıcıklar ve lambasız odalarda genç kadıncıklar ağlaşıyordu. Dolunay gecelerini infaz etmedeydi yoksulluk, ve günlerin çarmıhından kan damlıyordu gariplerin başına. Ağır ve sessiz akan ırmaklarca çoğalıyordu tam gençliklerinden vurulmuş ömürler. Kavuşmaya yakışan gönüller ayrılık cümleleri kuruyordu hep. İyiliğin ıssız eteklerinden uçup gitmişti son turna da hayli zaman önce. Kirletilmiş hecelerle çığlıklarını yumruklayan annenin sesine yusufçukların, kırlangıçların kanadından melekler düşüyordu ve eve her dönüşte, her akşam yeni baştan ölen babanın kısık nefesinde pervaneler yanıyordu. Isısı alınmış bir ateşti göz yaşı.


İnfakı bildiniz mi; belaları def eden sadakayı unuttunuz mu; ihsan lügatlardan mı sürüldü; sahip olduklarınızdan birer çift de mi yok vermeye? Peki ya civanmertlik öldü mü denilsin?!..

Geceydi ve yalnızdılar: Bir süvari inad etmiş,

- Dünyayı kurtarmadan evvel sokağın ucundaki soluk perdeli evi kurtaralım gelin, diyordu. Sevemediklerimizi sevmeyi deneyelim, gelin, sevgi çekleri karşılıksız çıkmasın, diyordu. Taammüden sokağı kuşatan yoksulluğun askerlerini dağıtalım, gelin, diyordu. Bize düşen yanmaktır diyordu, düşen sevdalarımıza yanmak... Kayıp suretler için fotoğraflara koşalım gelin, ve gelin sokak lambasından savrulan karlar, tütmeyen bacaları yakmadan varalım, yetişelim, diyordu. Dize dize akan iyilikler, beyit beyit çoğalıp mesnevilere dursun, gelin, diyordu. Hasat zamanı bu, tül kadar hafif bir gülümsemeniz de yeter, yeter ki gelin, diyordu.

- İnfakı bildiniz mi; belaları def eden sadakayı unuttunuz mu; ihsan lügatlardan mı sürüldü; sahip olduklarınızdan birer çift de mi yok vermeye? Peki ya civanmertlik öldü mü denilsin?!..

Ne kutlu kelimeler söylemişti şu süvari, ne kutlu kelimeler!..

Koştular koşmasını bilenler çağrıya.

-"Anne, kömür var kapımızda!" diye şeydalandı bir çocuk; "Ekmek daha sıcacık anne!" diye haykırdı. Karanlığa çıkan kapılar açıldı birer birer sokakta; lambalar yandı ürkek ürkek...

Geceydi ve artık yalnız değildiler: Sesi gümüş temrenli bir ok olup çocuğun, ağdı yedi kat göklere ve Razı Olan razı oldu. Ayaza kesen karanlıklarda ipek yolunun faili mechul anılarıyla bir süvari uğrayınca sokağa, kapı kapı, hane hane sevinçlerle aydınlandı yüzleri kimsesizlerin. Orman yeşille tanıştı ve ağrılara şifalar karıştı. 

Ta fecir vaktine dek, süvariler geldikçe geldiler üçer, beşer; sonra geldikçe geldiler. Kiminin verilmiş sadakası oldu, kiminin bir gülümsemeydi ancak verebildiği... Gece bir tüy kadar hafifti.

Karanlık güne ermeden, sokaklar süvarilerle doldu, ve Razı Olan razı oldu.

Siz neredeydiniz?!..
 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İskender Pala

1958, Uşak doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan Edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan Edebiyatı’nın halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi. “Divan şiirini sevdiren adam” olarak da tanınan İskender Pala, Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından “Uşak Halk Kahramanı” seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Katre-i Matem ve Şah&Sultan adlı romanlarının baskıları yüz binlere ulaştı, pek çok ödül aldı. Evli ve üç çocuk babası olan Pala, halen Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin