Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Fitne Medine'yi Teslim Alıyor


Bir yanında Ebû Bekir, öbür yanında Ömer vardır Resûlullah'ın. Uzatmış ellerini Osman'a, "Bu gece orucunu bizimle açacaksın," demektedir.

Kalabalıklar.

Sayıları altıyüz ila bin arasında değişen Mısırlı, Kufeli ve Basralı azgın kalabalıklar.

Hac maksadıyla düşmüşler güya yola, ancak birbirlerinden haberli olarak üç ayrı şehirden çıkan ve yolları Medine girişinde kesişen bu kervanların ortak bir başka maksatları var: Halifeye göz dağı vermek ve iktidara meydan okumak.

Halife Hz. Osman, hilâfetinin ilk dönemlerinden itibaren gerek kendisinin, gerekse valilerinin muhtelif uygulamaları nedeniyle sık sık eleştirilmişse de, bu eleştirilerin bir huzursuzluk ortamına yol açması, Hz. Osman iktidarının, fetihlerin yavaşladığı ikinci dönemine denk gelmiştir. Hızlı coğrafi genişlemeyle birlikte sağlanan servet akışının, fetihlerin durmasına paralel olarak yavaşlaması, özellikle fetihlerle yaşayan Fustat (Mısır), Kufe ve Basra gibi garnizon şehirlerinde ciddi bunalımlara sebep olmuş; fetihlerde büyük yararlılık gösteren güçlü kabile mensuplarının, Ümeyyeoğullarına mensup valilerle çatışma içine girmesiyle de böyle öfkeli kalabalıklar ortaya çıkmıştır. Söz konusu gelişmeler, Cahiliye döneminin kabile asabiyetine geri dönüşün bir yansımasıdır aslında.

Tok günlerde öylesine yapılan eleştiriler, kıt günlerde ayaklanmak için ciddi gerekçeler oluşturmuştur: Hz. Osman'ın önemli devlet görevlerine akrabalarını tayin ederek devletin başlıca idarî kademelerini Ümeyyeoğullarına teslim etmesi, vilayetlere liyakatları tartışılan valiler ataması, patlayacak huzursuzluğun önemli gerekçelerini teşkil etmiştir. Halifenin devlet hazinesinden yakınlarına bağışlar yapması, Kureyş ileri gelenlerinin Medine dışına çıkarak yeni fethedilen bölgelere yerleşmeleri ve buralarda mülkler edinmelerine sessiz kalması, bazı sahabilere iktalar vermesi, Kur'an'ın çoğaltılmasından sonra mevcut diğer nüshaları yaktırması, kabilevî dürtüleri ön plana çıkan valilere karşı müsamahakâr tavırlar göstermesi, Hz. Peygamber tarafından Taif'e sürgüne gönderilen amcası Hakem b. Ebü'l-Âs'ın Medine'ye girmesine izin vermesi, Resûlullah'tan intikal eden hilâfet mührünü bir kuyuya düşürmesi gibi hususlar, hep birer çeşni olmuştur artık isyana giden yolda.

Ne halifenin vilayetlerdeki durumu teftiş için gönderdiği müfettişlerin getirdiği olumlu haberlerin bir anlamı kalmıştır artık, ne de halifenin itidale davet ettiği valilerle Medine'de yaptığı toplantının. Kimi İslâm tarih kaynaklarında fitnenin kaynağı olarak gösterilen Yahudi kökenli Abdullah b. Sebe de bir semboldür artık. Kabile çıkarcılığının, eleştirileri malzeme olarak kullandığı ve çalkantıları tahrik ettiği bir fitne ortamına girilmiştir bundan böyle. Halifenin azlidir güdülen ortak gaye. Bir halifeyi yerinden edip, yerine bir başkasını koymak ve böylece aslında kendi iktidarını tesis etmek hedeflenmiştir bu kalabalıkları güden zihniyetçe.

Halk şehirden şehire, elden ele gezen mektuplarla cihada çağrılmış; insanlar kendi yaşadıkları beldelerde herhangi bir olumsuzluk görmeseler de, diğer illerden taşınan menfi haberlerle iktidar aleyhine işleyen karamsar bir havayı teneffüs etmeye başlamışlardır. Bir türlü dinmeyen bir uğultu sarmıştır bütün İslam vilayetlerini. Fitne ateşinden yükselen boğucu duman, tüm yürekleri yakmaya başlamış; huzur şehri Medine, artık buhranlarla anılır olmuştur.

Yolda ele geçen mektuplar, birkaç kulaktan dolma haber, zaten yeterince mutmain olmamış kalabalıkların hızla geri dönüp hışımla Medine'ye girmelerine yetmiştir. Hz. Ali önlerine dikilip anlatmak istemiş halifenin iyi niyetini ve bir oyunun oynanmak istediğini bu gözü dönmüş kalabalıklara, ancak bu sefer etkili olamamıştır.

 Söz konusu kalabalıkların hac maksadı ile yola düşmediklerinden emindir Hz. Ali. Halifeye kızgın, iktidara tepkili olan bu grupların öfkesinden korkmuş; oğlu Hasan'ı göndermiştir halifenin evine; O'nu koruması, kapısında nöbet tutması için. Kendisi de kılıcını kuşanmış, kalabalıklar arasına karışmıştır. Halifeye şikayetlerin tabii mecrası olmuştur zaten bir müddettir Ali b. Ebû Tâlib. Kimi zaman şikayetlerin çözüme kavuşturulmasında aracı bir rol üstlenmiş, kimi zaman kendisi de uygulamalara kızmış olan Hz. Ali, iyi niyetiyle yatıştırmaya çalışmıştır kızgın kalabalıkları. Halifeden sözler almış; kalabalıkların ikna edilmesi için yoğun çabalar sarfetmiştir. Nitekim haccı beklemeden memleketlerine geri dönüşe geçmiştir Mısır, Kufe ve Basralı kızgın kitleler.

Ancak fitne ateşi bacayı çoktan sarmıştır. Yolda ele geçen mektuplar, birkaç kulaktan dolma haber, zaten yeterince mutmain olmamış kalabalıkların hızla geri dönüp hışımla Medine'ye girmelerine yetmiştir. Hz. Ali önlerine dikilip anlatmak istemiş halifenin iyi niyetini ve bir oyunun oynanmak istediğini bu gözü dönmüş kalabalıklara, ancak bu sefer etkili olamamıştır. Dinlemeye tahammülleri kalmamıştır artık kalabalıkların. Halifenin evini kuşatmaya almışlar; O'nun azlini görmeden ayrılmayacaklarını ilan etmişlerdir.

Halife önceleri aldırış etmemiş; mescidde müslümanlara namaz kıldırmaya devam etmiştir. Evinin etrafında nöbet tutanlar saf tutmuştur arkasında. Halife asilere Allah'tan korkmalarını tavsiye etmiş; kuşatmayı yapanların Peygamber tarafından lanetlenmiş kişiler olduklarını bir an önce yaptıkları yanlışı gidermeleri gerektiğini dile getirmiştir. Görevini bırakması yönünde oluşan yoğun baskılar karşısında halife, "Allah'ın bana giydirdiği bir gömleği çıkarmam, fakat yaptığım bir hata olursa tevbe ederim" tezinde ısrar etmiş; asiler ise halifenin tevbesinden geri döndüğünü iddia etmiştir. Görevi bırakmaması halinde kendisine katledileceğini söyleyen asilere, bu uğurda ölümü bile göze aldığını, ancak bir şiddete asla taraftar olmayacağını ifade eden Hz. Osman, şiddeti tercih etseydi ordu kumandanları ve askerlerini çağırarak onları buradan uzaklaştırma yoluna gidebileceğini söylemiş; Medine halkından da savaşmamaları yönünde teminat almıştır.

Azgınlıkları iyice artmıştır artık halifeyi abluka altına alanların. Halifeye destek veren ashabın ileri gelenlerini susturmuş ve taşlayarak mescidden dışarı çıkarmışlar; bununla da kalmayarak müminlerin emiri Hz. Osman'ı taşlayıp bayıltma yoluna gitmişlerdir. Taraftarlarına silah kullanma yasağı getiren halifenin evi, etrafındaki muhasara uzadıkça başıboş ve işsiz köle ve bedevilerin iştirakiyle daha büyük bir halka ile çevrilmiştir. Medine halkı evlerine kapanırken, namaza dahi olsa artık evden çıkması tamamen engellenmiş olan halife, sudan dahi mahrum edilmiştir. Müminlerin annelerinden Ümmü Habibe'nin ümmetin halifesine getirmek üzere yanına aldığı su testisi kalabalık tarafından kırılmış; Rûme kuyusunu satın alarak bütün müslümanların o zor günde su ihtiyacını gideren Hz. Osman'dan bir damla su bile esirgenmiştir.

Yaklaşan hac mevsimi ile birlikte Medine'ye akın edecek olan hacıların halifeyi kurtarabileceği endişesinin, halifenin yardımına gelebilecek valilere gittiği söylenen mektup havadisleri ile birleşmesiyle kalabalıklar harekete geçmiştir. Belli aralıklarla halifeyi korumaya giden sahabenin çabaları ve umutları artık boşunadır. Halife tam anlamıyla kendi kaderine terkedilmiştir.

O meşum gün, kalabalığın, halifenin kapısı önündeki gölgeliği tutuşturmasıyla başlamıştır. Bu panik havası içinde çıkan çatışmayı bizzat kendisi engelleyen halife,  "Hilafetten vazgeçersen seni bırakırız!" ikazları karşısında da geri adım atmamıştır. Nihayet isyancıların elebaşılarından gözü dönmüş Gafîkî'nin eli kalkmış ve tuttuğu demir parçası yalnızca halifenin değil, kıyamete kadar yaşayacak tüm müminlerin de başına inmiştir. Akabinde bir başka âsinin havaya kaldırdığı kılıç, önce eşini korumak amacıyla elini havaya kaldıran Nâile'nin parmaklarını kesmiş; ardından da Hz. Osman'ı şehâdet mertebesine çıkaran son darbeyi vurmuştur. Halifenin mübarek kanı, okuduğu Kuran'ın şu ayetini kızartmıştır: "Onlara karşı Allah sana kâfidir. O, herşeyi işiten ve herşeyi bilendir". 

Eşi Nâile, günler sonra Hz. Osman'ın muhasara günlerinde gördüğü bir rüyasını nakletmiştir: Bir yanında Ebû Bekir, öbür yanında Ömer vardır Resûlullah'ın. Uzatmış ellerini Osman'a, "Bu gece orucunu bizimle açacaksın," demektedir.
 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin