Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Hz. Peygamber'in Müşriklerle İlişkilerinde Ölçü

"Ayetlerimiz hakkında münasebetsizce ileri geri konuşmaya dalanları gördüğün zaman onlar, Kur'ân'dan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar kendilerinden yüz çevir. Eğer şeytan sana bunu unutturursa , o halde hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile birlikte oturma." (En'âm Suresi, âyet: 68)

Mekke-i Mükerreme'de müşrikler, meclislerinde Kur'ân'dan bahseder ve onunla alay ederlerdi. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi (Bedreddin Çetiner, Esbâb-ı Nüzûl, I,370) ve Hz. Peygamber (sav)'e o meclislerde bulunmayı yasakladı. Başka bir rivayete göre de müşrikler, aslında Kur'ân dinlemeyi isteyerek Hz. Peygamber (sav)'in yanına gelirler; ama onu dinleyince de Kur'ân ile alay etme yoluna giderlerdi. İşte bu âyet-i kerime müşriklerin bu davranışı üzerine indi.

Hz. Peygamber, Allah'ın mesajını insanlara/inanmayanlara ulaştırıp tebliğ etmek, onları Hak dine davet etmek görevi gereği elbette müşriklerin meclislerine gider, onlarla birebir ve toplu ilişkiler kurar, bazen da onlar Hz. Peygamber (sav)'in bulunduğu yerlere ve meclislere gelir, O'nun okuduğu Kur'ân âyetlerine kulak verir, dinlerlerdi. O'nun bu manâda müşriklerden uzaklaşması, yüz çevirmesi mümkün değildi ve Hz. Peygamber (sav)'in yaptığı da buydu.

Bu arada müşriklerden, dinledikleri Kur'ân âyetlerinden müsbet anlamda etkilenen, Kur'ân âyetlerinin belâğatine ve hattâ büyüsüne kapılanlar olduğu gibi her zaman ve toplumda rastlanacağı üzere gözünü, kulağını Kur'ân'a, Hakk'a, Hakk söze kapatan, onu iman etmek ve istifade etmek için değil eksiğini bulmak üzere dinleyen inatçı müşrikler de vardı.

İşte âyet-i kerimede, Peygamber Efendimiz (sav)'in kendilerinden uzaklaşması emredilen, bir manâda kalbleri mühürlü olduğu için imanları umulmayan kimseler bunlardır ki Allah Tealâ, Hz. Peygamber (sav)'in, kavminin imanına ne kadar harîs olduğunu bildiği için kalbleri mühürlenmiş bu kimselerin imanından bir manâda Rasûlü'nün de umut kesmesini ve mesaisini başkalarına, imanları me'mul olanlara hasretmesini emretmektedir.

Elbette Hz. Peygamber (sav), muhatablarından hangilerinin iman edeceğini, kimlerin de kalbleri mühürlendiği için kâfir olarak öleceğini, kendisine Rabbinden herhangi bir bilgi gelmemişse bilmediğinden ne kadar inatçı da olsa müşriklerin şirkten kurtulup hidayete gelmeleri için hiçbir ayırım yapmadan Rabbının âyetlerini onlara okumaya devam etmekte, özellikle Kureyş içinde nüfuzlu olanların imana gelmesi için çok çaba sarfedip, onları nerede bulsa Hak dini tebliğe mübaşeret etmekteydi.

Ama özellikle bu nüfuzlu ve elebaşı konumunda olanlar Hz. Peygamber (sav)'in Kur'ân okuduğu meclislere gelir; kendileri iman etmedikleri gibi bir de dinleyenlerin Kur'ân'a ve Hak dine meyletmelerini önlemek için Hz. Peygamber (sav)'in okuduğu Kur'ân ile alay eder, küçümser, ileri-geri konuşur; onların şânını küçültmek maksadıyla "Bunlar eskilerin masalları; birileri ona sabah akşam yazdırıyor, o da gelip bize anlatıyor", "Bu peygamberlik davası güden adam bunları birilerinden -herhalde ehl-i kitabdan bazı Yahudi ve hristiyanları kastediyorlar- öğrenmiş gelmiş bize okuyor", "Ne olacak, istesek biz de bunlar gibisini söyleriz.", "Bunlar birer deli saçması" (bak: Enfâl Suresi, 31; Nahl Suresi, 103; Furkan Suresi, 5; Hâkka Suresi, 41, 42; Muddessir Suresi, 25)  gibi akıllarına şeytanın getirdiği aslı astarı olmıyan iddialarla o meclisleri karıştırmaya yeltenirlerdi.

İşte âyet-i kerime ilk bakışta kendilerinden yüz çevirme emrolunan o inatçı müşrikler için bir tehdit ve aşağılama gibi algılansa da Rasûlullah (sav)'ı, bunların imanından umut kestirerek, onların meclislerinden uzaklaştırmak, Kur'ân ile daha fazla alay etmelerini önlemek, böylece cehennemdeki yerlerinin daha da aşağılar -esfelu sâfilîn- olmamasını sağlamak gayesine yönelik olarak o müşrikler için bir manâda rahmettir. O katı müşrikler, kendi aralarında konuşurken günlük konuları söz konusu ederken Hz. Peygamber (sav)'i ve O'nun Kur'ân okuduğunu görünce hamiyyet-i diniyyeleri harekete geçerek bâtıl dinlerini ve putlarını korumak içgüdüsüyle hemen Kur'ân'a hücuma geçmekte, Hz. Peygamber oradan, yanlarından uzaklaşınca da yine eski konularına dönmekteydiler. Bu, bütün insanların tabiatında olan bir davranış şeklidir ki âyet-i kerime insandaki bu tabiata işaret etmekte ve Kur'ân'ın maskaraya, alaya alınmasının böylece önüne geçileceğini ihtar etmektedir.

Evet, Hz. Peygamber (sav), Kur'ân'ı bütün insanlara tebliğ edecektir ama bu tebliğatı yaparken de hem kendisinin izzet-i nefsini koruyacak, hem de Allah kelâmının şânının, şerefinin düşürülmesine izin vermeyecektir. Bu, Rasûlullah (sav)'ın, müşriklerle münasebetlerinde Allah Tealâ tarafından konulan önemli bir ölçüdür: Rasûlullah; beşîr ve nezîr bir peygamber olarak bütün ins ü cinne Kur'ân'ı ulaştıracak, bunu yaparken de hem kendi haysiyetini, Hâtemu'r-rusül bir peygamber olarak şerefini düşünecek, göz önünde bulunduracak, hem de Allah kelâmının ayaklar altına alınması ihtimali olan yerlerden hemen uzaklaşacak; bu kelâmı dinlemeye hazır olan meclislere gidecektir.

Bir de buradaki "yüz çevirme ve uzaklaşma" emri mutlak değildir. "O inatçı ve alaycı müşriklerin Allah'ın âyetleri ile alay etmeye son vermeleri" ile sınırlıdır. Onlar, insan gibi Kur'ân âyetlerini dinledikleri zamanlarda tabîîdir ki Hz. Peygamber (sav) onlara Kur'ân âyetlerini okumaya, onları Hakk dine davete devam edecektir.

"Ben de ancak sizin gibi bir insanım; sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Ben unuttuğumda lütfen bana hatırlatınız." Buyurduğu üzere Efendimiz de bir insandır ve her insan gibi o da unutabilir. İşte âyet-i kerime buna işaretle: "şeytan sana bunu unutturursa , o halde hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile birlikte oturma." buyurmakta ve bilmünasebe insandaki unutmanın Rahmân'dan değil şeytandan olduğunu da haber vermektedir.

Başka bir açıdan bu âyet-i kerime herhalde "o müşriklere tebliğden vazgeç, onlara tebliği bırak" anlamına olmayabilir. Tam tersine "tebliğe devam et, ama son derece değerli zamanını tebliğin fayda vereceği yerde, tebliği alıp kabul edeceklerini umduğun kimselere tahsis et." Anlamına olması da ihtimal dahilindedir ki . "Kur'ân'dan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar" kaydı bu ihtimali güçlendirmektedir. Binaenaleyh Rasûlullah (sav) daha sonra yine onlara, kendisi ve onlar için uygun bir zamanda Kur'ân'ı tebliğ etmeye dönecek ve onları Hakk dine davet etmeye devam edecektir. Tâ ki onlar müşrik olarak ölünceye kadar.

Tabîîdir ki burada "Faydalı olmayan amelden kaçınma, fayda vermeyecek işlere zaman harcamama" gibi önemli bir prensip de konulmaktadır. Şöyle ki: Kur'ân âyetleri ile alay etmeye başlayanların bu Kur'ân âyetlerini kabul etme gibi bir niyetlerinin olmadığı açıktır. Binaenaleyh onlarla birlikte oturmaya devam etmek, halâ Kur'ân okumaya ve tebliğe devam etmek netice alınması umulmayacak bir işle meşgul olmaktır. Son derece kısa olan insan ömrünün bunlara harcanması elbette uygun değildir ve işte bu âyet-i kerime ile Hz. Peygamber (sav)'in vaktinin değerine işaret edilmektedir.

Ayet-i kerime, Hz. Muhammed (sav)'in beşer olmasına işaretle devam ediyor: Elbette Muhammed, peygamber olmakla birlikte aynı zamanda bir insandır; O da diğer insanlar gibi unutur da hatırlar da. Onun unutması tabîîdir ki Allah'dan alıp getirmiş olduğu şeraitle ilgili konularda değildir. Zira onlardan herhangi bir şeyi unutsa bile Allah Tealâ O'na hatırlatmakta ve O'nu okutup öğretmektedir. "Elbette seni okutacağız ve sen asla unutmayacaksın." (A'lâ Suresi, 6) âyet-i kerimesi işte buna delâlet etmektedir. Ama bunun dışında, normal bir insan olarak yaşadığı hayatla ilgili olarak Tirmizî'nin Sahîh'inde verilen bir hadis-i şerifte "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Ben unuttuğumda lütfen bana hatırlatınız." Buyurduğu üzere Efendimiz de bir insandır ve her insan gibi o da unutabilir. İşte âyet-i kerime buna işaretle: "şeytan sana bunu unutturursa , o halde hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile birlikte oturma." buyurmakta ve bilmünasebe insandaki unutmanın Rahmân'dan değil şeytandan olduğunu da haber vermektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber (sav), müşriklerin imanına hırsından dolayı ve bunu fırsat bilen şeytanın müdahelesiyle Allah'ın âyetleri ile alay edilen herhangi bir toplulukta oturmaya devam eder de bu arada Allah'ın bu âyetteki "Onlar başka bir konuda konuşmaya geçinceye kadar onlarla oturma" emrini hatırlarsa, bunu hatırlar hatırlamaz hemen oradan ayrılması, onları terk etmesi, daha hayırlı bir işe ve daha hayırlı bir meclise intikal etmesi gerekir ki Hz. Peygamber de öyle yapmıştır.

Yine bilmünasebe "artık o zalimler topluluğu ile birlikte oturma." Emrinden o, Allah'ın âyetleri ile alay eden, onlar hakkında ileri geri konuşan kimselerin mü'min, muvahhid, müslüman olamıyacağını; bu işi ancak zâlim yani müşrik olanların yapabileceğini de öğrenmiş oluyoruz.

Gelelim günümüze:

İnananların ve bu Hakk dini Hz. Peygamber (sav)'in varisi olarak insanlara tebliğ edip ulaştırmakla yükümlü âlimlerin, müşriklerin meclislerinde bulunmalarında, onlarla birlikte oturmalarında onlar açısından bir sakınca olmamalıdır. Hattâ Hak dini onlara tebliğ etme gayesine yönelik olarak onların oturup kalktıkları yerlere gidip fırsat buldukça onlara Hak dini tebliğ etmeleri ve onları da imana davet etmeleri ümmet-i davet olmanın tabii bir neticesidir.

Ancak bu görevi yerine getirirken İslâm'ın ve ilmin şerefini, izzetini, vakarını, değerini de korumalıdır. Din ile, mukaddesat ile, dînî değerler ile alay edecek veya hafife alacak kimselere, onların toplantılarına gidip de "Onlara İslâm'ı tebliğ edeceğim" derken İslâm ile alay edilmesine fırsat vermiyecek, kendi izzet- nefsini düşündüğü gibi Hakk'ın izzet-i nefsini korumayı da hedefleyecektir. Şayet böyle bir öngörü olmaksızın herhangi bir inançsızlar topluluğuna Din-i mübin-i İslâm'ı tebliğ etmeye gitmişse bu esnada muhataplarında Kur'ân ile, mukaddesat ile alay eder bir tavır gözlemlerse derhal o işi bırakıp o inançsızlar topluluğunu kendi inkâr ve küfürleri ile, şeytanları ile baş başa bırakacaktır. Onlar hakkında yapacağı tek doğru iş kalmıştır: Hidayetlerine düa etmek.

En doğrusunu Allah bilir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.