Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kitab'a Güzelleme...


“Kur’an öyle bir zenginliktir ki;  artık ondan sonra bir fakirlik ve onun dışında bir zenginlik yoktur.” 

-Surelerin isimleriyle-

Taala’nın adıyla...

Bir önsöz ile başladı Rahman olan Rab kitabına, bir açılış diledi gönüllerde...

Eylül renkli Buzağı’nın öyküsüne Musa’nın güz sarısı imtihanını sindirdi evvel, sonra İmran ailesinin mümtaz macerasını anlattı. Kadınlar hakkında emretti emrettiğince; gökten Sofra’lar indirdi İsa’ya indirdiğince. Etinden ve sütünden ve gücünden haram ile helali ayırdı Hayvanlar’ın.

A’raf’ta en ince kabuğundayken cennet ile cehennem, Ganimetler paylaşıldı hak üzre. Bir Tevbe’nin kanadında idi. Yunus’ta gördüğümüz iman, Ad ile İrem üzre at sürdü Hud adlı bir sultan. Gönüller ferahı Yusuf lirik bir aşk oluverdi Ken’an’da; korkunun ve umudun şimşeğine bir Gök gürültüsüyle yandı yanan da.

Yâd et o zamanı ki hani İbrahim Kâbe’ye ilk taşı koymuştu ve Hicr kentinden Semud ile Eykeliler Lut’u yalanlayıp kovmuştu. Hatırla!.. Ne hoştur, renk renk, çiçek çiçek ballarıyla bir Balarası; ne güzeldir Mirac’da Gece yürüyüşüne çıkar gibi Kutlu Sevgili gece yarısı. Hani yedi er vardı bir Mağara’da, bir de Kıtmîr; hani âbide Meryem bir çocuk doğurmuştu ruşen–zamîr?!..

Ta–Hâ!..

Peygamberler aşkına!.. Kâbe ve Zemzem aşkına; hurma ile Hac aşkına... “Muhakkak ki Mü’minler felaha ermişlerdir.” Ve Nur ile küfrü Ayıran’dır bu kitâb; arz ile semada bu kitaba hayrandır her hitab. Hiçbir kelam, hiçbir söz, eş olmaz bir harfine; Şairler şöyle dursun, övgüsüne aciz kalır şiirler bile. Öyle ya, Karınca Süleyman ile bahs edebilsin mi; Hikayeler hakikate gidebilsin, Örümcek aslanı yedebilsin mi? Bu kitab ki, Rum’un elbette mağlub olduğunu da, Lokman’ın Secde ederek hitmetle dolduğunu da, Ordular’ın ahvâlini de, Sebe kentinin hâlini de bize dosdoğru anlattı. Bu kitap ki, Yoktan Yaratan’a özge bir sanattı.


And olsun göğe ve Burçlara ve Gece yıldızına! Rabb’ın Pek yüce adını anarak and olsun Sarıp bürüyen kıyamete... Ve and olsun Tan vakti’nde kutsal Belde’leri kuşatan rahmete. Güneş’e de and olsun, Geceye ve Kuşluk vakti’ne de... 

Ya–Sîn!..

Saf saf duranlar aşkına!.. Ve Sad aşkına... “Ve kâfir olanlar, Bölük Bölük cehenneme sevk edilmişlerdir.” Mü’minse açıklayarak göğsündeki imanı, ve Danışarak nefsindeki gümânı... Namazı dosdoğru kılarak ve Altın ile mücevherlerden manevi süsler alarak girer yola. Ne zifiri gölgeli alev saçan Duman’lar, ne Diz Çökenler ve vuruşarak koşanlar, ne de Kum Tepeleri’nce zulümlere batanlar onu döndürebilir yolundan. Övülmüş Elçi’dir ki ona Feth’i müjdelerdi; altından ırmaklar akan Odalar müjde verdi.

Kâf!..

Tozu dumana katanlar aşkına!.. Tur dağından Yıldız doğar, Ay çıkar. Rahman “Kıyam et!” dediyse elbet Kıyamet çıkar. Dağlar pamuk pamuk atılır çevremizde, Demirleri eriten Mücadele çatılır çehremizde... Bir Toplanış’la toplandığında, İmtihan olunan kadın da... Saf tutmak üzere Toplanma gününde Münafıklar adında... Bilecekler elbet gerçek Kâr–zarar gününü, anacaklar elbet Efendim’in adını ve ününü. Boşanmanın bir yük, Haram kılmanın bir yok olduğu o günde, hani dönecek ya her şey Mülk’ün sahibine!.. Hani yazan Kalem, yazacak ya Hakikati yeniden ve yine O Kalem ne güzel yazdı!.. Yüksek makamlara yazınca peygamberler kaderini, Nuh’u Tufana yazdı, denizler yana yazdı.

Cinler aşkına!.. Örtünüp bürünen ile Örtüye bürünen eşit yaşayacak Kıyamet’i elbet, ve gümüş tepsilerden saçılacak cennet baharları ayaklarına nevbet be nevbet. İnsan ki Gönderilenlerden almışken Haberini sorgunun suâlin, nasıl da Çekip çıkardı haramını helâlin ve nası Yüz çevirdi cemîlinden Cemâl’in? Ah gafil insan!..

Güneş Dürüldüğü ve gök Ayrıldığı vakit, Ölçüde hile yapanların vay haline!.. Vay haline onların sema Yarıldığı vakit!..

And olsun göğe ve Burçlara ve Gece yıldızına! Rabb’ın Pek yüce adını anarak and olsun Sarıp bürüyen kıyamete... Ve and olsun Tan vakti’nde kutsal Belde’leri kuşatan rahmete. Güneş’e de and olsun, Geceye ve Kuşluk vakti’ne de... “Senin göğsünü ferahlatacak biçimde Açmadık mı” buyuranın ahdine de... O gün inananların açık olacak gönülleri, ve açılacak gönüllerde gülleri.

İncir’e ve zeytine and olsun ki, “O, insanı bir Kan pıhtısından yarattı.” ve Kadir gecesinde üstüne rahmet rahmet, Açık bir belge olan Kitab’ı attı... Artık, “Yer şiddetli bir Sarsılışla sarsıldığında” ve Hızlı Koşanlara çarpıldığında, Kıyamet, gözyaşlarınca Çoklukları bir bir boşaltır yokluklara. Zaman’a yemin olsun ki, artık masumlara El ve dille sataşanlar o gün zilletle ziyandadır; Rabb’ın Fil sahiplerine yaptığınca, ve Kureyş’in verilmesi gerekeni vermeyen inada saptığınca hasretle hüsrandadır...

Kevser hakkı için ey kutlu er! Mühürlü kalpler, almazsa haber, taşıma keder. Madem Kafirler, Yardımı terk eder, dağlasın ciğer, bırak olsunlar heder. Ve eli kuruyasıcanın eli Kurusun... Sen ki Rahman’ın özge kulusun, hemen Allah’a yönel, İhlas’a çark et. Tan yeri yeniden sökülürken, İnsanlar dehşetle dökülürken, hemen Allah’a sığın, kulluğu fark et.

 

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İskender Pala

1958, Uşak doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan Edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan Edebiyatı’nın halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi. “Divan şiirini sevdiren adam” olarak da tanınan İskender Pala, Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından “Uşak Halk Kahramanı” seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Katre-i Matem ve Şah&Sultan adlı romanlarının baskıları yüz binlere ulaştı, pek çok ödül aldı. Evli ve üç çocuk babası olan Pala, halen Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin