Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Peygamber'i Bir Haftaya Sığdırmak


Rabb'e itaatin bütün mekân ve zamana nüfuz ettiği ve hiç bir boş alanın bırakılmadığı İslam ile manevi yönelişleri ancak belli çizelge ve takvimlere hapseden bir anlayışın uyuşması pek mümkün gözükmemektedir

Gerçekten de açılmayan kapılar önünde dikilmiş, yorgun ve bitkin bir görüntü nakşeder tarihe modern insan. Zira maddi cihette gösterdiği ilerleme sayesinde elde ettiği anahtarlar, yüzyılların sorunlarından kurtuluşu ifade eden kapılara hâlâ uymamaktadır. Tüm dünyaya empoze edilen modernizm, çözümü yanlış yerde aramıştır hep. Ruh ve bedenden oluşan insanın manevi isteklerine karşı kayıtsız kalırken kendi kaderinin tek hakimi olarak ilan ettiği insanı yalnızlığa mahkum etmiş; mükemmel bir gelecek fikrine odaklarken de mutsuzluk ve hırçınlığa itmiştir. Sufi felsefeci Frithjof Schuon, modern insanı, "anahtar koleksiyoncusu" olarak tanımlar. Çok sayıda anahtarı olan, ancak onlarla kapı açmayı beceremeyen bir koleksiyoncu. Şüpheciliği yüzünden kavramlar arasında bocalayan, düşüncelerini ancak yüzeysel bir şekilde "tasnif" edebilen, derinliğine "tahkik" edemeyen, kendine umutsuzluk lüksünü ikram eden konfor düşkünü biridir Schuon'a göre modern insan.

İnsan hayatını farklı bölmelere ayırarak şekillendirmek isteyen Batı düşünce tarzının eskiden beri taşıdığı temel bir yanlıştır bu tavır. Hayatın her alanını farklı tanrıcıkların sorumluluğuna yükleyerek kutucuklara ayıran pagan dünya görüşünden hâlâ kurtulamamıştır Batılı düşünce tarzı. Ortaçağlar boyunca dünyayı hor görerek yükselen Katolik kiliseye karşı, bu sefer maneviyatı hor görerek yükselen maddeci bir anlayış gelişmiştir. Maddiyat ile maneviyat arasındaki ayrım, esasında yeni bir yaklaşım değildir Batı için. Ayrıştırma değil, ayrı kategorilere verilen önem değişmiştir zaman içinde.

Hiçbir zaman manevi köklerinden tam anlamıyla kopamamış olan Müslümanlar dinî endişe ve arayışlarını dahi, modernizmin kalıpları içinde yeni formüller üreterek çözüme ulaştırma eğilimi göstermişlerdir. Hz. Peygamber'in müminlerin hayatlarına "kutlu doğum" ile girişi de bize bu sürecin bir armağanıdır.

Bu tür bir hümanizm anlayışı ile İslam'ın insan tasavvuru arasında ciddi farklılıklar olduğu ortadadır. İslam, yeryüzünde yaşayan ve türlü dünyevi ihtiyaçları olan insanın, zihnî ve ruhi melekelerle donatıldığına; onun tüm yaratıkların en üstünü olarak, yaratılmış düzenin Allah'a karşı sorumlusu olduğuna vurgu yapar. Ve ondan, bahşedilmiş melekeleri ile kendisini değil, Rabbi'ni yüceltmesini ister. Rabb'e itaatin bütün mekân ve zamana nüfuz ettiği ve hiç bir boş alanın bırakılmadığı İslam ile, manevi yönelişleri ancak belli çizelge ve takvimlere hapseden bir anlayışın uyuşması pek mümkün gözükmemektedir.

Bununla birlikte modernizmin 15. yüzyıldan itibaren maddi alanda sağladığı üstünlük karşısında gerileyen Müslümanlar, arayı kapatmak için, modernizmden bir süreliğine ödünç aldıkları yöntemleri, zaman içinde benimsemişlerdir. Öyle ki, hiçbir zaman manevi köklerinden tam anlamıyla kopamamış olan Müslümanlar dini endişe ve arayışlarını dahi, modernizmin kalıpları içinde yeni formüller üreterek çözüme ulaştırma eğilimi göstermişlerdir.


Hayatın içinde hak ettiği yeri bulamayan tüm değerli varlıklar için "özel günler" icat eden modernizmin bir tüketim aracı kılınamaz Hz. Peygamber.

Dinin manevi enerjisinin sürekli yenilenmesinde en büyük vasıta olan Hz. Peygamber'in müminlerin hayatlarına "kutlu doğum" ile girişi de bize bu sürecin bir armağanıdır. Yeni bir vahyin mümkün olmadığı, ancak manevi bir yenilenmenin söz konusu olabildiği modern zamanlarda, Hz. Peygamber'in hayata ve insanlığa "özel günler"in dar ve kalıplaşmış figürleri ile takdim edilmesi bir tesadüf eseri değildir. Bir taraftan kutsallaştırılan, ama kutsallaştırıldıkça da ötekileştirilen ve bizim bugün yaşadığımız hayatın dışına itilen Peygamber'e, bir ölçüde yakışıksız bir çağrı yapılmaktadır esasında. Zira Peygamber'e gitmeye değil, onu yanımıza getirmeye; sorunlarımızı ona taşıyarak çözmeye değil, vicdanen rahatsızlığını hissettiğimiz manevi açlığımızı yatıştırmaya yönelik, ucuz bir davetiyedir aslında çıkardığımız.

İlk vahyin tazeliğiyle beslenmek için ne takati ne de vakti kalmıştır modern insanın. Cennette iken bile dünyaya temayül etmiş insanoğlunun yeniden yükselişi için terlemesi, pişmesi gerekirken, Müslümanların böyle kolaycı tercihlerle hakikate talip olmaları da oldukça modern bir yaklaşımdır esasında. Hayatın içinde hak ettiği yeri bulamayan tüm değerli varlıklar için "özel günler" icat eden modernizmin bir tüketim aracı kılınamaz Hz. Peygamber. Sahabenin gözünü açtığı gibi, inananların gözlerini açmadıkça; öğrenmek sevdasıyla, çıkmazları aşmak arzusuyla yüreklerden kopup gelen can alıcı soruların muhatabı olmadıkça, inananlara rehberlik edemez, etmez Allah Resulü.


O'nu sahiplenme, O'nu anlama gayretinin ilk basamağı değil; belki bir son sahnesi olmalı "kutlu doğum". Kutlanırken kutsanıp hayatın içinden koparılmamalı Peygamber.

O'nu sahiplenme, O'nu anlama gayretinin ilk basamağı değil; belki bir son sahnesi olmalı "kutlu doğum." Kutlanırken kutsanıp hayatın içinden koparılmamalı Peygamber. Kutlanan her şey gibi özne olmaktan çıkarılıp, nesne kılınmamalı. Din, ibadette az olsa da devamlı olanı makbul sayar. Peygamber sevgisi, hayatın içine inmeli; kapanmış tüm kanallarımızı açmalı; insan olmanın sorumluluğunu yüklerken omuzlarımıza, kul olmanın hazzını sunmalı ruhlarımıza. 

Peygamber sevgisini topluma yeniden hatırlatma maksadı güden bir dizi toplantı ve sosyal organizasyonlarla Peygamber'i anmanın gerekli olduğu iddia edilebilir hiç şüphesiz. Ancak "kutlu doğum" haftasının, esasında hayatın dışına itilmiş bir Peygamber tasavvurunu beslediği de gözlerden uzak tutulmamalıdır. Yoksa farkına varmadan, tıpkı Hz. İsa'nın yeniden dirilmesini kutlamak amacıyla her yıl Nisan ayında kiliseyi dolduran cemaatin ilahi sesleri arasında paskalya mumunun ateşlenmesi ile başlayan Paskalya Yortusu gibi, keza yine Nisan ayında Yahudilerce, Musa ve halkının Mısır'dan kaçışlarını yad eden ve Firavun'dan kaçanların aceleyle bekletmeden pişirip yanlarına aldıkları ekmeklerle andıkları Hamursuz Bayramı gibi, "kutlu doğumu" da metalaştırır; özel gün ve haftalarla parsellenmiş takvimin Nisan gündemi olarak takvimlere hapsederiz. Kendine has ritüelleriyle bugün sadece İsrail'de değil, tüm dünyada dindar olmayan Yahudilerin bile kutladıkları bir bayram olarak karşımıza çıkan Hamursuz gibi, folklorik bir kadere mahkum ederiz "kutlu doğumu". 

Oysa, modern hayatın içinde çaresizlik üreten inananların en büyük sığınağı olmalı Sevgili Peygamber. O her gün hayatlarımıza yeniden doğmalı; algılarımızı, inançlarımızı, yüreklerimizi sarsarak tazelemeli ki, bu tazeleniş, onun mesajından uzak kalmış insanlara da geleceği aydınlatan etkili bir davet olsun.

 

Yorumlar

 
Şeyma GÜLDAŞ
Şeyma GÜLDAŞ24.04.2015

Müslümanlar olarak dini şuurlu yaşayanların şuursuz yaşayanlara oranının gerçekten çok az olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple aslında bu peygamber yaşantısı hayatımızın her anında hatırlanması gereken bir olgudur. Ne yazık ki hatırlanmayan bir hayat yaşamamız bizi bu etkinliklere muhtaç bırakıyor. Böylelikle her yıl insanlara belli bir ayın belli bir günü dayatılıyor. O gün hatırlanıyor fakat ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor. Bu da müslüman toplum olarak ne büyük bir zaafımızın olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu özel günlerin(anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, doğum günü vs. ) batılı modernistler tarafından hayatımıza girdiği ve o gün sahiplerini değersizleştirdiği de göz ardı edilmemeli. Bu kapsama ''Alemlere Rahmet Peygamber''in de dahil olması biz müslüman alemi için çok acı...

24.04.2015

 

Nazım YILDIRIM
Nazım YILDIRIM25.12.2014

Elbette Peygamber '' modern hayatın içinde çaresizlik üreten inananların en büyük sığınağı olmalı . O her gün hayatlarımıza yeniden doğmalı; algılarımızı, inançlarımızı, yüreklerimizi sarsarak tazelemeli ki, bu tazeleniş, onun mesajından uzak kalmış insanlara da geleceği aydınlatan etkili bir davet olsun.'' Amenna.....

lakin bir çok insan tam da burada '' Hz Peygamber'' le dolaylı ve/ veya dolaysız bununla tanışıyor. Örneğin Diyanet İşleri başkanlığımız bu vesileyle binlerce '' Hz Peygamberin İzinde '' kitabını dağıttı. Belki usulde eksiklikler olabilir, ama daha farklılaştırılarak düzgün zeminde yürütülmeli...
Güzel paylaşımlarınız için teşekkürler..

25.12.2014

 

Mücahit KAYA
Mücahit KAYA15.04.2014

Öncelikle Nihal hanımı tebrik ediyorum. Gerçekten isabetli noktalara dikkat çekmiş. Üstünde durulması gereken bir realite olarak; peygamberi sadece "kutlu doğum haftası" olarak belirtilen süreçte, hatırlamanın -yâd etmenin- yeterli olmadığına, peygamberin her zaman ve her yerde, O'nun ( sav ) hayatımızda yer edinmesi gerektiğine vurgu yapılmış. Sema Ergüven hanımın, öz itibariyle bu realiteyi göz ardı edip yanlış ifadelerde bulunduğunu düşünüyorum. Saygılar..

15.04.2014

 

Fatma Bayram
Fatma Bayram14.04.2014

Tesbitlerin büyük çoğunluğuna katılıyorum Nihal Hanım. Resmi kurumlarda (mesela çocuk yuvalarında) Peygamberimizi anmanın sayısız faydası yanında benim kutlu doğum haftası hakkındaki en ciddi endişem dini bir kutlamayı miladi takvimle yapmayı başlatan ilk müslüman toplum olarak tarihe geçecek olmamızdır. Keşke Mevlid Kandilini bu şekilde resmi olarak kutlayabilseydik. (Kandil kutlamalarının dahi tartışmalı olduğunu unutmadan) kutlamaları olmayan bir dinin kitleselleşmesinin imkansızlığını da düşünelim derim. Muhabbetle...

14.04.2014

 

isa sarıkaş
isa sarıkaş07.01.2013

Evet yazınız gerçekten çok güzel, Allah sizden ve size emeği geçenlerden razı olsun, İşte sizinde söylediğiniz gibi Hz. Peygamberi belli bir günün kutlamalarıyla takvimlere hapsetmekten kurtarmanın yolu, bütün müminleri kadın erkek herkesi yeniden Hz peygamberle buluşturmaktır. Bu buluşmada ancak hadis ilmini ve hadis metinlerini sağlam bir silsileyle okumak, okutmak ve öğrenmekle olur.
Rabbimiz bizlere hayatımızın her anında karşımıza çıkan problemlere Hadisi Şerifler deryasından çözüm bulabilecek yakınlığı nasip eylesin.

07.01.2013

 

Nimet  Er
Nimet Er25.04.2012

Nihal Hanım, mesele büyük ve önemli.Bu konuya tüm inanların pencerelerindeki eğriliği düzeltip bakması icap ediyor. Kaleminize sağlık.

25.04.2012

 

şule bertan
şule bertan24.04.2012

yüreğinize sağlık nihal hanım. duygularıma düşüncelerime tercüman olduğunuz için. böyle bir yaklaşımda yalnız olmadığımı bilmek hakikati anlatmma yolunda daha da bir güç verdi.

24.04.2012

 

sorgunkml.Sorgun /Yozgat
sorgunkml.Sorgun /Yozgat24.04.2012

Nihal Hanım'ı her zaman kutluyorum. Peygamber efendimizi her saniye, her dakika gönlümüzde taşımak, Onun gibi düşünmek, Onu hatta kanımızın akışında duyabilmek, Şairin dediği gibi, ( bir damla yağmurda ben olsaydım). İnsanı dünyada mutlu, Ahirette ise kurtuluşa götürür. Allah Resulü'nün hayatı tüm Müslumanlar için örnek ve modellerin en güzelleriyle doludur. Selam olsun onun yolunda yürüyenlere, Onun yolu Mevlaya gider. Bu güzel emeklerinizden dolayı size çok teşekkür ederim. Daha sizden çok güzel esrler bekliyoruz, Gülnihal hanım. tarih öğretmeni.

24.04.2012

 

Elif Geniş
Elif Geniş20.04.2012

Başka söze ne hâcet...Teşekkürler

20.04.2012

 

Mehmet Karaca
Mehmet Karaca18.04.2012

Allah ve Rasülü razı olsun...

18.04.2012

 

 

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin