Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Şair Hansa

Kadınların içinde biri vardı ki söylediği şiirler herkesi hayretler içinde bırakıyor ve zamanın en büyük erkek şairlerinden evla görüldüğü oluyordu. Kelimelerin ince nüanslarını açıklarken savaşın, kederin, ayrılığın, işrakın, duhanın, vaktin, kılıcın, alındaki beyazlıkla mutlak beyazlık arasındaki farkın, daha nice manaların içine girip en yetkin kelimelerle hakikati çekip çıkarıyordu şiirini söylerken. Herman Hesse’in bazı Avrupalı yazarlar için söylediği gibi kendi hayatının şiirini yazanlardandı o. Peygamberimiz’in bize örnek gösterdiği şair Hansa idi.



Ondan ne zaman söz edilse Peygamberimiz “örnek bir İslam kadını” buyururlardı. Şiiri, hicreti, şehitlerin analığıyla, derin imanıyla içimize işleyen biri...

Şairlik; İslam öncesinin, Cahiliye zamanının gözde işi... İlkel kabile savaşları şiirin kanlı arenasıydı aynı zamanda. Meydanlardaki kahramanlıklar, fedakârlıklar, üstünlük ve zaferlerden şiirlerde övgüyle bahsediliyor, kaybedenlerin acıklı hali ifşa ediliyordu. Şairler savaşların ateşine odun taşıyan mısralarıyla bizzat savaşın bir parçasıydılar: yüreklendirme, hiciv, mersiye, fahr ve fahşa... Cahiliye ve İslam dönemlerini aynı ömür içinde yaşayan ve iman eden kimi şairler bu sefer de Hz. Muhammed (sav)'e övgüler dizmişlerdir. Raşit halifeler döneminde Cahiliye’de meşhur olmuş şairlerin şiirleri, İslam’a intisap ettikten sonra metih, hamaset ve vasf gibi formları korudularsa da içerikleri radikal biçimde değişti. Çünkü Raşit Halifeler, İslam esaslarına uygunluk göstermeyen, kabile savaşlarını körükleyen hicivlere karşı çıkmış ve eskiden öyle olsa da artık şiirin kardeşlik bağlarını zedeleyip kalpleri örselemesine razı olmamışlardı.

Fakat öte yandan İslam öncesi şiirinin ezberlenmesini ve nesilden nesle aktarılmasını teşvik de ediyorlardı ki İslam ve Kur’ân ne öngördü, nasıl bir Cahiliye’yi ortadan kaldırdı anlaşılsın. Çünkü toplumsal hayattaki müptezellikler, iyilikler, üstünlük iddialarına ilişkin adaletten yoksun değer yargıları ve daha birçok hissiyat, şiire bire bir yansımış durumdaydı. Kur’ân ve Hadis’in dil inceliklerini anlamak için aykırı şeyler de bulunsa şiirdeki belagate, gramere hâkim olmak gerekli görülüyordu. Bana kalırsa buradan sanat adına genel çıkarımlarda bulunmak da mümkün. Doğrudan Kur’ân’a yönelip yaşadığımız birikim alanına aldırmadan doğrunun mahiyetini derinlikle kavramak mümkün görünmüyor. İnsanlığın kendini ifade etmeye, tecrübesini aktarmaya çalıştığı disiplinlere bigâne kalırsak Kur’ân’ı da anlayamayız. Sanatın, edebiyatın, sinemanın, düşünce üreten ekollerin içinden geçip geniş çemberler, helezonlar çizdikten sonra merkeze yöneldiğimizde Kitab’ın muradına yaklaşabiliriz.

Arap âleminde toplumlarının efendisi sayılan şairler yoksul bile olsalar siyasi görüşmelere katılıp fikirlerini beyan ediyorlardı, öyle ki bir kabilenin şairi yoksa o kabile utanç ve zelillik içinde, onuru müdafaa edilemeden öylece ortada kalıyordu. Kavimlerin kahramanlıkları ancak şiirle tescil edilip kayda geçiyor, namları böylelikle gelecek kuşaklara intikal edebiliyordu. Hatıraları canlı tutan en önemli bilgi kaynağı... Bugünden bakıldığında tarih, sosyoloji, bilgi ve hikmetin membaı olarak da anılabilir. Öte yandan şairler kâhinlik de yapıyor ve gelecekten haber verebiliyorlardı. Bu da onlardaki yarı tanrısal gücü açıklayabilir. İnsanüstü görülen, haşyetle bağlanılan sihirli insanlar...

Şiir söylemekle şiir okumak da ayrı ayrı yetenekler olarak ortaya çıkmıştı. Bir seferinde şiirini okuyan Kürt kadın şairi dinliyordum; Gûlizer.. Yavaşça bir ezgiye dönüştürdü şiirini ve şarkısını söylemeye başladı. Ne kadar sarsıldığımı hatırlıyorum. Dile gelmez, büyülü bir andı. Adonis, Cahiliye Dönemi Arap şiiri için sözellik kavramını kullanır. Arap şiirinin şarkı olarak doğduğunu söyler. Ezgi formu, sözün özellikle de yazının hayat veremediği duyguları aktarıyordu insanlara. Bu ürpertici etkiyi sağlayan şair ile sesi, konuşma diliyle ezgi arasındaki ilişkiydi.

Altın suyuna batırılarak yazılan ve Kâbe’nin duvarına asılan şiirler -sayıları on oluyor ve bunlara Muallaka deniliyor- Arap şiirinin en güzel örnekleriydi. Cahiliye Devri’nin şaheserleri olarak kabul ediliyorlar; savaşların kesildiği, barış günlerinde dinginlik içinde oluşan jüriler önünde okunarak özenle seçiliyorlardı. Muallakalar, dönemin sosyal hayatının yaşandığı çevrenin özelliklerini belgesel tadında gözler önüne seren, insanlara bir hikâyesi olduğunu bildiren şiirler. Cahiliye şiirinin, yazılmadan yıllarca hafızalarda kalması, onların hayata, toplumun ortak duygularına sıkı bir şekilde bağlı kalmasıyla ilgili. Neredeyse kitle iletişim aracı görevi de görüyorlardı. Şiirde ruh ile bedeni uzlaştıran bir güç vardı. Gramer, retorik ve müzik iç içe. Müziğin nerede başladığı, sözün nerede girdiği belli olmazdı. Ruhun ve sesin hareketlerinin uyumu. Şair, toplumdan söz ederken aynı zamanda kendinden söz ediyordu. Aslında zamanına tanıklık eden delillerdi her bir şiir.


Hicaz’daki Ukaz Panayırı’nda şiiri seçilen on kişiden biri olmuştu Hansa. Çok meşhur bir Arap şairinin torunuydu. Peygamberimiz’i işitir işitmez çocuklarını alıp Medine’ye hicret etmiş, ailece Müslüman olmuşlardı. 

Hansa’nın Şiiri

Celal ve Cemal Aynasında Kadın kitabında Cevad Amuli, “Şiir ve Edebiyatta Dahi Kadınlar” başlığını açar ve bize Hansa’yı anlatır. Bölgede kurulan en meşhur ve büyük panayır olan Hicaz’daki Ukaz Panayırı’nda şiiri seçilen on kişiden biri olmuştu Hansa. Çok meşhur bir Arap şairinin torunuydu. Peygamberimiz’i işitir işitmez çocuklarını alıp Medine’ye hicret etmiş, ailece Müslüman olmuşlardı. Kumarbaz kocası, Hansa’nın da kendisinin de bütün mal varlığını bu uğurda tüketip eşini ve çocuklarını zor duruma sokunca üvey kardeşi Sahr ona sahip çıkmıştı. Önceden de şiirler söylüyordu söylemesine ama asıl şair olarak anılması, kardeşlerinin bir kabile savaşı sırasında ölümü üzerine yazdığı mersiye ile oldu. Öz kardeşi Muaviye hemen ölmüş, ablasına ondan daha cömert ve fedakâr davranan üvey kardeş Sahr ağır yara almıştı. Yarayı bir yıl tedavi eden Hansa’nın kardeşinin iflah olmayıp ölmesiyle söylediği “Raiyye” başlıklı kaside, bütün dil ve belagat ustalarını hayrete düşürdü. Peygamberimiz de kimi şiirlerinden hayrete düşmüş hayranlığını dile getirmişti. Şiiri kusursuz görülen bir şairdi.

Hansa imana hemen açmıştı kalbini. Peygamberimiz hak dini duyurduğunda Cahiliye kibriyle erkek ve kadın birçok ileri gelen kişi hemen reddetme yoluna giderken o, şairliğinin dehasıyla hakikati kavramakta gecikmemişti.

Kelimelerin gücünü ne kadar iyi tarttığına dair bir örneği Amuli’nin kitabından okumak lazım (s. 275). Zamanın en iyi şairlerinden Hassan bin Sabit kendini en büyük şair ilan edince Hansa, okuduğu kasidenin en çok güvendiği beytini, beytül gazelini yeniden okumasını istemişti. İki mısradaki her bir kelimeye getirdiği şerhlere hayranlık duymamak mümkün değil. Peygamberimiz’in önümüze örnek olarak koyduğu kadının profili böyle yüksek işte.

Onun şair yüreği öyle hassastı ki Peygamberimiz’in ölümünden sonra nice mersiyeler dizdi. İslam için yapılacak Kadisiye savaşı öncesinde dört oğlunu toplayıp yaptığı vasiyet onu eşsiz kılıyor. Onları derin bir şefkatle süzdükten sonra söyledikleri:  “Dünya, ahiret karşısında değersizdir; payidar olan yurt, payidar olmayan yurttan daha iyidir. Dininiz için çalışın ve cepheleri sıcak tutun. Soylu bir anne babadan geliyorsunuz ve bunu göstermenin zamanı. Siz kendi iradenizle Müslüman oldunuz ve kendi iradenizle hicret ettiniz.” Onları cesaretlendirmek için de Âl-i İmran’ın son ayetini okumuştu; sabırda yarışmaktan, nöbetleşmekten söz eden ayet; “savaş cephesinin ısındığını, tandırın kızdığını gördüğünüz zaman ekmeği tandırdan alın; bu durum iyi bir durumdur artık geri dönmeyin” diyordu çocuklarına. “Şimdi tandır ısınmıştır” sözü Peygamberimiz’e atfedilir. Hansa da elbette ondan işitmiş ve bunu kullanmıştır.

Onun şair yüreği öyle hassastı ki Peygamberimiz’in ölümünden sonra nice mersiyeler dizdi. İslam için yapılacak Kadisiye savaşı öncesinde dört oğlunu toplayıp yaptığı vasiyet onu eşsiz kılıyor. Onları derin bir şefkatle süzdükten sonra söyledikleri:  “Dünya, ahiret karşısında değersizdir; payidar olan yurt, payidar olmayan yurttan daha iyidir. Dininiz için çalışın ve cepheleri sıcak tutun. 

Kadisiye savaşında meydan savaşı ısınmış şahadet pazarı kurulmuştu. Oğullarına “böyle bir fırsatı ganimet bilin, Allah için koşun” diyen bir şairle karşı karşıyayız. Kendinizi ortaya koyun, canınızı bu güzel alışverişte esirgemeyin. Kitaplar, sabah olunca dört kardeşin de erkenden cepheye gidip en ön saflara atıldıklarını yazıyor. Savaşırken annelerinin onlara vasiyetinden recezler söylüyorlarmış. Hepsi peş peşe şehit düşmüşler sonra.  Haber ulaştığında Hansa, "beni onların ölümüyle şereflendiren Allah’a hamd olsun" demişti. Böyle görür gibi iman edenlerin, vaat edilenlere bila-tereddüt inananların zamanı. Çok ciddiyetle ahirete inanılıyordu o zamanlar.

Amuli’ye göre böyle yürekli erkekler, mesela Ebu Zer’ler bolca anılıyor ve daha çok erkeklerin kahramanlıkları nesilden nesle iletiliyor. Kadınlar da böyle anılsaydı kimse onlardan kararsız, naif, zavallı, korkak diye söz edemezdi.

Hansa oğullarına “bu savaş eski savaşlarımız gibi basit çıkarlar uğruna yapılan çapulculuk ve yağmacılık savaşı değil. Elleriyle yaptıkları putlara tapan, kız çocuklarını diri diri gömecek kadar vahşileşen putperestlere hak ve adaleti gösterme savaşı, ta kumandanlarının yanına kadar ilerleyin onunla çarpışın” diyordu. Bu sözler diğer sahabeleri de coşturmuştur. Savaşın zaferle sonlanmasında bu kelimelerin payı var. Ondan ne zaman söz edilse Peygamberimiz “örnek bir İslam kadını” buyururlardı. Şiiri, hicreti, şehitlerin analığıyla, derin imanıyla içimize işleyen biri.

Şiir her zaman kanla yazılıyor. Hayatın tam içinden süzülüyor. İnsanlar başkalarının hayatına bakarak roman yazabilir, bir şeyler uydurabilir, ama kanından geçirmeden şiir yazılamaz. Hansa, şiir yazan Melek Arslanbenzer’in, Fatma Çolak’ın, Fatma Şengil Süzer’in, Zeynep Arkan’ın, Ayşe Sevim’in ve daha nice şiirini dalgalandıranların pîridir; bunu böyle bilmek gerek.

Yararlanılan Kaynaklar:

Murat Özcan, "Cahiliye Dönemi Arap Edebiyatında Şiir Sanatı", Eski Yeni, 2007 Bahar, S. 5.

Adonis, Arap Poetikası, çev. Emrullah İşler, Yapı Kredi Yayınları, 2004.

Cevad Amuli, Celal ve Cemal Aynasında Kadın, çev. Ejder Okumuş, İnsan Yayınları, 2008.

 

 

Yorumlar

 
Ali Rıza ORHAN
Ali Rıza ORHAN10.04.2013

2013 Kutlu Dogum haftası kapsamında M. Fethullah Gülen Hoca efendinin sonsuz nur 2 kitabında ismi zikredilen şair sahabe hanım hakkında detaylı bilgiyi sayenizde edindim.Allah razı olsun

10.04.2013

 

NESRİN KUNDAK
NESRİN KUNDAK24.05.2012

sizin kaleminizle bu güzide hanımı tanımış oldum...teşekkür ederim

24.05.2012

 

Yıldız Ramazanoğlu

1958 Ankara doğumlu. Ankara Kız Lisesi’ni ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Birçok süreli yayında denemeler ve hikâyeler yayınladı.  -KiTAPLARı- Bir Dünyanın Kadınları ( Ekin yay, 1998, İstanbul) Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü (editör) (Pınar yay, 2000, İstanbul ) Derin Siyah – Hikâye (Söylem Yay, 2002, Selis yay, 2006, İstanbul) TYB Hikâye Ödülü İkna Odası  - Roman   (Timaş Yay, 2008) İçimden Geçen Şehirler –Deneme (Selis yay, 2005, İstanbul) Kırmızı – Hikâye (Selis yay, 2006, İstanbul) Zilha Günü – Hikâye (Timaş Yay, 2008) Bağdat Fragmanı -Deneme (Timaş yay, 2008) TYB Deneme Ödülü Angelika -Hikâye (Timaş Yay. 2010) Eskader Hikâye Ödülü

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin