Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

Gökhan Kırdar: Sanatı, Tanrının Sanatı Üzerine Kurmalısınız

İlahi kavramlarla sanatımı birleştirmeye çalışıyorum. Zaten ancak bu amaçla ürettiğiniz zaman sanat eserleriniz derinlik kazanır.

ImageSonpeygamber.info bu Ramazan ayında da sizleri farklı isimlerle buluşturmaya devam ediyor. Gerek şarkıları gerekse de yaptığı film ve dizi müzikleriyle büyük beğeni toplayan Gökhan Kırdar'la sanatsal serüveninden Ramazan'a dek pek çok konu hakkında gerçekleştirdiğimiz bu bir nefeslik söyleşiyi zevkle okuyacaksınız.

-Bir sanatçı olarak toplumumuzdaki din algısı hakkındaki gözlemlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

-Ben, sanatçı olarak baktığım zaman bize öğretilen inancın tamamıyla ilahi aşk üzerine kurulduğunu görüyorum. Bizim inanışlarımızda Tanrı'ya âşık olmaktan bahsedilir. Bu, diğer ülkelerdeki İslam anlayışından biraz daha farklıdır şu yönüyle; bizler Tanrı'dan korkan değil O'nu seven, O'na aşkla bağlanmayı öğütleyen bir felsefeyle yoğrulduk. Ben de bir sanatçı olarak kadın-erkek arasındaki aşk ilişkisinin neticesinde aşkın, kişiyi Tanrı'ya ulaştırmak için bir sembol olduğunun üzerinde durmaya çalışıyorum.

-Bu durum eserlerinize yansıdı mı?

-Bütün eserlerimde görünüşte bir romantizm, bir kadın-erkek ilişkisi olsa da alt metinde her zaman bir ilahi aşk duygusu üzerinde durmaya çalışıyorum. Sonuçta bizler; eğer bir anneye, bir çocuğa ya da bir sevgiliye aşk duygusu besleyebiliyorsak ancak Tanrı'nın aşkına ulaşabiliriz.  Bestelediğim "Yerine Sevemem", "Üstüme Basıp Geçme", "Dayan Kalbim", "Bu Aşk", "Yağmur" gibi şarkılarımda hep aşkın üzerine durmamdaki sebep, içimdeki "mutlak aşk"ı vurgulamaya yönelikti.

Biz materyalizm üzerine kurulmuş bir yüzyıl geçirdik. Geçtiğimiz dönem, çok ağır bir endüstrileşme ve şehirleşme süreci yaşadık. Bu şehirleşmenin; sonuçta insanları yalnızlığa götüreceğini, yalnız kalan insanın da Tanrı'ya yöneleceğini düşünüyorum.

GELENEKTEN GELECEĞE

-Bu söyledikleriniz akla hemen klasik edebiyat ve musikimizin sanat felsefesini getiriyor. Geleneksel olanı bu şekilde modern biçimlerle yeniden yorumlarken nasıl bir yol izliyorsunuz veya izlemek gerekir?

-Gelenekçi bir yaklaşım sergiliyorsanız ya geleneği olduğu gibi devam ettirmek ya da onu yeniden yorumlamak zorundasınız. Birincisi bana pek yakın gelmiyor çünkü Tanrı yaratmaya, evren genişlemeye devam ediyor.  Bu yüzden sadece geçmişte kalan olgularla günümüzü yaşamaya çalışmak; Tanrı'nın söylemine de ters davranmak gibi geliyor bana. Ama geleneği tamamen geride bırakıp sadece bugünü yaşamaya çalışmak da O'nun istediği bir şey değildir bence. Yeni yüzyılları, hem geçmişe hem geleceğe ait olanı bir arada düşünerek sağlıklı bir duyguyla yaşayabiliriz ancak. O yüzden ben, yaptığım eserlerde hem geleneksel sazlar hem de fütüristik, geleceğe ait sazlar kullanıyorum.

Yeni yüzyılları, hem geçmişe hem geleceğe ait olanı bir arada düşünerek sağlıklı bir duyguyla yaşayabiliriz ancak. O yüzden ben, yaptığım eserlerde hem geleneksel sazlar hem de fütüristik, geleceğe ait sazlar kullanıyorum.

SANAT TANRI İÇİN YAPILMALI

-Dinî-tasavvufî sanat birikimimizle bugün nasıl bir ilişki kurulabilir?

Image-Ben zaten bu birikimin, estetik ve zamana uyarlama anlamında birtakım eksiklikleri olduğu için bu tür besteler ve sanatsal çalışmalar yapıyorum. İlahi kavramlarla sanatımı birleştirmeye çalışıyorum. Zaten ancak bu amaçla ürettiğiniz zaman sanat eserleriniz derinlik kazanır. Sanatı, sadece yeryüzünde yaşanan sıradan insan hayatı üzerine değil Tanrı'nın sanatı üzerine kurmalısınız. Yaptığınız sanatın Tanrı'yla bağlantısını kurduğunuz sürece eseriniz, bir estetik derinlik kazanır. Çünkü Tanrı için beste yapmak; ilahi kavramlardan esinlenerek bir sinema filmi çekmek, bir roman yazmak çok farklı bir şeydir. Bütün sanat dallarında bu bakış açısı hâkim olursa sanatın değerinin de yükseleceğini düşünüyorum. Yoksa siz gündelik insan hayatı üzerine kurulu bir sanatla insanlara da bir şey veremezsiniz. Çünkü insanlar onu zaten yaşıyorlardır. İnsana faydalı olan, manevi derinlik içeren sanat eserleridir. Bu da sadece ilahi düşünceyle, ilahi amaçla yapılan sanatla ortaya konulabilir. O yüzden sanatın, halk için değil Tanrı için yapılması lazım. Halk için yapılacak olan sanatın, Tanrı için yapılacak sanatla ortaya çıkacağını; sadece halk için yapılan sanatın kâr amaçlı sanat olduğunu düşünüyorum. Bu tip bir sanat; bir şey kazandırmayan, günlük duyguları sömüren bir sanattır.

POPÜLER MÜZİĞE BAŞKALDIRI

-1993'teki ilk çıkışınızda popüler değil de şiirsel müziği tercih etmenizin sebebini de bu bağlamda değerlendirebilir miyiz?

-Benim o yola giriş nedenim tamamen söylenmeyeni, söylenmeyen yerden söylemeye çalışmaktan kaynaklanıyordu. Birilerinin onların içine girip popülizm denen ticari amaçlı o yaşam stilinin, sözüm ona sanat ortamının içerisinde doğru bildiklerini söylemesi gerekiyordu. Bu tip düşünceleri olan sanatçıların, sistemden uzak durmamaları gerekir. Sistemin içerisinde durup bildiklerinizi söyleyeceksiniz. Sistemin dışından sistemi eleştirmek kimseye bir şey kazandırmaz. Bu, korkaklıktır. ,

Ramazan, insanın kendisini zorlaması anlamına gelmez. Aksine olup biteni anlaması açısından önemli bir dönemdir.

YALNIZ KALAN İNSAN TANRI'YA YÖNELİR

-Başta genç nesil olmak modern kuşakların din ve manevi dinamiklerle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Bu, biraz da zamanla anlaşılabilecek bir şey. Biz materyalizm üzerine kurulmuş bir yüzyıl geçirdik. Geçtiğimiz dönem, çok ağır bir endüstrileşme ve şehirleşme süreci yaşadık. Bu şehirleşmenin; sonuçta insanları yalnızlığa götüreceğini, yalnız kalan insanın da Tanrı'ya yöneleceğini düşünüyorum. Endüstrileşme ve şehirleşmenin korkulacak bir şey olduğunu düşünmek yerine bunların, Tanrı'nın bir planı olduğunu ve bu plan sonucunda bütün yolların O'na çıkacağına inanıyorum. Bu anlamda yaşadığımız dönemin gençliğini değerlendirmek için çok erken. Panik yapmamak ve Tanrı'ya güvenmek gerek.

‘HER ZAMAN NEFSİMİ DİZGİNLERİM'

-Geçmişten bugüne doğru bakarsak, hayatınızda Ramazan'a nasıl bir anlam biçiyorsunuz?

-Ramazan döneminin geri kalan on bir ayda yaşadığımız özgürlüklerin ne kadar anlamlı, güzel ve önemli olduğunu anlamamız ve kendimizi dizginlememiz açısından bir fırsat olduğunu görürüz. Ramazan, insanın kendisini zorlaması anlamına gelmez. Aksine olup biteni anlaması açısından önemli bir dönemdir. Bunu ne kadar yerine getirebildiğimi, bu dönem içerisinde kendimi ne kadar eğitebildiğimi sorarsanız... Benim, senede bir ay değil, hayatımın tamamında nefsimle uğraşan bir yapım olduğu için her zaman kendimi dizginlemek gibi bir felsefem vardır.

-Geçmiş Ramazanlarla bugün arasında bir mukayese yapsak neler söylenebilir?

-Son yıllarda Ramazan ve bayramların tatil günleri gibi algılandığını, bazı şeylerin içinin boşaltıldığını görüyoruz.

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

-İnşallah sadece Ramazan ayı boyunca değil bütün bir yıl boyunca Tanrı'nın kurmamızı istediği şekilde bir dengeyi sağlarız.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.