Dosyalar
Hepimiz Aynı Gemideyiz
 

Hz. Peygamber'in Toprakla İlgili Tavsiyeleri


Çevre dostu bir peygamberin uygulamalarında çevrecilik, sadece çevreye zarar vermeyi engellemeye çalışmak değildir. Çevreyi imar etmek ve güzelleştirmek de çevrecilik anlayışının bir gereğidir.

Tabiatla iç içe yaşayan Hz. Peygamber, çocukların yetişmesi için toprakla oynamalarının faydalı olduğunu söylemiştir.[1] Toprak, hem özümüzü oluşturması hem temizleyicilik vasfı ve hem de gelişimimize katkıda bulunması bakımından tabiî dengesini muhafaza etmemiz gereken çevre unsurlarından birisidir. Allah Rasûlü (sav), hiçbir kimseye ait olmayan toprakların işlenmesi halinde arazilerin imar eden kişilere verilmesi[2] gerektiğini belirterek, kullanılmayan toprakların verimli hale dönüştürülmesini sağlamıştır. Bazı rivayetlerde ise toprak sahiplerinin arazilerini boş bırakmamaları gerektiği ve hatta arazilerini ekmeye gücü yetmeyen kimselerin bile kira bedeli almadan topraklarını işletmeleri[3] teşvik edilmiştir. Şüphesiz bu beyanlar, toprağın her durumda faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini öngörmektedir.[4] Bu münasebetle şimdi de toprağa bağlı olarak çevre ve sağlık açısından önemli faydalar sağlayan ağaç dikimi, orman ve milli park oluşturma konularında Müslümanların zihniyet dönüşümünü sağlayabilecek Nebevî söz ve uygulamalardan bahsedelim.

A- Ağaç Dikmeye Teşvik

Çevre sağlığı açısından ağaçların önemi büyüktür. Hava, su ve toprakla ilgili pek çok konu ağaçla yakından ilgilidir. Havanın zararlı gazlardan temizlenmesi, toprak kaymalarının ve sellerin önlenmesi ağaçların varlığına bağlıdır. Kur'ân'da ağaç Allah’ın büyük nimetlerinden biri olarak zikredilmekte[5] ve çeşitli vesilelerle gökten suyun indirilerek toprağın yeşilliklerle canlandırıldığı ifade edilmektedir.[6] Kur’ân’ın cennetle ilgili tasvirlerinde, onun ağaçlı olduğu vurgulanmaktadır.[7] Kur’ân’daki bu tasvirler, sanki müminlerin üzerinde yaşadıkları vatanı, ahiret cennetlerine benzetmeleri için zikredilmiştir.[8]

Çevrenin yeşillendirilmesi ve ağaçlandırılmasını teşvik eden pek çok hadis, bize ekolojik sünnet hakkında malumat sağlamaktadır. Her fırsatta ashabını ağaç dikmeye ve çevreyi imar etmeye teşvik eden Hz. Peygamber’in birçok hadisi çağları aşan mesajlar içermektedir.[9] Öyle anlaşılıyor ki Hz. Peygamber, Müslümanları ağaç dikmeye teşvik için bu fiile ibadet boyutu kazandırmıştır. O’na göre dikilen ağaçlardan insan veya diğer varlıklardan herhangi birinin yararlanması halinde, ağaç sahibi sevap kazanacaktır.[10]

Çevre dostu bir peygamberin uygulamalarında çevrecilik, sadece çevreye zarar vermeyi engellemeye çalışmak değildir. Çevreyi imar etmek ve güzelleştirmek de çevrecilik anlayışının bir gereğidir. Medine’ye göç ettikten sonra Hz. Peygamber, ağaç dikimini teşvik etmiş ve yeşil bakımından fakir olan çevre dokusunu değiştirme adına ağaçlandırma faaliyetlerine katılmıştır. O, hürriyetini elde edebilmesi için üç yüz veya beş yüz fidan dikmek zorunda kalan Selmân-ı Fârisî’ye ağaçları açılan çukurlara yerleştirmek suretiyle yardımcı olmuştur.[11]

Sahabenin çevre ve ağaç dikme konularında gösterdiği titizliğin diğer ilginç bir örneğine ise Hz. Ömer’de rastlıyoruz. Umâre b. Huzeyme şahit olduğu şöyle bir örnek davranışı naklediyor: ‘Hz. Ömer’in babamla yaptığı şu konuşmayı işittim. O, babama soruyordu: “Tarlana ağaç dikmekten seni alıkoyan nedir?” Babam: “Ben çok yaşlanmış bir kimseyim, belki de yarın öleceğim” diye cevap verince, Hz. Ömer: “Sana emrediyorum, oraya mutlaka ağaç dikeceksin” dedi. Hz. Ömer’in, babamı gayrete getirmek için, onunla birlikte elleriyle ağaç diktiğini gördüm.” [12]  Bu konuda bir örnek de Hz. Osman’la ilgilidir. Abdurrahman b. Abdullah anlatıyor: “Hz. Osman geç vakitlerde ağaç dikmekte iken bir adam yanına gelmişti. Onu ağaç dikmekle meşgul görünce: ‘Ey Müminlerin Emiri! Bu vakitte de mi dikiyorsun?’ diye sordu. Hz. Osman ise ona ‘Bana uğradığın vakit beni, böyle hayırlı bir iş yaparken yakalaman, bana, beni bozgunculardan biri gibi boş ve aylak bulmandan çok daha hayırlı ve çok daha sevimlidir’ diye cevap verdi.”[13] Bu rivayetlerdeki anlayış, Hz. Peygamber’in kıyamet kopmaya başlasa bile Müslüman’ın elindeki ağacı dikmesi gerektiği nasihatinin sahabe şuurunda yankı bulmasının bir meyvesidir. Nitekim ashab, ömürlerinin son anlarına ve günün geç saatlerine kadar çevrelerini yeşillendirmekten vazgeçmemişlerdir.

Bütün bunlara ilaveten Hz. Peygamber, yeşilliğin ölülere bile yararı olduğunu bildirmiştir.[14] O, iki mezar arasından geçerken bir ağaç fidanı istemiş ve onu iki mezarın arasına dikmiştir. Bu davranışının sebebi kendisine sorulduğunda ise, yeşilliğin devam ettiği sürece onların azabının hafifleyeceğini belirtmiştir. Muhtemelen bu rivayet, mezarlıklara koyu yeşil yaprak dokusu ile uzaktan dikkatleri cezbeden selvi ağaçlarının dikilmesi geleneğine etkili olmuş olabilir. Ancak genel manada, bu rivayetin Müslüman mezarlıklarının diğer milletlerin mezarlıklarına göre daha yeşil olmasını gerekli kılmaktadır. Fakat başta Çanakkale olmak üzere bütün şehirlerimizdeki mezarlıklarda durum, bunun tam tersidir. Bu mezarlıkların çoğu, yabanî otlara bürünmüş olup rastgele taşların bulunduğu bir harabe görünümündedir.

b- Ağaçların Korunması

Daha yeşil, daha yaşanılabilir bir çevre için Hz. Peygamber, gereksiz yere ağaçların kesimini yasaklamıştır. Mesela bir rivayete göre O, bu çerçevede sidre (kiraz) ağacının haklı bir maksada yönelik olmadan kesilmesini eleştirmiştir.[15] Bir diğer rivayette ise ağaçların hayvanlar için sığınak görevi gördükleri ve bundan dolayı onların kesilmelerine karşı çıktığı nakledilmiştir.[16]Diğer taraftan O, ağaca bakış açısını sadece “dikmek veya kesmek” kavramlarıyla sınırlandırmamış, aynı zamanda mevcut ağaçların incitilmemesi gerektiğini de ifade etmiştir. Nitekim bir rivayette elinde sopasıyla ağacın dal ve budaklarını kırıp döken bir bedeviyi görünce, onu bu davranışından dolayı uyarmıştır.[17] Hz. Peygamber, her vesileyle ağaçlara şefkat ve merhametle yaklaşılması gerektiğini vurgulamıştır. Râfi’ b. Amr çocukken karnını doyurmak için Ensar’dan birisinin hurma ağacını taşlayınca, Hz. Peygamber ona son derece şefkatli bir üslupla “Evladım, ağaçları taşlama, dibine düşenleri al, ye!” buyurmuştur. [18]

Hz. Peygamber’in ilkelerine göre, savaşa giden ordu bile çevre ahlakının bir gereği olarak ağaçları kesemez, meyve bahçelerini yakamaz, tarlasında çalışanları rahatsız edemez, tarım ürünlerini ve hayvanları tahrip edemez.[19] O’nun öngördüğü bu ilke ve prensipler, tamamen tabiatın ekolojik dengesini korumak için alınan önlemlerdir. Ayrıca bu önlemler, Hz. Peygamber’in ağaç ve toprağı ekip biçme konularındaki duyarlılığını da ortaya koymaktadır. Bu rivayetlerin aksine O’nun savaş taktiği olarak bir kısım hurma ağaçlarını kestirdiği de nakledilmiştir.[20] Ancak O’nun düşmanın meyve ağaçlarını kesmesindeki gayesi, insanı korumak, daha fazla kan dökülmesini önlemek, düşmanın moralini kırmak ve düşmanı teslim olmaya zorlamaktır. Kur’an ayetlerine de konu olan hurma ağaçlarının kesimi[21] meselesi, zorunluluğa binaen yapıldığı anlaşılmaktadır. Eğer ağaçlar, saklanma yeri olarak kullanılıp İslam ordusu yıpratılmaya çalışılıyorsa, savaş stratejisi olarak maksadı aşmamak üzere kesilmelerinde bir sakınca yoktur. Aksi takdirde ağaç kesimi hoş görülmemiştir.[22]

Hz. Peygamber’in ağaçlar konusunda gösterdiği bu titizliği, rahle-i tedrisinde yetişen sahabede de görmek mümkündür. Örneğin; Hz. Ebû Bekir’in Şam'a sevk ettiği orduya hitaben yaptığı konuşmadaki şu sözleri konumuz açısından kayda değerdir: “… Davanıza ihanet etmeyin. Savaşta bile insaftan ayrılmayın. Çocukları, yaşlıları ve kadınları öldürmeyin ve zulmetmeyin. Hurma ve diğer meyve ağaçlarını, koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin, telef etmeyin. Kiliselerde ibadete çekilenlere rastlarsanız onları ibadetleriyle baş başa bırakın. Size yiyecek, içecek ikram ederlerse Bismillah demeden yemeyin, içmeyin…”[23] Görüldüğü gibi, Müslümanların savaşta bile çevre dokusunu tahrip etmeme sorumluluk ve görevi vardır.

Hz. Peygamber’in ilkelerine göre, savaşa giden ordu bile çevre ahlakının bir gereği olarak ağaçları kesemez, meyve bahçelerini yakamaz, tarlasında çalışanları rahatsız edemez, tarım ürünlerini ve hayvanları tahrip edemez. O’nun öngördüğü bu ilke ve prensipler, tamamen tabiatın ekolojik dengesini korumak için alınan önlemlerdir.

C- Orman Tesisi

Çevre sağlığı ve yeşil saha meselesinde Hz. Peygamber’in gösterdiği hassasiyetlerden bir tanesi de orman tesisidir. Nitekim O, Medine yakınlarındaki “Zureybu't-Tavîl” ismiyle bilinen alanın ormanlaştırılması için çaba göstermiştir. el-Belâzurî (ö.279/892)’nin rivayetine göre İbn Cü’dübe ve Ebû Mansûr şöyle demişlerdir: Hz. Peygamber, Zûkard Gazvesi’nden dönerken, Zureybut-Tavîl mevkiine gelince, Ensar’dan Benî Hârise: “Ey Allah’ın Rasûlü! Burası bizim deve ve koyunlarımızın otlağıdır, kadınlarımızın dolaşma için çıktığı yerlerdir” dediler. Bu sözleriyle onlar el-Ğâbe’nin yerini kastediyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: ‘Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı olmak üzere bir ağaç diksin!’ diye emretti. Bu emir üzerine ağaçlar dikildi ve el-Ğâbe (orman) husûle geldi.[24] Bu rivayete göre, eğer ormandan yararlanmamız gerekiyorsa, prensibimiz “yenisini dikmek şartıyla ancak ağaç kesilebilir” olmalıdır. Hz. Peygamber’in ormandan yararlanma konusundaki bu politikası gerçekten önemli ve bugün de çevrecilere ışık tutacak mahiyettedir. Bizler, ormanları tahrip ettikten ve eko sistemdeki yan etkilerini gördükten sonra önemini anladık. Ancak yukarıda naklettiğimiz rivayetlerden anladığımıza göre Hz. Peygamber, konuya daha geniş bir perspektiften bakmış ve çağlar ötesine ışık tutacak uygulamalar başlatmıştır.[25] Nitekim O, bir taraftan şehrin yakınında onun tabii güzelliğine, havasının tasfiye ve temizlenmesine ve insanların dinlenmesine mahsus ormanlar bir diğer ifadeyle milli parklar; öte taraftan şehirden uzaklarda kurulacak ve odunundan düzenli bir şekilde yararlanılacak ormanlar oluşturulmasını tavsiye etmiştir.[26]

Hz. Peygamber’in doğal kaynakların korunması, kollanması ve geliştirilmesiyle ilgili zikrettiğimiz bu rivayetlerdeki emir ve yasaklamaları, ümmetin çevre bilincini şekillendirmeye yönelik sünnetler olarak yorumlayabiliriz. Ayrıca Yüce Allah’ın tabiattaki ayetlerini koruyup gözetmeyi ve geliştirmeyi öneren bu sünnetleri, dinî tebliğin bir parçası olarak nitelemek de mümkündür.[27] Bu durumda Hz. Peygamber’in bu konulardaki teşvik ve tavsiyeleri, hangi sahaya girerse girsin, onun ümmeti için uyulması gereken bir sünnettir. Hem maddi, hem manevî, hem dünyevî, hem uhrevî faydaları sebebiyle bu sünnet de en az diğer sünnetler kadar sevaplara sebep olacaktır.[28] Bu nedenle Hz. Peygamber’in öğretilerini ve talimatlarını göz önüne alarak yeşil bir dünya için tutumlarımızı gözden geçirmeli ve hadis kitaplarının çeşitli bölümlerinde unutulan bu sünnetlerin yeniden ihyasını canlandırmamız gerekmektedir. Şüphesiz hadislerdeki bu talimatlara bağlı kalınsa, günümüzde çevreye duyarlı bir Müslüman profilinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bugün çevrenin korunması ve çevre sağlığı ile ilgili konularda hazırlanacak hukukî dayanaklarda bile Hz. Peygamber’in çevreyle ilgili öğretilerinin ihmal edilmemesi gerekir.

d- Dokunulması Yasak Yeşil Alan (Haram Bölge) Fikri

Hz. Peygamber’in çevreyle dostluğu söz konusu edildiğinde, O’nun yeşil alanları oluşturmaya yönelik tavsiye ve kararlarından da bahsetmek gerekir. Modern anlamda “Millî Park” olarak isimlendirdiğimiz yeşil alanların Hz. Peygamber tarafından oluşturulma fikrinin kaynağı, şüphesiz Yüce Allah’tır. Nitekim bu durumu Hz. Peygamber şöyle ifade etmiştir: “Mekke’yi haram kılan Allah’tır. Onu insanlar haram kılmamıştır.”[29]Bu hadiste belirtilen dokunulmaz bölgenin ağacını kesmek, otunu yolmak, kuş ve diğer yabanî hayvanlarını avlamak yasaktır. Dolayısıyla bu bölgeyi çağımızın, canlılara ve bitki örtüsüne zarar verilemeyen doğal sit ve yeşil alanı olarak nitelendirmek mümkündür. Aslında yeşil kuşak/sit alanı uygulaması, Arapların Hz. İbrahim’den beri bildikleri bir yaklaşımdır.

Yeşil kuşak uygulaması Mekke’den sonra Medine’de de devam etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber, Hayber seferinden dönerken Medine’ye yaklaşınca, şehre işaret ederek, “Ya Rabbi! Hz. İbrahim’in Mekke’yi yasak kılması gibi, ben de Medine’yi yasak kıldım. Onun iki kayalığı arası haramdır”[30] buyurmuştur. Bu bölgenin ağaçlarının kesilmesi, yapraklarının koparılması, otlarının yolunması ve hayvanlarının öldürülmesi yasaktır.[31] Bir rivayete göre Hz. Peygamber, söz konusu kurallara uymayanların cezalandırılacağını söylemiştir.[32] O’nun bu uyarısını çevre ve unsurlarının korunması hususunda ümmetinden titiz davranmalarını ve bu konuda hukukî müeyyideler hazırlamalarını istediğine hamledebiliriz.

Hz. Peygamber tarafından haram bölge (doğal dokuyu bozucu faaliyetleri yasaklama) olarak ilan edilen yerler, sadece Mekke ve Medine’den ibaret değildir. Taif halkının isteği üzerine, şehrin vadisinde benzer yasakların uygulanmasına dair hükümler koymuştur.[33] Tayy ve Cüreyş kabileleri de kendi arazilerinin koruma altına alınmasını Hz. Peygamber’den istemişler, o da onların isteklerini kabul etmiştir.[34] Gerek bunlar ve gerekse Medine’deki uygulama, daha çok ekolojik gayelere ve yöre insanının kendi çevrelerindeki bitki ve hayvan potansiyelini koruma amacına yöneliktir. Ancak Mekke’deki uygulama ise dinî içeriklidir.[35] Görüldüğü gibi Hz. Peygamber, ancak günümüzde farkına varılan ve ihtiyacına inanılan milli park, sit alanı ve yeşil alan gibi çevrecilik faaliyetlerini asırlar önce başlatmıştır. Şüphesiz şehirler inşa olunurken O’nun bu tavsiye ve öğretileri dikkate alınsaydı, şehirlerin her tarafı beton yığınına dönüşmemiş olurdu.[36]

 

Not: Bu yazı Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Akyüz'ün “Çevre Dostu Bir Peygamber: Hz. Muhammed” adlı makalesinden alınmıştır.


Dipnotlar:

1. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VI, 140.

2.  Malik b. Enes, Ekdiye, 26–27; Buharî, Hars, 15; Ebû Davud, Harâc, 37; Tirmizî, Ahkâm, 38; Darimî, Buyu’, 65; İbn Hanbel, age. III, 303–304, 327–328, 356, 363, 381.

3.  Buharî, Hars, 18; Hibe, 35; Muslim, Buyu’, 87–98.

4.  Dartma, age. s. 38.

5.  Şuarâ, 26/132–134; Kur’an’da ağaçla ilgili birçok ayet vardır. Ağaçla ilgili ayetler, ilk sürelerden son sürelere kadar Kur’an’ın her tarafında dengeli bir şekilde serpiştirilmiştir. Bu durumu İbrahim Cânan şöyle izah etmiştir: “ Pek sık olan bu hatırlatmalar Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okuyan bir kimsenin zihninde ağaç imajını her an canlı tutar. Böylece ağacın içtimâî ve medenî hayattaki ehemmiyetini canlı ve cazip bir şekilde görüp, anlayan mü’min ağaç dikimine büyük bir şevk ve ihtiyaç duyar.” bk. Cânan, age. s. 52.

6. Secde, 32/27; Fâtır, 35/27; Nebe, 78 /14–16

7. Ra’d, 13/35.

8. Bu konuda geniş bilgi için bk. Cânan, age. ss. 52–62.

9. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. “Bir Müslüman ağaç diker de bunun meyvesinden bir insan, bir yabani hayvan, kuş yahut başka bir canlı yerse, muhakkak o yenilen şey onun için bir sadaka hükmüne geçer” bk. Buharî, Hars, 1; Hibe, 35; Muslim, Musâkât, 7–12.

2. “Bir kimse bir ağaç dikse o ağaç meyve verdikçe, sevabı ağacı dikene yazılır” bk. İbn Hanbel, age. V, 415; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, IV, 148.

3. “Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah tarafından ücretlendirilir. İnsan ve hayvan ondan faydalanınca orayı ihya edene sadaka yazılır” bk. Darimî, Buyu’, 65; İbn Hanbel, age. III, 313, 327, 338, 356, 381.

4. “Her kim, zulme ve tecavüze yer vermeden bir dikimde bulunacak olsa, bu diktiği şeyden Allah’ın herhangi bir mahlûku faydalandığı müddetçe bu, kendisi için kesintisiz devam eden manevi gelir kaynağı olur” bk. İbn Hanbel, age. III, 438.

10. Macit, Yunus, “Sünnet Verileri Işığında Çevre Eğitiminin Esasları”, Hadis Tetkikleri Dergisi, Yıl:2005, c. III, sayı:2, İstanbul 2005, s. 125.

11. İbn Hanbel, age. V, 440.

12. Hindî, Alâuddin Ali el-Muttakî, Kenzü’l-‘Ummâl fî Süneni’l-Akvâl ve’l-Ef’âl, thk. Safvet es-Sekkâ, Bekrî el-Hayyânî, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut ts., III, 909.

13. Hindî, age. III, 909.

14. Buharî, Vudû, 56; Cenâiz, 81; Edeb, 46; Muslim, Tahâret, 111.

15. Ebû Davud, Edeb, 159.

16. Abdurrazzâk b. Hemmâm, age. V, 201.

17. İbnu’l-Esîr el-Cezerî, Ebu’l-Hasen İzzuddîn Ali b. Muhammed, Üsdü’l-Ğâbe fi Ma’rifeti’s-Sahâbe, Nşr. Halid Abdulfettah Şibl, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1417/1996, VI, 351.

18. Tirmizî, Buyu’, 54; İbn Mâce, Ticârât, 67.

19. Abdurrazzâk b. Hemmâm, age. V, 220.

20. Buharî, Tefsiru’l-Kur’an, 59; Muslim, Cihad, 29–30.

21. Haşr, 59/5.

22. Macit, Yunus, “Savaş Kuralları Açısından Hz. Peygamber’in Sünnetinde Doğal ve Fizikî Yapının Masuniyeti”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl:2005, c.V, sayı:4, Samsun 2005, ss. 104–109.

23. Taberî, Ebû Ca’fer Muhammed b. Cerir, Tarihu’l-Umem ve’l-Mulûk, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1407, II, 246.

24. Belâzurî, Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Yahya b. Câbir el-Bağdadî, Futûhu’l-Buldân, thk. Abdullah Enîs et-Tabbâ’- Ömer Enîs et-Tabbâ’), Müessesetu’l-Meârif, Beyrut 1407/1987, s. 17.

25. Özdemir, age. s. 164.

26. Cânan, age. s. 82.

27. Martı, Huriye, Hadisler Ekseninde Çevre Ahlakı, Etkileşim Yayınları, İstanbul 2013, s. 130.

28. Cânan, age. s. 68.

29. Buharî, Cezâu’s-Sayd, 8.

30. Muslim, Hac, 475; Tirmizî, Menâkıb, 67.

31. Muslim, Hac, 458, 464; İbn Hanbel, age. I, 318.

32. Ebû Davud, Menâsık, 95, 96.

33. Vacc/Taif Vadisi’nin dikenli çalıları ve ağaçları kesilmeyecek; av hayvanları da öldürülmeyecektir. Bunlardan herhangi birini ihlal eden biri olursa sopalanacak ve elbisesi de soyulup alınacaktır. Eğer biri taşkınlık yaparsa/haddi aşarsa, yakalanıp Peygamber Muhammed (sav)’e getirilecektir. Bunu Allah elçisi Muhammed (sav)’in emriyle Halid b. Sa’îd yazdı. bk. Abd b. Humeyd, age. s. 34; Ebû Davud, Menâsık, 93, 94; İbn Hanbel, age. I, 165.

34. Sarıçam, İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, DİB Yayınları, Ankara 2005, s. 332.

35. Martı, age. s. 133.

36. Sarıçam, age. s. 332.

Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/2 Winter 2014, p. 107-126, Ankara.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.